Dün 18 Mart’tı. Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferinin 103. Yıl dönümüydü. Tüm yurtta coşkuyla kutlandı.

Tam bu kutlamalar sırasında, normal şartlarda aylarca süreceği beklenilen Afrin şehir merkezinin düştüğü haberi, o anda Çanakkale’de, 18 Mart’la ilgili konuşma yapmakta olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm ülkeye duyuruldu.

Sahada verilen mücadeleyi yakından takip eden biri olarak, öncelikle şunu ifade edeyim ki başta bu harekâta komuta eden 2. Ordu Komutanı Korgeneral Metin Temel ve her türlü olumsuz şartta bütün benlikleriyle orada savaşan askerlerimize minnet borcumuz vardır. Onlar her türlü takdirin üzerindedir. Bu harekâtta aziz canlarını veren 46 şehidimizi rahmet ve şükranla anıyorum. Gazilerimize Allah’tan şifa diliyorum…

Orada teröristlerle göğüs göğüse gelince savaş uçağına üzerine bomba atmasını isteyecek kadar yürekli askerlerin, hemen 100 metre önündeki terörist mevzilerine topçu ateşi isteyecek kadar (Bu çok riskli bir istektir. Çünkü topçu atışlarında 100 metrelik sapmalar olabilir. Yani ateşlenen top mermisi dost kuvvetlerin üzerine düşebilir) topçusunun liyakatine inanan, silah arkadaşına güvenen cesur Mehmetçiklerin varlığını bilmek çok gurur verici.

Böylesi bir başarıya sevinmek, kendini Türk Milletinin parçası gören herkesin hakkı…

Hele bu başarının 18 Mart’a denk gelmesi.

Ya bu sevinilesi kazanımın harekâta başlanılan günden tam 57. gün sonraya rastlaması…

Sanki Çanakkale’de destansı kahramanlıklar sergileyen, o zamanki rütbesiyle Yarbay Mustafa Kemal’in emrindeki kahraman 57. Alay’a bugünden bir selam duruşu.

Sanki olanlar ilahi bir tesadüf gibiydi.Her ne kadar dünyada olan biten hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanan birisi olsam da bunu böyle görmek istiyorum.

Lakin…

Herkesin mutlu ve moral bulduğu bir günde pişmiş aşa su katan olmak istemem.

Ama…

Kafamda istifam yaratan bazı hususlara dikkat çekmezsem de bu milletin bir çocuğu olarak kendimi gerçekten kötü hissedeceğim.

Bizlere düşen, takım galip geldiğinde dahi aksayan, sorun olarak görülen, ileriki maçlarda sıkıntıya sebep olacak şeyleri gündeme getirerek karar vericilerin dikkatini çekmektir…

BAB’IN EN AZ ON KATI BÜYÜKLÜĞÜNDE…

Hemen ifadeye edeyim ki söz konusu harekâtın bu kadar kısa sürede bitmesi çok büyük bir sürprizdir.

Bakıldığında karşımızda; tam 5 yıldır Afrin ve çevresini modern biçimde tahkim eden; pek çok beton korugan, kule, mevzi ve kilometrelerce uzayan yer altı tünelleriyle yerleşim yerlerini yeraltından birbirine bağlayan; bölgeyi iyi tanıyan,yıllardır savaşın içinde kalmış, özellikle şehir savaşında oldukça tecrübe kazanmış ve Suriye’de ABD’nin net desteğini almış ve modern silah, araç ve gereçlerle donatılmış bir PKK/PYD örgütü var.

Kasaba denilen Afrin şehir merkezinin nüfusu 600 bini çoktan aşmış. Yani daha önce IŞİD’in elinde bulunan El Bab’ın en az on katı büyüklüğünde oldukça devasa bir şehir burası aslında.

***

Düşünün yıllarca kendilerine karşı yapılacak bir harekâta hazırlık yapmış binlerce PKK/PYD militanı, en modern silahlarla sizi bekliyor.

Müsaadenizle bir kıyas yapalım.

Malum daha önce başarılı bir harekâtla ele geçirdiğimiz El Bab 60 bin kadar bir nüfusa sahipti.

Afrin ile kıyaslanmayacak kadar düz bir arazide konuşlu idi. Buraya yapılan harekât 5,5 ay sürdü.

Her harekâtın farklı şartları, kısıtları, zorluklarını da göz ardı etmeden bu kıstasa göre en azından çok daha çetin ve geniş arazi yapısına sahip, şehir merkezinin nüfusu El Bab’tan çok daha fazla olan Afrin’in tamamen kontrol altına alınması, en azından El Bab’tan daha fazla sürmesinin düşünülmesi doğal olandır.

Bu kıstaslara göre, daha şehre ulaşılmamışken dahiyetkililerin “Birkaç gün içinde Afrin’de kontrolü sağlayacağız” demesine karşı, beynimizde “mümkün değil” karşılığını oluştururken, koskocaman şehrin herhangi bir çatışma yaşanmadan bir gün içinde kontrol altına alınmasının, , bu örgütü tanıyan biri olarak “öleceklerini anladılar arkalarına bakmadan kaçtılar” söyleminin kafama tam oturmadığını ifade edeyim…

Evet, anlaşılan örgüt, bunca hazırlığına rağmen bölgeyi terk etmiş. Hatta önemli miktarda ağırlıklarını da bölgede bırakarak muhtemel Münbiç ile Fırat’ın doğusuna geçmişler görünüyor. Söz konusu çekilme, onların hamisi durumundaki ABD yetkililerinden müsaade almadan yapılamaz.

