Aydın Sorumluluğu

Türkiye, eğitimsizliğin ya da yoz bir eğitim düzeninin yarattığı sorunlar nedeniyle bir uçuruma doğru hızla sürüklenmektedir. Eğitim bozulup ülke karanlığa doğru gittikçe, Köy Enstitüleri’nin değeri daha çok anlaşılıyor, aydın çevrelerde ona duyulan özlem giderek artıyor.

Köy Enstitüleri haklarında pek çok kitap, yazı, makale yazıldı. Açıkoturumlar, paneller yapıldı, belgeseller hazırlandı. Bu okullarda yetişen ya da görev yapan pek çok insan anılarını yayınladı, uzun ve yapıcı söyleşiler düzenledi. Gerçekleştirilen bunca etkinliğe karşın, Köy Enstitüsü olgusunun Türkiye’de yeterince, tartışılıp, yararlanılabilir sonuçlar çıkarıldığı söylenemez. Köy Enstitüleri bugün her zamankinden daha çok tartışılmalıdır. Bu, Türkiye için bir gereksinimdir. Bunları inceleyip tartışmak bizlere, eğitim konusunda içine düştüğümüz açmazdan kurtulmanın yollarını gösterecektir. Köy Enstitüleri uygulaması, Türkiye’nin gerçek zenginliğidir; bu zenginlikten yararlanmak zorundayız.

Köy Enstitüleri, Osmanlı’nın son döneminden başlayarak; Kurtuluş Savaşı’nı, Türk Devrimi’ni ve Anadolu aydınlanmasını içine alan bir çerçeve içinde ele alınmalıdır. Türkiye’nin o dönemdeki toplumsal yapısı ve bu yapının yön verdiği politik çelişkiler; dünyadaki gelişmelerle ilişkilendirerek incelenmelidir. Enstitüler, kapsamı oldukça genişleyen bu çalışma sonunda daha anlamlı bir biçim alacak ve gerçek değeri etkileyici bir biçimde ortaya çıkacaktır.

Halk Destanı

Köy Enstitülerinin destansı bir öyküsü vardır. Burada yetişen öğretmenler, edindikleri bilgi ve bilinçle, sınırsız yurt sevgisi ve yüksek bir inanç sağlamlığına ulaşmışlardı. Bu duygusal bağ gözardı edilirse Köy Enstitüleri kavranamaz. Köy Enstitü hareketinde yer alan herkes; Anadolu insanına özgü paylaşımcılığa, güçlü dayanışma duygusuna ve zorluklara karşı direnme gücüne sahipti. Bu özellik; müdüründen aşçısına, öğrencisinden genel müdürüne dek görev alanların tümü için geçerlidir. Türklere has bu özellikler, Anadolu’da yoğrulan uygarlık birikimiyle birleşince; yeniliğe, öğrenmeye ve gelişmeye olağanüstü istekli bir halk kitlesi oluşturmuştu. Köy Enstitülüler bu halkın çocuklarıydı.

Cumhuriyetin son yetmiş yılında, eğitimin milliliği ortadan kalktı ve çok başlı öğretim eğitimimize egemen oldu. Bu olumsuzluk, Köy Enstitüleri deneyiminden günümüz eğitimi için ders çıkarmamızı zorunlu kılıyor. Bu deneyimden nasıl yararlanabileceğimize ve ne tür öneriler geliştireceğimize karar vermeliyiz.

Sel gitmiş kum kalmıştır ama Köy Enstitüleri, yaşanmış bir gerçek. Türkiye’ye ve dünyaya kendini göstermiş bir gerçek. Milli Eğitimimize damgasını vurdu ve kendinden sonra gelen iki yurtsever bir kuşak yetiştirdi. Bıraktığı kumun içinde, günümüzde yararlanılacak çok değerli altın ilkeler var.

Köy Devrimi

Enstitülerle, Atatürk Devrimi yani aydınlanma köylere kadar gidiyordu. Enstitüler kadar hiçbir kurum; bu kadar ulusal, bu kadar yerli, bu kadar devrimci olamazdı. Mustafa Kemal Atatürk’ün devrim düşünceleri, ilk kez burada bu kadar geniş ve bu kadar anlamlı biçimde yeşerdi. Devrim kendi okullarını, kendi kurumlarını bulmuştu. Devrim’in halka ulaşmasına kıl payı kalmıştı.

