Lozan Antlaşması ile tüm dünyaca kabul edilen tam bağımsız yeni Türk devleti, topraklarında ve sularında egemenliğini güçlendirecek adımları bekletmeden sırası geldikçe atmaya başlamıştır.

Bunun örneğini öz üretim seferberliği yaratan fabrika atılımlarında, Musul ve Hatay davasında, Kabotaj kanunu ve Montrö Sözleşmeleri‘nde rahatlıkla görebiliyoruz.

Yeni Türk devleti, Osmanlı’yı yıkan her gerekçenin üzerine bağımsızlıkçı ve akılcı tavırla eğiliyor, Türk milletinin prangalarını tek tek kırıyordu.

İşte bugün yani 1 Temmuz, en büyük prangalardan birinin kırılarak yok olduğu günü temsil ediyor.

1 Temmuz 1926’da çıkarılan Kabotaj Kanunu ile Anadolu ve Doğu Trakya’da sağlanan Türk egemenliği, 8333 km’lik kıyı şeridimizde de sağlanmış oldu.

Gemi işletmeciliği ve deniz ticareti hakkı Kanun’un ilk maddesindeki “Türkiye sahillerinin bir noktasından diğerine emtia ve yolcu alıp nakletmek ve sahillerde limanlar dahilinde veya beyninde cer ve kılavuzluk ve her hangi mahiyette olursa olsun bilcümle liman hidematını ifa etmek yalnız Türkiye sancağını hamil sefain ve merakibe munhasırdır. Ecnebi sefaini ancak memaliki ecnebiyeden almış oldukları yolcu ve hamuleyi Türk liman ve limanlarına ihraç ederler ve Türk liman ve limanlarından ecnebi liman ve limanlarına gidecek yolcu ve hamuleyi de alırlar.” ifadeleri ile Türklere geçmiş ve elimizi bağlayan, boynumuz sıkan bir kapitülasyon kalemi daha tarihin çöplüğünde yerini almıştır.

Kanun ile yabancı bandıralı gemiler Türk limanlarını yalnızca yabancı bir limanla yolcu taşımacılığı amacı ile kullanabilir duruma gelmişlerdir. Ulusal Bağımsızlık Savaşımız ve Lozan’da peşinde olduğumuz amaç mavi vatanımızda da her yönüyle uygulanmaya başlamıştır.

Ulusun fertlerini her yönü ile denizcileşmeye teşvik eden bu kanun, kısa sürede karşılığını göstermiş, Türk milletinin o zamana kadar uzak olduğu deniz taşımacılığına ve ticaretine olan ilgisi artmıştır.

Kanunun önemini tarihin hangi sayfasını incelersek inceleyelim rahatlıkla görebiliriz. Türkler ne zaman ki kafalarındaki deniz algısını “mavi vatan” olarak kodlamışsa, yani ne zaman ki köhne bir balıkçı limanı ufak bir tarla kadar değer görmüşse, işte o zaman milletin huzuru da, güvenliği de zenginliği de artmıştır. Son büyük imparatorluğumuzun yükseliş ve çöküş dönemleri bunun en basit örneğidir. Deniz ticaretimiz, kimseye ayrıcalık ve öncelik tanınmadığı dönemlerde büyümüş, büyüdükçe ticaret filomuzu, limanlarımızı ve gümrüklerimizi koruyan donanmamız da büyümüştür.

Bu yüzden ticaret filoları ve donanmalar her zaman doğru orantılı bir güçte milletlerin yaşamında yerlerini koruyan hale gelmiştir.

***

1838 Serbest Ticaret Sözleşmesi her türlü ticaret hakkımız ve gelirimiz gasp edilirken, denizciliğimiz de bundan nasibini almıştır. Deniz ticaretimiz tamamen yabancıların eline geçtikten çok kısa bir süre sonra, siyasi basiretsizliğin de etkisiyle donanmamız Haliç’te çürümeye terk edilmiştir.

Bu sebepten ki, Bağımsız Türk devletini zayıflatmak isteyen herkes ya önce Türk donanmasını ya da Türk deniz ticaretini ve gümrüklerini vurmuştur.

Tarihin tekkerrürden ibaret olduğuna bizlerin yaşamı da şahit oldu. Tıpkı 19. yy’da olduğu gibi, 21. yy’da da denizciliğimiz donanma özelinde tarihteki en ağır saldırısına uğradı ve yıpratıldı. Yabancı istihbarat kuruluşlarının ülkemizde yetistirdiği bir casusluk ve terör örgütü(FETÖ) eliyle donanma yok edilmek istenmiştir. Yer yer iktidar ortaklığı ile yapılan bu saldırılar, Türk bağımsızlığına da egemenliğine de en büyük darbe olarak tarihteki yerini almıştır.

Bizler gelecekteki tam bağımsız, egemen, huzurlu ve zengin Türk ulusunun denizcileşme gücüyle doğacağına inanıyoruz, tıpkı cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi. Bu bağlamı tarihin acı yüzünden ve işaretlerinden oluşturuyoruz.

Bu sebeple unutulmaya yüz tutmuş ama ulusun fertlerine egemenlik ve zenginlik imkanı tanıyan bu kanunları canı gönülden anıyor ve kutluyoruz.

Geçtiğimiz yıl içinde bulunduğumuz bu haftayı, ölüm yıl dönümü 4 Temmuz olan Amiral Cem Aziz Çakmak’ın yıl dönümünü de kapsayacak şekilde, “Kumpas Şehitlerini Anma ve Denizcilik Haftası” ilan etmiştik.

Bu vesile ile Türk egemenliğini denizlerde korumak uğruna canından olmuş kahramanları saygı ve özlemle yad ediyoruz. Aziz ruhları şad olsun.

Çağatay UNCU 
01.07.2018

Önceki İçerikBU ÇIĞLIĞI DUYAN VAR MI?
Sonraki İçerikÜMİT KOCASAKAL’IN SÖZCÜ GAZETESİNE VERDİĞİ RÖPORTAJIN “TAM METNİ”
Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir. Adana'da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı. İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.