Yıl 1919.

Gavurun postalı Türk Yurdu’nda.

O vakit İsviçre’de olan iki jön Türk vatan savunmasına nefer olmak için yurda dönme kararı almış.

İsveç’ten İtalya’ya geçmişler. “Lucciri” adlı şilebe kaçak olarak binmiş, geminin ambarına saklanmışlar.

Ardına gemi avara etmiş ve gizlice limandan ayrılmışlar.

Ancak şilep Ege sularına girerken Roma’ya bir telgraf ulaşmış: “Lucciri gemisindeki kaçak iki Türk, Mahmut Esat ve Şükrü isimli iki jön Türk’tür. Müşterek menfaatlerimiz açısından ne pahasına olursa olsun karaya çıkmaları mutlaka engellenmelidir.” İmza: Venizelos.

Evet, söz konusu bu iki genç; “Türk Devrimi’nin Kuramcılarından” Şükrü Saraçoğlu ve Mahmut Esat Bozkurt’tan başkası değildir!

Hikaye uzun.

Nihayetinde bu iki devrimci gemide yakalanmışlar ancak ardından Kuşadası’na çıktıklarında, bir şekilde nöbetçilerin dalgınlığından faydalanarak kaçmışlar.

***

Bu olay Bozkurt’un, denizlerin bir yarımada devleti için ne kadar önemli olduğunu gördüğü ilk andır!

Mahmut Esat o günü belki deniz jeopolitiği üzerinden değerlendirmedi ancak Donanması olmayan Osmanlı’nın anavatanına denizden ulaşacak tek bir kayığı(!) olmadığını yaşayarak deneyimledi!

Dün Trablusgarp’a denizler üzerinden gidemeyen Türk evladı, o gün de denizlerini kullanamıyor ve yurduna dönemiyordu! Balkan harbindeki gibi, Çanakkale’deki gibi “Donanmasızlık” yine Türk evladının önüne bir engel olarak çıkıyordu.

Tarih bu olayda bir kez daha göstermiştir ki, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu yarımada devleti “Donanmaya Mahkumdur”!

***

Mahmut Esat’ın mücadele aşkı devam etti tabi. Kuşadası’nda Kuvvay-ı Milliye’yi kurdu. Müfreze Komutanı oldu. Yunan’a karşı mermi yaktı. Kırmızı-yeşil şeritli
İstiklal Madalyası’nı “Milis Yüzbaşı” olarak göğsüne taktı.

Ki, o senelerde henüz “Bozkurt” değildi.

Mahmut Esat’a Bozkurt soyadını Atatürk vermişti.

Onu ırkçı diye suçlayan cahil sürüsü için ‘muz orta’ kıvamında bir hikaye.

Şimdi sorsan neden “Bozkurt” diye, ırkçılık iftirasının arkasına tüp kuyruğu gibi dikelecek yüzler çıkar.

Oysa soyadı tuzlu sudan gelir! Denizden gelir. Hukuktan gelir. Adaletten gelir.

Halkının hakkını aramaktan gelir. Ekonomiden gelir. Tam bağımsızlıktan gelir!

Bilmeyeni çoktur tabi!

***

Yıl 1926.

Midilli’nin 5-6 mil açığı…

İstanbul’a doğru yol alan “Lotus” isimli yolcu gemisi ile “Bozkurt” adlı kömür taşıyan yük gemisi çarpışır. Bozkurt batar. 8 vatandaşımız hayatını kaybeder.
Lotus sağ kalanları alarak intikaline devam eder. İstanbul’da yapılan şikayet üzerinde Bozkurt kaptanı Hasan Bey ve de çatma esnasında Lotus’un nöbetçi vardiya zabiti olan Mösyö Demons tutuklanır. Hal böyle olunca, Fransa basar yaygarayı. Türk mahkemelerinin yetkisizliği nedeni ile kaptanın tahliyesini ister.

Ancak Yeni Cumhuriyet devlet vasfını bir kez daha cihana gösterir. Türk mahkemesi yargılamayı yapar, kararı verir: 6 bin liralık nakdi kefalet ücreti ile Mösyö Demons tahliye edilir, Hasan Bey ise hapis cezasına çarptırılır.

Fakat bu karar Fransızları öfkelendirir. Yargılamayı Fransa’ya almak için tüm diplomasilerini kullanırlar. Nihayetinde Adalet Bakanı Mahmut Esat, Atatürk’ten müsaade ister.

“Paşam müsaade edin, Lahey Divanına gidelim. Savunmayı da ben yapayım.”
Paşam müsaade eder! Mahmut Esat görevlendirilir.

Ve Avrupa’ya yol alırken şu açıklamayı yapar:

“Kapitülasyonlara alışık olanlar bilmelidir ki, Türk Devleti esir devletleri alakadar eden en küçük bir ananenin iddiasına muvafakat edemez. Biz hakkımızı müdafaa ediyoruz!”

Nihayetinde, Mahmut Esat davayı kazanır. Kapitülasyon, heveslilerinin kursağında kalır. Genç Cumhuriyetin dünya çapında hukukçuları olduğunu dünyaya ispat eder.

İşte bu nedenle, Avrupa’ya “Mahmut Esat” olarak gider, “Bozkurt” olarak geri gelir. Soy ismini Bozkurt gemisinden alır, iftiracıların dediği gibi ırkçılıktan değil!

Bitti mi bitmedi elbet.
Türk hukuk sistemine adını altın harflerle yazdıran bu kahramanın Doktora tezi konusu ne biliyor musunuz?

“Osmanlı Kapitülasyonları Rejimi”!

Bazen tek alan yetmez. Birden fazla disipline hakim olmak, disiplinler arası çalışmak gerekir. Ki Bozkurt, tarihi İzmir İktisat Kongresinin İktisat Bakanıdır!
Hayat her daim hazır insanları tercih eder!

Eğer Bozkurt, bu eğitimi almasaydı, belki de bu “Bozkurt Davasında” başarılı olunamazdı, kim bilir! Kapitülasyonları birkaç yıl önce Lozan’da kaldıran bu devlet, uygulamada da “Bozkurt” sayesinde dur dedi. Ve aynı yıl, 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Yasasını yürürlüğe soktu. Türkiye limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşınması ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri, Türk vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılmaya başlandı.

Yani “Bozkurt”, 1919’da başlattığı bu mücadeleyi, 1923’te İzmir İktisat Kongresi ile bir başka safhaya taşıdı. Kabotaj yasasını geçirdi. Ardına davayı kazandı. Türk Devleti bu kahramanların omuzlarında kuruldu. “Bozkurt” yeri geldiğinde kurşun sıktı, yeri geldi bilgisi ile liderlik etti.

Ancak sadece bilgi yetmez. Erdemi ve cesareti olmayan zeki insanlardan korkmuşumdur hep.

Bozkurt bu anlamda liderdir. Bilgili ve cesurdur. Erdem sahibidir. İftiraların aksine, tertemizdir. Türk evladına örnektir. Bembeyazdır.

Lakin sadece beyaz değil, görüldüğü gibi bayağı da mavidir!

Bozkurt, Mavi Vatandır!

DENİZ MEHMET IRAK
10 MAYIS 2018

Not: Bu yazınını hazırlanmasında Özdemir İnce’nin “Cumhuriyet’in Üç Fedaisi” eserinden yararlanılmıştır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.