İlk bakışta bir eğitim eylemi gibi görülen Köy Enstitüleri; gerçekte, köylünün bilinçlendirilerek devlet yönetimine sesini duyurmasını ve ekonomik olarak güçlenmesini amaçlayan bir eylemdi. Köy Enstitüleri’nin tek amacı, bildiğimiz anlamda öğretim değildi. Asıl amaç köylüyü bilinçlendirerek feodal yapıyı tümüyle tarihe gömmek, ekonomik kalkınma için gerekli eğitimi vermek ve toprak reformuna geçişi sağlamaktı.

Köy Enstitüleri bir başka başkaldırının habercisiydi. Ortaçağ karanlığının, gericiliğin, çıkarcılığın, kişiye bağımlılığın batağında boğulan; ezilen, horlanan ve sömürülen köylümüzün ilk kez ileriye doğru attığı bir adımdı. Anadolu halkı, üreterek özgürleşmenin şafağını yakalıyor, aydınlığın yollarını açıyordu. Köylerin yakınında ‘karargâh’ kuran eğitim, Türkiye’nin cahilliğe, geriliğe karşı başlattığı bir kurtuluş mücadelesi veriyordu. Kendi gücünü, olanaklarını, kendi insan kaynağını kullanarak, verimsiz topraklarını bayındırlaştırıyor, oraya uygarlığın bayrağını dikiyordu. Kuva-yi Milliye, Enstitülerde yeniden canlanmış, kazmadan küreğe, motora, makineye, kitaba, kaleme sarılarak, Anadolu toprağının bereketini emen cehalet adlı düşmana, dört bir yandan saldırıyordu.

Büyük Hedef

Köy Enstitülerinin amacı, okuryazarlığı yaygınlaştırmak, tüm köyleri okula kavuşturmak, yeni tip öğretmen yetiştirmek gibi kısıtlı ereklerle açıklanamaz. Enstitülerin amaçları kimilerinin sandığı gibi kapalı köy ekonomisini sürdürmek hiç değildi. Geçmişten gelen kültürel birikimden yararlanarak, yeni öğrenim yöntemleri geliştirilecek ve Köy’e bilim götürülecekti. Eğitim yaygınlaştırılacak, üretici çiftçi bilinçlendirilecekti. Sömürü düzenine son verilerek, geleceğe dönük bir özgürleşme devinimi yaratılacaktı.

“İnsan olmak, millet olmak davası”nı çözmek isteyen Cumhuriyet’le, 20. Yüzyıl’ın en büyük eğitim uygulayıcısı kabul edilen İ.Hakkı Tonguç’un yaratıcılığının buluşması; Türk köylüsünün yazgısında önemli bir düğüm noktası olmuştur. 1935’te, ülke nüfusunun % 80’ini oluşturan Türk köylüsünü, ortaçağ karanlığından çıkaracak ve Türk Devrimi’ni Anadolu’nun en uzak köşesine dek götürecek olan aydınlanma ve özgürlük kurumlarıydı Köy Enstitüleri.

21 Köy Enstitüsü kırk bin köyün çekirdeğiydi. Elektriksiz köy, susuz kır, işlenmemiş kafa kalmayacak ve Atatürk’ün özlemi olan çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış olacaktık. Marşlarında “Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz/ Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz” diye haykıran bu Anadolu çocuklarına; kendilerini bu yurdun öz sahibi sanan egemenlerin diş bilemesini doğaldı ve elbette affedilemezdi.

Uygarlık Kalıtı

Köy Enstitüleri neden önemli? Yıllar sonra niçin yazılarla, konuşmalarla, toplantılarla anılıyor, anlatılıyor. Değişen dünyada, modern dünyanın koşullarında; Köy Enstitüleri gibi bir atılımı anmak neden? Bu sorunun yanıtını en özlü biçimde Uğur Mumcuvermiştir: “Kuva-yi Milliye ile birlikte iki büyük halk hareketinden biri haline gelen Köy Enstitüleri’ni savunmak, özgür ve demokrat bir yaşam arayışında olanların namus borcudur…”

Köy Enstitüleri’nde, yalnızca öğretmen değil, köye yararlı her tür meslekten eleman yetiştirilmesi planlanmıştı. Köy Enstitüleri, öğrencilerini okul yönetimine katarak, insan gelişimine özgürlük tanıyarak, tartışma ve eleştirme geleneği kurarak, tabana dayalı bir demokrasinin gerçek örneklerini vermişlerdir. Köy Enstitüleri, ulusal bağımsızlık ilkesinin ayrılmaz bir parçası olan eğitimde ve kültürde, bağımsızlığın gerçek örnekleri oldular ve bir yıldız gibi parladılar. Yerleri doldurulamadı ve Türkiye bu günlere geldi.


(Bu yazı Metin Aydoğan’ın “Kuramsal Aktarım” bloğundan alınmıştır.)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.