Böyle büyük kayıplarda, bu büyük insanların toprağa verileceğini düşündüğümde, gördüğümde aklıma hep Mahmut Esat Bozkurt için yazılan cümleler geliyor:
 
“Vatan hudutlarından fikir hudutlarına kadar her cephede dövüşe dövüşe, en son, kalem elinde, Allah’ına kavuştu. Bir yanardağı toprağa veriyoruz…”

***

29 Nisan çok üzücü başladı… Acı bir haberle uyandık… Kahrolduk…

Kumpas davalar mağdurlarından eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek‘i kaybettik…

Donanma’nın altın çocuklarından birisini, üstün zekalarından birisini kaybettik.

MİLGEM artık öksüz kaldı…

Şimdi sitelere düşen son dakika haberlerinde, Özden Örnek’e dair verilen resmi ve renksiz bilgiler onu anlatmaya yetmez.

O yüzden onu en iyi tanıyanlardan birinden, kendisi gibi kumpas davalar mağduru olarak yıllarca onunla beraber hapis yatan Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz‘den dinlemeli:

“Cumhuriyet Donanması, yakın tarihinin en önemli liderlerinden Emekli Oramiral Özden Örnek’i kaybetti. Eğer Devlete, Millete ve Bahriyeye denizgücü alanında somut katkı sağlamış olmak bir ölçüt ise, Türkiye bir rekortmenini kaybetti.

(…)

Liderliği, denizciliği, kapsamlı arkeoloji, tarih, strateji, felsefe bilgisi ve her konuya analitik yaklaşım sağlayan bilimsel derinliği ona çok haklı bir şöhret kazandırmıştı. Bulunduğu bütün okulları ve kursları birinci bitirmek gibi bir alışkanlığı vardı. Son derece pragmatik, çözüm odaklı ve süratliydi.

(…)

O, bahriyenin 1960 yılından sonra saflarına kattığı Altın Çocuk idi. Soyadı gibi herkesin örnek aldığı bir denizciydi. 1979’ların Türkiye’si ve bahriyesinde Deniz Kurmay Yarbay Özden Örnek, her genç subayın, her idealistin, her Atatürkçünün, emrinde çalışmak istediği bir komutan ve liderdi.

(…)

Özden Örnek adı, Cumhuriyet Donanması’na başta en büyük evladı ve eseri MİLGEM adıyla kazınmıştır. Özden Örnek, Cumhuriyet Donanması’nı 21’inci yüzyıla hazırlayan liderdir. Bugünün modern bahriyesinde neyi kazısanız; hangi yeni gemiye ya da uçağa gitseniz; hangi temel doktrin veya stratejinin temeline inseniz karşınıza Özden Örnek çıkar.

(…)

