Kanlı işgalin acı ve çaresizlik dolu günleri altında, işte başlıktaki bu sözlerin yazılı olduğu bir pankartla yürümüştü Tıbbiyeliler.

Yürüdükleri yer iş birlikçi saltanat sahibinin ve İstanbul Hükümeti’nin, İngiliz emri ve sahte bir mahkeme kararı ile astıkları Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’in cenazesiydi.

1919 yılı, Türk’ün bağımsızlaşma ve uluslaşma mücadelesinin patlama niteliğindeki başlangıç yılıydı. Yüz yıllar boyu unutulmayacak ve her daim ders çıkarılacak sayısız kırılma noktası ile doluydu o yıl.

Herhangi bir ateşkes antlaşmasından daha çok, bir milletin onurunu paramparça eden bir istila sözleşmesinin -Mondros-, her türlü vahim sonucunun başlangıç dönemiydi.

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından gerçekleşen işgaller ve işlemeye başlayan Ermenistan, Kürdistan devleti yaratma planları, işgalcilerin bu hedefleri güçlendirecek stratejik saldırılarına muhtaçtı.

Saldırganların kendi adlarına stratejik ve faydalı görmüş oldukları “tehcir” olayı üzerinden Türkleri mahkum etme meselesi, aslında kendilerinin yakalanacağı çok büyük bir tuzak olurdu. Öyle bir tuzak ki bu, Milli Mücadele’nin eylemlilik esasını oluşturacak olan “işgale karşı her şartla ve her vasıta ile mücadele” fikrini ateşlemiş oldu.

İşte bu şartlar altında, kötüler kendi kazdıkları kuyuda boğulmaya başlayacaklarken “canımızı” aldılar.

Türk mülki idaresinin görev namusu noktasında hakkıyla sivrileşmiş olan Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey, sahte bir çadır mahkemesi kararı ile öldürüldü 10 Nisan 1919’da.

Dış güçlerin siyasi emelleri doğrultusunda hukukun ırzına geçilerek masumların hayatlarının karartılması en çok o günlerden miras günümüze. 

Ermeni lobisinin yoğun isteği ve İngiliz işgal güçlerinin emri ile oluşturulan Nemrud Mustafa Paşa divanı verir hukuk adına bu aşağılık kararı. Ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olan Padişah Vahdettin ile Sadrazam Damat Ferit Paşa onaylar mahkemenin hükmünü. Tıpkı çok yakın geçmişte isimli kumpas davalarında gördüğümüz gibi sanık aleyhindeki deliller hikmeti kendinden menkul tanıklardan ibarettir sadece. İnsanların ölümüne sebep oluşturacak hiçbir kanıt yoktur kimsenin elinde. Ancak, amaç ölümlerle halkın direnişini kırmak olduğu için, her ne kadar ters tepse de, bu haksız politikanın yolu tutulmuştur. Bu kader 21. yüzyılda da değişmemiş, Batı ajanı yerli teröristlerin köşe başını tuttuğu özel yetkili mahkemelerde siyasi iktidarın tam yetki, sınırsız imkan verdiği FETÖ eliyle yüzlerce Mehmed Kemal Bey yaratılmıştır, modern idam olan müebbet kararları ile.

O günlerde yaşananlara dönecek olursak var olan tek somut şey yalnızca, zamanın Sadrazamı Talat Paşa’nın göçün gerçekleşeceği vilayetlere çekmiş olduğu göç emrini içeren telgraftır. Bu kararın içeriği ve gerekliliği bambaşka bir yazı konusu olmakla birlikte, asla bir mülki amirin nezdinde yargılanıp, hükme bağlanacak bir mesele değildir. Hele ki Rus ve Ermeni bakış açısı çerçevesinden değerlendirilecek, sadece İngilizlerin seçtiği insanlara bulaştırılacak bir durum hiç değildir. Mehmed Kemal Bey’in yaptığı, her somut ve nesnel yaklaşımda da görüleceği üzere, savaş halindeki ordu cephedeyken, halkını katliamcı Ermeni çetelerden korumak ve karşılıklı çatışma ihtimalini ortadan kaldırmak üzere hükümetçe belirlenmiş Ermeni ailelerin göç etmesini organize etmekten ibarettir.