Elbette bunda askerlerimizin harekâtı çok başarılı sürdürmesi ve teröristler üzerinde ağır bir baskı oluşturmasının büyük payı var.

ABD’liler için çok da önemli olmadığını düşündüğüm PKK/PYD kayıplarının bu çekilmede payı ne kadardır bilemiyorum.

İlerde bazı şeylerin daha iyi anlaşılacağını görebilir, daha sağlıklı yorumlar yapabiliriz.

***

Şöyle ya da böyle askerlerimizin sınır ötesi çok başarılı bir operasyon yaptığı ortadadır. Afrin gibi terörist yuvası haline gelmiş bir bölgenin temizlenmesi ve kontrol altına alınması kadar, Türk Ordusunun, pek çok olumsuzluğa rağmenyeniden eski gücüne kavuşmaya başladığını göstermesi açısından çok sevindirici bir durumdur.

Yıllardır FETÖ’nün militanlarınca içten içe çürütülmesine, 15 Temmuz’da yapılan ağır saldırıya rağmen, Türk Ordusunun toparlanmaya, yaşanan travmadançıkmaya başladığının işaretlerini alıyoruz…

Bu mutluluk ve umut verici…

AFRİN ASKERİ AÇIDAN OPERATİF, SİYASİ AÇIDAN TAKTİK BİR SAHADIR

Bazı çekincelerimize rağmen unutmamamız gereken önemli şeyler bulunuyor.

Afrin ile elde edilen pek çok şey var. Öncelikle yukarıda da belirttiğim gibi 15 Temmuz’dan sonra çok güç kaybettiği düşünülen Türk Ordusunun yeniden toparlandığını bu harekâtlarda başarı sağlayarak da moral değerlerini artırdığını, düşmana korku saldığını görüyoruz.

Afrin’in kontrolüyle; Fırat’ın batısı, Münbiç hariç, malum koridora kapatılmış oldu.

Afrin’in kontrolüyle; Fırat’ın batısında sınırların güvenliğini sağlanarak, Türkiye’ye yapılacak terörist sızmalarına, sınır boyundaki meskun mahallerde yaşayan insanlara yapılan saldırılara tedbir getirildi.

Afrin’in kontrolüyle; Suriye kuzeyinde olası oluşturulmak istenen devletçiğin Akdeniz’e çıkışının önündeki en önemli engel Hatay’a girişte atlama taşı durumundaki Afrin’in kontrolüyle, Hatay uzaktan savunulmuş oldu.

Afrin’in kontrolüyle; PKK/PYD kontrolündeki iki bölge arasında sıkışmış bulunan Cerablus-Azez-El Babbölgesinin bu sıkışmışlıktan kurtarılması sağlandı.

Afrin’in kontrolüyle; bundan sonra yapılacak diplomatik girişimlerde elimiz güçlendi…

Ama…

***

Unutmayalım ki Afrin askeri açıdan operatif, siyasi açıdan taktik bir sahadır. Hem askeri, hem siyasi açıdan stratejik saha, ABD’nin kırmızı çizgim dediği (Münbiç için de aynı şeyi söyledi, ancak kararlı davranıldığında orayı da terk edeceğinden şüpheniz olmasın) Fırat’ın doğusu, bizim de kırmızı çizgimizdir. Bu bölgenin kırmızıçizgimiz olmasının sebebi burada ABD tarafından kurdurmak istediği PKK/PYD terör devletçiğidir.

Söz konusu bölgede, oldubitti ile oluşturulacak böylesi bir devletçiğin çok da uzun olmayan bir süre sonra ülkemiz içerisinde bölücü rüzgârları sertleştireceği açıktır.

Buna geçit verildiği takdirde Afrin’deki başarının hiçbir anlamı kalmayacaktır. Bu bölgede ABD ile çok sert bir maça hazır olmak elzemdir. Bundan kaçış olmadığı görülmektedir. Çünkü bu durum, ABD için bölgedeki bekası ve prestiji, Türkiye içinde hayat memat meselesidir.

Hemen ifade edeyim ki, dile getirilmeye başlanan Kandil’e operasyon vs. bu olayı ötelemek için manevradan başka bir şey değildir.

Fırat’ın doğusunda böylesi bir devletçik kurulduktan sonra Kandil’e bayrak dikmenin çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Kandil’in kontrolünün şu an için sadece kamuoyunun moral değerlerini artırmaktan öte bir işe yaramayacağını, asıl önemlisi hedefe kitlenmemizi geciktirici, konsantrasyonu bozucu etkisinden başka bir şey elde edilemeyeceğini söylemek zorundayım.

Bundan Kandil’i önemsemediğim anlamı çıkartılmasın, fakat…

Suriye’deki gelişmeler olmasaydı Kandil stratejik bir hedef olabilirdi, ancak şimdi kesinlikle öncelikli hedef olmaması gereken, en fazla operatif seviyede askeri, taktik seviyede siyasi bir hedeftir.

Son söz; Türk devleti eğer bundan sonra Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen devletçiğe yoğunlaşmaz da, gücünü tali, taktik hedeflere yöneltirse bugün Afrin’deki sürpriz çekilmenin ve ilahi tesadüflerin çok daha farklı tartışılacağı açıktır.

Mustafa Önsel / 19 Mart 2018

(Yazarın bu yazısı daha önce Oda Tv’de yayımlanmıştır.)

Paylaş
Önceki İçerikANLAŞILANLAR, ANLAŞILAMAYANLAR VE ANLAŞILMASI GEREKENLERLE ÇANAKKALE ZAFERİ VE YIL DÖNÜMÜ…
Sonraki İçerikBİZİ KANSER EDEN HAİN SERPİNTİNİN SON DALGASI
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın