“Türkler ihmallerini örtmek ve bu konuda karşılaştıkları başarısızlıkları üzerlerinden atmak için, Tanrı’nın denizleri Hristiyanlara, karaları da Müslümanlara verdiğini söyler. Hristiyanların ortak çıkarları için onların bu derin uykudan hiçbir zaman uyanmamalarını dileriz çünkü Türkler, günün birinde denizde güçlü olmayı akıllarına koyarlarsa ve gerektiği gibi çalışırlarsa, bütün cihanın önlerinde eğileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.”

[ Ricaut, İngiliz Devlet Adamı, 17. yüzyıl ]

*

“En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz. Denizciliği Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.”

[ Mustafa Kemal Atatürk, TBMM Beşinci Dönem Açılış Konuşması, 1 Kasım 1937 ]

***

20 Temmuz 2018.

Kıbrıs Mutlu Barış Harekâtı’nın yıl dönümü.

O zaman biz kaseti o harekâtın olduğu döneme değil, biraz daha geriye saralım.

Yaklaşık yüz yıl öncesi…

Kendisine darbe yapar korkusuyla Sultan Abdülhamit, Donanma’yı Haliç’te çürüttü.

Eğer Anadolu’ya hakimsen, buna rağmen denize, denizciliğe sırtını dönüyor ve kendi Donanma’nı baltalıyorsan… Düşmana bırakmadan kendi kolunu kendin kesiyorsun demektir.

Nitekim öyle de oldu. Abdülhamit kendisinin de büyük payı olan “Donanmasız deniz sahası”(!)nın etkisi ve sonucu olarak Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiraladı. Donanman yoksa, toprağını kiraladığın da İngiltere’yse o toprak parçasından umudu kesmen gerektiğini bilmek için alim olmaya da gerek yok…

Öyle de oldu.

Sonrası Lozan…

Donanmasızlık bağladı elimizi… Lozan’da geleceğe dair açık kapı bıraktık ama Kıbrıs için çok büyük sözler edemedik.

Atatürk bu konuda güçlü Donanma’nın da gerçek anlamda yerli ve milli Donanma’nın da Anadolu coğrafyası için hayati öneminin farkındaydı. Milli Mücadele döneminde “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da” demesi de bundandır. Yine Ulu Önder’in 1924’te, Hamidiye Kruvazöründeki sözleri de aynı gerçekliğin altını çizmektedir:

“Dış pazardan satın alınan gemiler ile donanma yapılmadığını siz de biliyorsunuz. Donanma, sadece kıyıyı koruyacak bir kuvvet değil, bundan daha önemli olarak deniz yollarının güvenliğini sağlayacak bir kuvvettir. Evvela çekirdek bir donanma tedarik etmekle yetinip, deniz sanayi ve ticaretimizi geliştirmeliyiz. Bundan sonra memleket sanayinde fışkıracak donanmayı yapmak da kolay olacaktır.”

***

İşte 1974’te, 1960 Kıbrıs Anayasası’nın bize verdiği yetkiyi kullanırken; 1955’ten beri Kıbrıs Türklerinin acılarına tam anlamıyla merhem olamamak da yine bu Donanmasızlıktandır. Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs sorunu üzerinden bu gerçekle 1960’lı yılların başında yüzleşir ve eksiğini gidermeye başlar.

Ve 1974’te Mutlu Barış Harekâtı’nı, tam bir devlet aklıyla olması gereken Atatürk Cumhuriyeti kararlılığıyla emperyalizme rağmen gerçekleştirir.

Başarı ile gerçekleştirilen bu harekat, 20 saatte kıyıbaşının tutulduğu tek harekat olarak dünya savaş tarihine de girer. Bu gurur Türk Deniz Kuvvetlerine aittir.

Sonrasında da yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

***

2018 dünyasına baktığımızda şöyle bir manzara ile karşılaşmaktayız:

Ticaretin büyük bir kısmı denizler üzerinden yapılmakta. Karadaki zenginliklerin azalması, tüm devletleri denizlerde, okyanuslardaki zenginliklere yöneltmekte. Petro-politik önceliğin yerini Hidro-politik ve Gaz-politik anlayış almakta.Dünyanın büyük ve söz sahibi ordularının Genelkurmay Başkanları denizcilerden seçilmekte ve hem jeopolitik hem de zenginlikleri açısından herkesin gözü Doğu Akdeniz’in üzerinde.

