1919 yılının karanlık fakat bir o kadar da umutlu bir mayıs akşamında, Samsun’da çakılan kıvılcım, Haziran ayında Amasya’ya sıçramış, Amasya’da tutuşan kurtuluş ateşi tüm Anadolu’ya yayılmıştı. Düşman, genç yaşlı, kadın erkek, çoluk çocuk demeden tüm nefretiyle saldırıyor, ele geçirdiği köylerde, kasabalarda katliamlar üstüne katliamlar yapıyor, Türke dair ne varsa yakıp yıkıyordu. Kıvılcımın çakıldığı tarihten hemen 10 ay sonra, 19 Mart 1920’de “Hey’et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal” imzasıyla, dönemin kolordu komutanlıklarına, valiliklerine ve bağımsız sancaklarına “İntihabat Tebliği” (Seçim Bildirisi) gönderiliyordu. Gelin, 98 yıl önce işgâl altındaki bir ulusun, bulunduğu şartlar içinden, iki eli kandayken bile hileye başvurmaya bile yeltenmeyen bir ulusun, hakimiyetini ilan edeceği güne yol açan o bildiriyi bugün, üşenmeyelim ve yeniden okuyalım:

Valiliklere, Bağımsız Sancaklara ve Kolordu Komutanlarına

İtilâf Devletleri tarafından devlet merkezinin bile resmen işgali, devletin yasama, yargı ve yürütmeden ibaret olan millî güçlerini işlemez duruma sokmuş ve bu durum karşısında görev yapmaya imkân bulamadığını hükûmete resmen bildirerek Meclis-i Meb’usan dağılmıştır.
Şu halde devlet merkezinin korunmasını, milletin bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin, Ankara’da toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden Ankara’ya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları zarurî görülmüştür. Bu bakımdan aşağıda verilen talimat gereğince seçimlerin yapılması, yüksek ve derin vatanseverlik anlayışından beklenir:

1 — Memleket işlerini idare etmek ve denetlemek üzere, Ankara’da olağan üstü yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır.
2 — Bu meclise üye olarak seçilecek kimseler, milletvekilleri ile ilgili yasa hükümlerine bağlıdırlar.
3 — Seçimlerde sancaklar esas alınacaktır.
4 — Her sancaktan beş üye seçilecektir.
5 — Seçim her sancakta, o sancağın kendi ilçelerinden çağıracağı ikinci seçmenlerle, sancak merkezinden seçilecek ikinci seçmenlerden, sancak idare ve belediye meclisleriyle Müdafaa-i Hukuk yönetim kurullarından; illerde, il merkez kurullarıyla, il yönetim kurullarından, il merkezindeki belediye meclisinden il merkezi ile merkez ilçesi ve merkeze bağlı ilçelerin ikinci seçmenlerinden oluşturulmuş bir kurul tarafından aynı günde ve aynı oturumda yapılır.
6 — Bu meclis üyeliğine, her parti, zümre ve dernek tarafından aday gösterilmesi mümkün olduğu gibi, her ferdin de bu kutsal mücadeleye fiilen katılması için bağımsız olarak adaylığını istediği yerden koyma hakkı vardır.
7 — Seçimlere her bölgenin en büyük sivil yöneticisi başkanlık edecek ve seçim güvenliğinden sorumlu olacaktır.
8 — Seçim, gizli oyla ve salt çoğunluk esasına göre yapılacak; oylar, kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi tarafından ve kurul önünde sayılacaktır.
9 — Seçim sonunda, bütün kurul üyelerinin imzalayacakları veya kendi mühürleri ile mühürleyecekleri üç nüsha tutanak düzenlenecek; bir tanesi yerinde alıkonularak, öteki iki nüshadan biri seçilen şahsa verilecek, diğeri Meclis’e gönderilecektir.
10 — Üyelerin alacakları ödenek daha sonra Meclis’çe kararlaştırılacaktır. Ancak, geliş yollukları seçim kurullarının zarurî masraflar olarak uygun görecekleri miktar üzerinden mahallî idarelerce karşılanacaktır.
11 — Seçimler, en geç on beş gün içinde Ankara’da çoğunlukla toplanmayı sağlayacak şekilde tamamlanarak, üyeler hareket edecek ve sonuç üyelerin adlarıyla birlikte derhal bildirilecektir.
12 — Telgrafın alındığı saat bildirilecektir.
Dağıtım: Kolordu komutanlarına, valiliklere ve bağımsız sancaklara tebliğ edilmiştir.