MİLGEM projesi onun Kuvvet Komutanlığı zamanında başlamadı ancak durma noktasına ve hatta iptal aşamasına gelen bu projeyi 2003-2005 yılları arasındaki kuvvet komutanlığı döneminde bambaşka bir ruhla dirilterek sonuçlandıran Özden Örnek oldu. Deniz Kuvvetleri Araştırma Merkez Komutanlığı (ARMERKOM) kurulması onun ileri görüşü sayesinde hızlandı. Cumhuriyet Donanması’nın dışa bağımlılığını sadece savaş gemi dizayn ve inşası ile değil milli suüstü ve sualtı silahları, atış kontrol sistemleri, başta GENESİS olmak üzere savaş yönetim sistemlerinin üretilmesi ile azaltmayı bir hayalden ve süslü kelimeler dizininden somut gerçekliğe dönüştürebilen odur. İki yıllık kuvvet komutanlığı döneminde 50’nin üstünde gemi ve ana sistemin milli yetenek ve olanaklarla envantere katılma süreci projelerinin hepsinin atında onun imzası vardır. 17 yıllık amirallik döneminde sadece deniz gücümüzün donanım ve kuvvet yapısına yönelik girişim ve projeleri ile öne çıkmadı. Strateji, taktik, konsept, doktrin ve hepsinden önemlisi deniz kültürü alanlarında da büyük katma değerler sağladı. Deniz Kuvvetleri Harbe Hazırlık Ölçüm Sistemi adıyla bilinen analitik metodolojiyi donanmaya kazandıran odur. Kuvvet Komutanlığı döneminde Ege ve Karadeniz’de muhatap sahildar kuvvet komutanları ile yarattığı karşılıklı güven ortamında her iki deniz alanında barış ve istikrara büyük ivme kazandıran kuvvet komutanı odur. Soğuk Savaş ve sonrası dönemde Yunan Deniz Kuvvetleri karargahına resmi ziyarette bulunan ilk kuvvet komutanı odur. Karadeniz’de NATO’nun Etkin Çaba Harekatı’nın genişlemesini Karadeniz Uyumu Harekatı ve daha yüksek profilli BLACKSEAFOR (Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu) üzerinden önleyen odur. Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin arsız deniz siyasetini ‘Akdeniz Kalkanı’ harekatını gündeme getirerek dizginleyen odur. Deniz Kuvvetleri öncülüğünde denizciliğin tanıtılması sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması (DTSY) girişimini başlatan odur. Akdeniz çanağında tarihte yapılan en büyük uluslararası denizcilik festivalinin (Marmaris Uluslararası Denizcilik Festivali) sahibi odur. Donanmada bahriyeli personelin çocukları ve çevre okulların öğrencileri için kitlesel ‘deniz izciliğini’ geliştiren odur. Sadece deniz kuvvetlerinde değil tüm denizcilik camiasında ‘deniz ve denizcilik tarihi’ bilincini geliştiren odur. Onun kuvvet komutanlığı döneminde yeni deniz müzeleri projeleri başlatılmış, tarihimizde peşi sıra denizcilik tarihi sempozyumları düzenlenmiş ve Donanmada yeni bir ‘deniz tarih arşivi’ kurulmuştur.

(…)

Deniz Kuvvetleri için yaptıkları çok büyüktü. Devleti, milleti, Donanması ve mavi vatanı için yaptıkları ölçülemeyecek kadar büyük olan bu mümtaz amiral, bırakalım darbe harekatını, Deniz Kuvvetleri içinde anti demokratik en ufak bir girişimde masaya yumruğunu vurabilen bir liderdi. Yıllardır Deniz Kuvvetleri Komutanı ile Donanma Komutanı’nın iki dudağı arasında olan Amiral adayı seçme sürecine, Bahriye’deki bütün amiralleri demokratik bir katılım sistemi ile dahil eden kişidir.”

***

Cem Gürdeniz Amiral, sadece Özden Örnek’in başarılarını değil, başarılarının karşılığında ödediği bedeli de anlatıyor…

“Özden Örnek, önce darbe günlükleri üzerinden sonra da Balyoz kumpası ile cezalandırıldı. Her uygar ve bilinçli insan günlük tutar. O da tutuyordu. Ancak FETÖ denen alçak, emperyal çete, onun günlüklerine darbe zırvalarını ekleyerek önce onu itibarsızlaştırmaya çalıştı. Daha sonra onun özgürlüğünü çalarak darbe günlükleri kadar asılsız ve rezil derece hatalarla kurgulanmış Balyoz kumpası ile 3,5 yıl Silivri’ye mahkum ettiler. Bu ahlaksız örgüt yaptıkları kötülükler ile onun bedenini esir aldılar ancak ruhunu ve aklını asla. Altın Çocuğun Silivri’nin o gri ve soğuk koşullar altında bile parladığını, etrafına ışık saçtığını, kişilik ve duruşundan milim taviz vermediğini görebilmek tüm denizcilere sadece moral vermedi aynı zamanda güç verdi. Analitik zekası sayesinde kumpasın ancak bir aptallar güruhu tarafından yapılabilecek kurgusundaki detay teknik ve anakronistik hataları sergileyerek emperyal çeteye tokat üstüne tokat attı.

(…)

Onun asil ruhu, 2007’de Nokta dergisinde FETÖ kurgusu ile başlayan ve o dönemde parlamento, iktidar ve hatta muhalefetin neredeyse onayı ile devam eden linç kampanyasının baş kurbanı oldu.”