Üstelik Doğu Akdeniz’de en çok söz hakkına sahip olabilecek ülkelerin başında Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gelmekte.

***

Yaklaşık yüz yıl önceye dönerek başladığımız yolculukta ufak detaylarla bugüne geldik.

Neden?

Çünkü bugün bilinsin ki yakın geçmişte olanların sebeplerini anlamak daha kolay olsun.

NELER OLDU?

Atatürk’ün deniz konusundaki uyarıları çok uzun süre dikkate alınmadı. Kıbrıs meselesi deniz ve donanma konusundaki hassasiyetlerimizi artırdı ama meselenin sivil ve bürokrat kanadı bu konuda gerekli ilerlemeyi ve önemi göstermedi.

Türk Deniz Kuvvetleri bu konuda son 20 yılda çok büyük aşama gösterdi. Sonunda da kumpas davalarda esas hedef oldu. Kapalı toplantılarda Amerikan komutanlara “Akdeniz ve Karadeniz bizim kırmızı çizgimizdir” dediğinde “Vay canına! Türk Deniz Kuvvetleri ne kadar da aşama kaydetmiş ama biz her şeyi konuşarak halletmeyiz Amiral” cümlesine maruz kalan ama geri adım atmayan Türk subayları, aylar sonra soluğu Beşiktaş Adliyesinde aldı! Dün Haliç’te çürütülen Donanma bu kez Hasdal’da, Silivri’de çürütüldü. Bugün reklamını siyasi iktidar yapıp üstüne konsa da Milli Gemi MİLGEM’in mimarları da zindanlarda çürütüldü.

Kıbrıs meselesi olduğunda tüm Türkiye Kıbrıs Türkleri için tek yürek olmuştu. Bugün TBMM’deki milletvekillerini Türkiye’nin bütünlüğüne ikna edemiyor, bu tip kişileri de Gazi Meclise yolluyoruz, onlar haklarımızı teslim etmeye dünden razıyken orada bizleri temsil etsinler diye…

Haliyle kumpas davalarda Türkiye’nin gerçek anlamda en ilerici unsurları, vatanseverleri hedef olurken halk, bizzat basın ve siyasi iktidar üzerinden verilen narkozun da etkisiyle tehdidin büyüklüğünü de hedef olanın aslında kendi geleceği olduğunu da göremedi.

24 Haziran seçimi ile değişen rejim, işte bu suskunluğun hasar tespiti sırasında önümüze konanın henüz çok azı.

Ve bugün, aynı zamanda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin de yıl dönümü.

***

Tarih boyunca denizciliğe önem veren Anadolu eksenli devletler, imparatorluklar yükseldi, gereken önemi vermeyenler yıkıldı. Ne acıdır ki genelde de denizci devletler, medeniyetler tarafından yıkıldı.

Türk artık bıçak ucunda.

Ya ağır bedeller ödeyerek de olsa denizciliğin, kurucu felsefesinin, tam bağımsızlığın önemini anlayacak ve değişen dünyada daha da önem kazanan jeopolitik pozisyonunu hayati fırsata çevirecek…

Denizcileşerek…

Ya da tarihten silinecek, ne olduğunu bile anlayamadan…

Türk bıçak ucunda ama kaderi halen kendi ellerinde.

Önemi ve değeri idrak edildiğinden Kabotaj Bayramı’nı coşkuyla kutlayan, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ve Kıbrıs Mutlu Barış Harekâtı’nın kazanımlarıyla dünyada söz sahibi olmuş ve yeniden muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış bir Türkiye, hayal değil, hedef olmalı…

Kıbrıs Mutlu Barış Harekâtı’nda bedel ödemiş tüm kahramanlarımızın aziz ruhları şad olsun…

Algılatılmak istenenin aksine Türkiye’nin sırtında kambur değil, Türkiye’nin nefes borusu olan Kıbrıs’ı bize kazandıran o büyük kahramanlara ne kadar teşekkür etsek az…

Sonsuz minnet, sevgi ve mücadele ile…

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
20 TEMMUZ 2018

Önceki İçerikÜMİT KOCASAKAL’IN SÖZCÜ GAZETESİNE VERDİĞİ RÖPORTAJIN “TAM METNİ”
Sonraki İçerikLOZAN ALGISI MI? LOZAN OLGUSU MU?
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.