Hey’et-i Temsiliye adına
Mustafa Kemal

Bildirinin tamamını okuduktan sonra, zannediyorum ki solunuzda bir acı hissettiniz. Ve bugün hepiniz, Mustafa Kemal’in çocuklarla ilgili bir sözünü, videosunu ya da fotoğrafını sosyal medya platformlarından paylaşacak ve günü kurtarmanın mutluluğu içinde neşe dolup, “Acep 24 Haziran’da kime oy vereceğiz?” sorusuyla düşüncelere gark olacaksınız.

Ve geçen 16 Nisan’da, ulusal egemenliğimiz, ulusun elinden zorla alınmamış gibi ve yine bugün hiçbir şey olmamış gibi, 23 Nisan sadece çocuk bayramı niteliğinde olmayacakmış gibi gururla kutlanacak.

Unuttuysanız hatırlatalım: Türk ulusunun egemenliği 98 yıl önce bugün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözüyle taçlandırılmış, 16 Nisan 2017 Pazar’ı 17 Nisan 2017 Pazartesi gününe bağlayan gece, cebir ve şiddetle, hile ve hurdayla elinden alınmıştır. 16 Nisan Kumpası ile egemenliğimiz elimizden alınırken, ülkenin kuruluşuna öncülük eden partinin genel başkanlık koltuğunu işgal eden kişi o gece çıtını çıkarmamış, yurttaşlar kendi çabalarıyla egemenliğini geri almanın yollarını aramış ancak zaptedilen egemenliğini zalimliği yol edinen, Cumhuriyete ve kurucu değerlerine kökünden düşman olan iktidardan geri alamamıştır. Ve yine ülkenin kuruluşuna öncülük eden partinin genel başkanlık koltuğunu işgal eden kişi, o günden bugüne hamasi bir kaç hareketle yurttaşların adeta gazını almakla yetinmiş, 24 Haziran’a baskın bir seçim iliştiren iktidara karşı ne yapılacağına dair akılcı ve mantıklı hiçbir fikir üretememiştir. İşgal yıllarının karanlığında bile düşünülen seçim güvenliğinin bugün esamesi bile okunmazken, ülkenin kuruluşuna öncülük eden partinin genel başkanlık koltuğunu işgal eden kişinin hamasete devam edip, neye güvenerek “Hodri meydan!” dediğini kimse anlayamamaktadır.

Ne yapmalı sorusuna gelince; hastalık belli: Düşman ve işbirlikçilerinin işgali. Reçete ise çoktan yazılmış ve uygulanmış: Kuvayi Milliye ve Kemalizm.

23 Nisan’ı yine neşe dolu kutlamak istiyorsak çocuklarımızla, üstümüzdeki ölü toprağını bir silkinişte atmalı, 99 yıl önce bu topraklarda düşmana ve egemen zümreye ne yapıldıysa, nasıl bir yol izlendiyse, aynılarını yeniden uygulamalı, egemenliğimizi iki dudak arasından yine kendi ellerimize almalıyız.

Öyle ki:

“Türk ulusunun kayıtsız ve şartsız hakimiyetine sahip olduğunu bir defa daha ve kesinlikle tekrar ediyorum. Hakimiyet, hiçbir anlamda, hiçbir şekilde, hiçbir renk ve hiçbir kılavuzlukta ortaklık kabul etmez. Ünvanı, ister halife ister başka bir şey olsun, hiç kimse bu milletin kaderine ortak çıkamaz. Millet buna kesinlikle izin vermez.”

23 Nisan kutlu olana dek “Yeniden Müdafaa-i Hukuk”!

Mehmet Aman / 23 Nisan 2018


Yararlanılan kaynaklar:

Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk
Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük, Tarık Zafer Tunaya

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.