Bu vahim karar, günümüzün Vahdettin aklayıcılarına da bir mesaj içeriyor. O da şudur ki bu hukuk adına verildiği söylenen karar sadece ve sadece Ermeni Soykırımı tezini güçlendiren bir karardır. Ve zamanında da bunun için alınmıştır. Ermeni Soykırımı iddiasının yalan olduğunu söyleyen her Neo-Osmanlıcı kendi içlerindeki bu muhtemel çelişkiye kafa yormak zorundadır.

Sahte tanık ve delillerin trajikomik göstergeleri altında, yalnızca zorunda kaldığımız tehcir kararı değil, kımıldamaya başlayan Türk direnişi de asılmak istenmiştir. Ama nafile…

Milli şehit Kemal Bey’i yitirişimizle büyüttük direnişimizi. Bu haksız kararın vicdanlarda yarattığı tarifsiz öfke, zaten işgallere karşı hareketlenmeye başlayan toplumu yerinde duramaz hale getirmiş ve yaşamak için dur durak bilmeden örgütlenmeye itmiştir.

İşgalin ve işgalcilerin niyetini çok daha doğru okumaya başlayan halk, İstanbul Hükümeti’nin safsatalarından kurtulmaya, Ankara Hükümeti’nin haklı direnişine ise daha çok katılmaya başlamıştı.

Dönem, fertler öldükçe ulus fikrine katılan fertlerin arttığı bir dönemdi. Yani haklıydı Kemal Bey, “Fertler ölür, millet yaşar.” derken.

İki yıl önceki bir yazımızda şunu belirtmiştik: “Osmanlı Devleti onu idam ederek Ermeni lobisine ve onun ağababası Avrupalı işgâlcilere teslim oldu. İşte bu teslimiyet ile birlikte, tarihin akışına uygun bir şekilde Türk başkaldırısı başladı.” [1]

Aklımız erdiğinden beri işte o başkaldırıyı araştırıyor, öğreniyor ve çoğu zaman yaşıyoruz zihnimizde.

Öğrendiğimiz ve kazandığımız her şey Kemal Bey ve ona benzer kahraman şehitlerimizin bina ettikleri üzerine. “Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet diye buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet.” diyebilecek bilinç ve cesarettir bize kalan, ondan.

Ölümünden dört yıl sonra ilan edilen tam bağımsız cumhuriyet, Mehmed Kemal Bey’lerin cumhuriyetidir. Şu an “yeni” olarak ifade edilen irade ise onu asanların yönetimidir. Tarihi gerçekçi ve kıyaslamalı olarak incelediğimizde bundan başka bir yere varamayız. Mücadelemiz, yetim kalacak çocukları için son sözlerinde “Yüce Türk milletine emanet ediyorum.” diyen Kemal Bey’e yakışan bir cumhuriyet içindir.

Tüm bu gerçeklerin bilinci ile Milli Şehit Mehmed Kemal Bey’i saygı ve özlemle anıyoruz.

Aziz ruhu şad olsun.

Çağatay UNCU 
10.04.2018

Kaynakça:
[1] Söz konusu paragraf, yazarın aynı konu üzerine 10.04.2016 tarihinde ucuncuyol1919.com sitesinde yayınlanmış olan “Fertler Ölür, Millet Yaşar.” yazısından alıntılanmıştır.

Önceki İçerikDUMLUPINAR FACİASI VE FACİA HAKKINDA ASILSIZ İDDİALAR
Sonraki İçerikCUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ* – SİNAN MEYDAN
Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir. Adana'da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı. İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.