***

Özden Örnek iyi bir komutan, dâhi bir subay, nitelikli bir vatansever olmasının yanında çok da iyi bir aile babasıydı…

Bunu da en iyi anlatacak kişilerden olan oğlu Tolga‘nın, kendisinin emekliliğinde yazdığı mektup ise bunun en büyük kanıtı…

“5 Ağustos, 2005 
Afyon

Canım Babacım,

Herhalde emekli olduğunda benden böyle bir mektup alacağını herkesten önce sen tahmin etmişindir. Sana söylemek istediğim o kadar çok şey, seninle paylaşmak istediğim o kadar çok duygum var ki bu mektubu bir anlamda hem kendim hem senin için yazıyorum.

Dün emekliliğin kesinleşti. Hayatında artık çok yeni ve farklı bir dönemin başladığı ve tam 48 senelik bir hayat tarzına artık son noktayı koyduğun gündü dün. Seninle birlikte bizim de hayatımızda çok ama çok önemli bir evre artık tamamlanmış oluyor. Biz her şeyimizi sana ve bahriyeye borçluyuz o nedenle senin emekliliğin bizi de çok yakından ilgilendiriyor. Ben kendi adıma sevinci ve hüznü bir arada yaşıyorum. Sevinçliyim çünkü mesleğini zirvede noktalıyorsun; hüzünlüyüm çünkü artık seni bahriye üniforması içinde göremeyeceğim. Sana ne kadar yakışıyordu o üniforma; ne kadar gururla ve ne kadar zarafetle taşıdın üniformanı. Seninle ilgili en güzel anılarım, en gururlu günlerimde hep o üniforma var. Geçen haftaki gemi indirme töreninde bile sana uzaktan bakarken gururdan içim titredi. Her üniformandan birer takım istedim çünkü o anılarla bağlantımı sağlamlaştırmak istedim. Belki şimdi annem de sen de neden o elbiselerde bu kadar ısrar ettiğimi anlarsınız.

Babacım; bizim için ne kadar önemli ve ne kadar özel olduğunu biliyorsun. Hayatımızda attığımız her adımda sana layık olmaya sana laf getirmemeye çalıştık. Beş yaşından beri “Sizin babanız bir gün Deniz Kuvvetleri Komutanı olacak. Ona göre davranın.” sözleriyle büyümenin ne kadar zor olduğunu takdir edersin. Ama sonunda oldun. Bazen beni hiç tanımayan insanların ağzından senin gelmiş geçmiş en iyi kuvvet komutanı olduğunu duymak; hakkında söylenen övgü dolu sözleri işitmek bir evlat olarak beni nasıl duygulandırıyor, beni nasıl mutlu ediyor bilemezsin. Dediğim gibi; gittiğim her yerde herkes seni bir subay olarak, bir komutan olarak takdir ediyor ve başarılarını anlatıyor bize. Ama seni yakından tanımayanlar bunları yaparken ne kadar iyi, ne kadar sevecen bir baba ve koca olduğunu bilmiyorlar. Bence senin asıl takdir edilmesi gereken yönün bu: mesleğinde zirveye çıkarken bir aile babası olarak da olabilecek en iyisi oldun. Bize annemle beraber olağanüstü mutlu bir hayat sundunuz. Çocukluğumda her soruma yorulmadan cevap verdiğini; Amerika’dayken ağır görevine rağmen geceleri bana İngilizce çalıştırdığını; ben lise birdeyken seyirden dönüp bana sabah dörde kadar matematik dersi verdiğini; ‘Atatürk’ filmini yaparken Suriye’yle savaşa girmek üzereyken bile toplantıdan çıkıp bana yardım ettiğini; ‘Hititler’de seyirdeyken bile acımı paylaşacak zamanı yarattığını ve daha sonra omzunda ağlamama izin verdiğini; ‘Gelibolu’da görevinin politik konumuna rağmen beni herkesten önce savunduğunu nasıl unuturum. Hayatın ve mesleğin ne kadar zor dönemlerden geçse de bizi her şeyin üstünde tuttuğunu nasıl unuturum. Mesleğini zirvede tamamlayan çok insan var ama senin gibi hem mesleğinde hem de aile yaşantısında başarılı olan insan yok denecek kadar az. Asıl bence bununla gurur duyman gerekiyor. Bir gün baba olduğumda senin yaptığın babalığın onda birini yapabilirsem ne mutlu bana.

