1 Mayıs, emeğin bayramı…

Sınıfsız bir toplum olarak “dayanışmanınalın terinin” bayramı…

Cumhuriyet devrimlerimizden “halkçılığın” bayramı…

Soma’daErmenek’te, diğer madenlerdetersanelerdeatölyelerdefabrikalardainşaatlarda ölümle kol kola çalışanların, bedelini canıyla ödeyenlerin bayramı…

Peki bu bayram, bugün ülkemizde, işçi ölümlerinin cinayet seviyesine vardığı bir yerde, OHAL bahane edilerek tüm sendikal hakların yasaklandığı, grev hakkının OHAL sayesinde olmayışının bir başarı gibi sunulduğu, işçinin alın terini savunamadığı, hakkını koruyamadığı bir yerde ne kadar bayram olma niteliğini taşımaktadır?

İnsan dışı sistemin dişlileri arasında ezilen emekçi insanlarımızın kurban edildiği taşeronsisteminin sözüm ona kaldırılmasının bile “kıyak” olarak sunulduğu ve bu “kıyağın” bile birçok işçiyi mağdur ettiği bir ortamda, 1 Mayıs ne kadar bayram olma niteliğini taşımaktadır?

Hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkelerinden olan sendikal haklar, bugün yukarıda saydığımız faciaları “fıtrat” olarak açıklayan sorumlular eliyle askıya alınmıştır. Hukukla birlikte askıya alınan, emektir, alın teridir. Akşam evine ekmek götürmek için denetimsizce, iş ve işçi güvenliğine dönük gerekli hiçbir önlemi almadan çalışan milyonlarca insanımıza bugün ülke olarak hangi bayramı armağan edeceğiz?

Daha geçtiğimiz yıl 2000’in üzerinde, 2016 yılında 1970’e yakın, son 15 yılda ise 20 binin üzerinde insanın ölümüne neden olan işçi cinayetlerinin geldiği nokta ortadayken, çocuk işçilerin sayısı günden güne artarken ve artışa paralel iş cinayetlerinde de çocuk işçilerin sayısı korkunç boyutlara ulaşmışken, bugünü içi boşaltılmış sloganlarla geçiştirmek ve bugünden sonra onları anımsamamak, haklarını savunmamak; bayramı, bayram olma niteliğinden uzaklaştırıp birilerinin istediği şekilde sembolleştirmeye hizmet etme değil de nedir?

1 Mayıs’ı siyasi şova çeviren ülkemizdeki kimi kesimler için yukarıdaki soruların bir önemi ve yanıtı olmadığını biliyoruz. Ancak yine de sormak istiyoruz: Emeğin, dayanışmanın ve alın terinin savunulacağı, güvencesiz çalışan milyonlarca insanımıza ses olunacak yerde, 1 Mayıs sözde sol kesimler için terör örgütü propagandası yapmak mıdır?

Sınıfsal kaygıyla hareket etmesi gereken sosyalist oluşumların, emekçinin alın terini, dayanışmanın onurunu etnisiteye mi indirgemesidir 1 Mayıs? Etnik kimlik siyasetine, ayrıştırıcılığa endeksli bir sol anlayışla yazının başlığında adı geçen kavramları/değerleri savunmak şöyle dursun, buna en büyük zararı mı vermektir? Devletin, hukuk çizgisine, temel hak ve hürriyetleri, sendikal hakları tesis etmesi gereken noktaya gelmesi için mücadele edileceği yerde, sosyal adaletin, fırsat eşitliğinin kaybolduğu, toplumdaki eşitsizliğin tetiklendiği bir ortamda, 1 Mayıs’a omurgasız bir bakışla “eşitsizliklerden beslenen” ve “gücün önünde secde eden” liberaller gibi bakmak mıdır?

Güçlü devletlerin, güçlü kurumlarıyla var olacağını, adil, şeffaf ve özgürlükçü bir yapıyla korunacağını bilenler olarak bizler, Cumhuriyet devrimlerinin sağladığı sosyal adaleti,sosyal eşitliği tarihin acı süzgecinden damıtarak kavramış olan bizler sadece soru değil hesap soruyoruz; Rusya’daki Ekim Devrimi’ni içselleştirmiş olduğunu ifade eden günümüz sözde solcularının, söz konusu Kemalist Devrim ve getirileri olunca nasıl üç maymunu oynadıklarını, hatta nasıl düşmanca tavır aldıklarını görüyoruz.Teröre ve terör örgütüne argüman olabilecek her durumu, kafatasçı bir zihniyetle kullanmaya çalışan bu sözde sol kesim, daha ne kadar etnik siyaseti ve işçinin alın terini bu iğrenç anlayışına malzeme edecektir?

Kemalist, Atatürkçü ve vatansever kesim olarak bizlerin artık bu maskeli baloyu bitirme zamanı gelmiştir. Cumhuriyet’in ve eşsiz Türk Devrimi’nin getirisi olan halkçılığımıza, sosyal adaletimize, eşitliğimize hiç olmadığı kadar sahip çıkmak zorundayız. Bu zorunluluk tarihin omuzlarımıza yüklediği kutsal bir görevdir. Çünkü bizler biliyoruz ki; vatan topraklarının işgalden kurtarılmasından sonra, ekonominin de prangalarından kurtarılması, işçi sınıfına gereken hassasiyet ve saygınlığın gösterilmesi yine Kemalist Devrim’in sayesinde olmuştur. Atatürk’ün, “Erzurum ve Sivas Kongreleri kadar hayati olmasıyla” nitelediği İzmir İktisat Kongresi’nde, o güne kadar “amele” olarak anılan işçilere, “işçi” adının verilmesi başta olmak üzere, sendikal ve yasal haklar, grev hakkı, dernek kurma hakkı tanınmıştır. Üstelik İktisat Kongresi’nin en çok katılım gösteren kesimlerinden birisi de yine işçiler olmuştur. Dünyada toplumsal hareketlerin, siyasi dönüşümlerin ve savaşların yaşandığı bir ortamda, nüfusunun yüzde sekseninin köylerde yaşadığı Cumhuriyet, daha yolun en başında toplumsal huzuru ve sosyal adaleti sağlamaya dönük büyük devrimleri hayata geçirmeye başarmıştır.

Bu nedenle, onuruyla, dişiyle, tırnağıyla, alın teriyle evine ekmek götürmeye çalışan tüm emekçilerimizin bayramını en içten dileklerimizle kutluyor ve bildiriyoruz;

“Sesiniz olmaya, her bir alın terinizin kutsallığının hukukunu savunmaya, gücümüz de yüreğimiz de kalemimiz de yettiğince devam edeceğiz.”

Burak KETMEN
1 Mayıs 2018

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.