Canım babacım; dediğim gibi artık önünde çok yeni bir hayat var. Bugüne kadar sen bize destek oldun ve sen bizim sorumluluğumuzu taşıdın. Artık sıra bizde; bundan sonra artık sen bizim sorumluluğumuzsun ve artık biz sana destek olacağız. Müsaade et de bize sağladığın inanılmaz hayat karşılığında en azından bunu yapalım. Çünkü sen her şeyin en iyisini hak eden bir insansın. 
Yeni yaşamınızın hem sana hem de anneme sağlık, huzur ve mutluluk getirmesi dileğiyle,

Sonsuz Sevgilerimle,

Oğlun,
Tolga.

***

Kumpas davalar sırasında ya da sonrasında kanserden kaybettiğimiz kaçıncı kahraman Özden Örnek, sayamıyorum.

Bu, dolaylı olarak elinizde kanı olan kaçıncı cinayet?

Özden Örnek’in zaten davalarla yıpranan ruhu, oğlunu da kanserden kaybetmesiyle daha fazla dayanmadı…

Üç ay sonra oğlu Burak’a kavuştu Mustafa Kemal’in askeri…

Ve şimdi biz, bunca ihanetin, cinayetin olduğu yerde;

Nasıl unutacağız?

Nasıl barışacağız?

Nasıl affedeceğiz?

Tabii ki de unutmayacağız barışmayacağız affetmeyeceğiz!

Dolaylı dolaysız payınız olan her acı, daha da katlıyor mücadele azmimizi.

Ve bu hesap er ya da geç sorulacak bu defter açık kalmayacak.

En çetin kışları atlatacağız ama yediğimiz ayazın hesabını tutacağız. İlk fırsatta o hesabı sormak, o hesabı kapatmak için.

Şimdi acı ve duygusuz bir haber küpürü gelir gözümüzün önüne:

“Emekli Oramiral Özden Örnek, 2007 yılının Mart ayında Nokta dergisinde yayımlanan ve kendisine ait olduğu iddia edilen ‘darbe günlükleri’ nedeniyle soruşturma geçirmişti.
Özden Örnek, ‘Balyoz Planı’ davasında, kapatılan özel yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs’ suçundan cezalandırılmıştı. Karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nce onanmıştı. Örnek, Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararının ardından tahliye edilmişti. Örnek, bu dava kapsamında, 41 ay cezaevinde kalmıştı. Yüksek Mahkemenin yeniden yargılama kararı sonrasında Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi Örnek hakkında beraat kararı vermişti.”

***

Tam 41 ay… Başarılarla, rekorlarla dolu bir geçmişin ardından, geçmişin bedeli olarak…

Şimdi… Artık bedenen aramızda değil Özden Örnek… Ama ruhuyla artık o da Mustafa Kemal’in ordusunun ölümsüzler kısmına dahil oldu… Ebedi görevine başladı.

Huzur içinde uyu Komutanım…

Burak’a bizlerden selam söyle…

Vatan sana minnettardır…

Başta ailesi olmak üzere Türk ulusunun başı sağ olsun…

Son sözü de yine Cem Amiral‘in sorusu söylesin, sorunun muhatapları içinde yanıt verebilecek yüreği olan varsa ne âlâ:

“Bu parlak amirale sözde darbeci yaftasını yakıştıranlar ve bu karanlık süreçte yanında durmayan meslektaşları şimdi hiç mi üzüntü duymuyorlar?”

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
29 NİSAN 2018

Önceki İçerikULUSAL EGEMENLİK ve FİKİRSEL HİMAYE
Sonraki İçerikTÜRKİYE DENİZCİLEŞMELİDİR’DEN: DENİZCİLİĞİN ÖNEMİ ve MİLGEM PROJESİ
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.