“Hacıanesti! Gel de ordularını kurtar!”

[ Mustafa Kemal Atatürk / 30 Ağustos 1922 ]

***

2018. 29 Ağustos’tan 30 Ağustos’a ilerliyor zaman.

Tabii ki bu ilerleyiş, tam 96 yıl önceki kadar onurlu, heyecanlı, coşkulu değil.

Çünkü 96 yıl önceki ilerleyiş, şu tespitin vücut bulmuşluğunu da içinde barındırıyordu:

“Bu netice büyük Türk imparatorlukları(devletleri) için ortak bir kaderdir. Türk milleti bir yerde devlet kurar, çevresini alır, büyür ve fethettiği memleketlerin halkı fatih milletin üstünde, onu içinden yemeye ve kemirmeye çalışan kurtlar halinde kabuklaşırlar… Nihayet yenme ve kemirme Türk unsuru için bir hayat meselesi önemini alır. O zaman millet silkinir ve bütün bu kurtlardan kurtulmuş, kendi kendine kalmış saf kitle olarak yeni bir devlet kurar. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş de bu tarihi kaderin bir tekrarlanmasıdır.” [1]

Bu tespit, dönem şartlarını kapsamaktadır, doğrudur ama eksiktir.

30 Ağustos’ta Türk ordu-milleti, var gücüyle düşmanı yurdundan kovuyordu. Büyük Taarruz’un komutanlarından İzzeddin Çalışlar’ın da dediği gibi “Düşman ordusunu vatanın masumiyetinde boğuyorduk.” [2]

Türk milletinin çok büyük bir kısmı vatanseverdir. Lakin vatanseverliği kendi kafasına göre yorumlar. “Vatanseverlik” bir giysi ise, bunu birilerine yakıştırır birilerine yakıştırmaz. Eğitim seviyesinin düştüğü yerde bu gözleminde sapmalar, yanılgılar yaşayabilir. Eğer bir liderin vatansever olduğuna inanıyorsa onun peşinden ölüme gider. O lider gerçekten vatansever ve milletini daha ileriye götürmesini sağlayacak birçok meziyete sahipse başarı kaçınılmazdır. Eğer lider gerçekten vatansever ama yetenekleri kısıtlı ise bu sefer başarı ihtimali zayıflar. Eğer lider bir kesimin sandığının aksine vatansever bile değilse, öngörü sahibi değilse, o zaman ülkesini de milletini de uçuruma sürükler.

Osmanlı’nın bu hale gelmesi, büyük ölçüde imparatorluğu yöneten anlayışın yukarıda bahsettiğimiz ilk lider modelinden son lider modeline evrilmesinden kaynaklıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, hücrelerine kadar vatansever, askeri ve siyasi anlamda da deha seviyesinde donanım sahibidir. Vatansever ordu-millet de onunla beraber, onun izinde düşmanı denize dökmeyi bilmiştir.

Halk bugün yine vatanseverdir. Fakat zihnine dair çok ciddi bir algı operasyonu, cebine dair de yine aynı ciddiyette ekonomik tahakküm vardır.

Millet olma gerçeği ile yüzleşmek istemeyen, ekonomik tahakkümleri reddetmeyen Osmanlı, önce itibarsızlaşmış, parçalanmış, son aşamada da yok olmuştur. Osmanlı’nın Anadolu’ya, Türk milletine sırtını döndüğü yerde Türk milleti de kendi azim ve kararlılığı ile tüm sorumluluğu üstlenmek zorunda kalmıştır, aydın ve subaylarının önderliğinde. Sonrasında da ülkeyi kuranlar, aynı gediğin açılmaması için uluslaşmanın; ümmet değil millet olmanın hayati önemini anlamış, bu eksende hamleler yapmışlardır. Tabii bu uluslaşmanın olmazsa olmazının fikri hür vicdanı hür irfanı hür yurttaş yapısı olması gerektiğinin de bilinciyle.

1938 sonrası ana kırılma…

2002 sonrası altın vuruş…

2002 sonrası iktidarın rahat hareket edilebilmesi için en az siyasi iktidar kadar tehlikeli “muhalefet” dizaynı sonrasında Türk ulusu, milleti, ciddi bir güven ve umut bunalımı yaşamaktadır.

Ancak Türk ulusu, bugün “güvensizlik” olarak hissettiği olgunun bir yanıyla da kendisine “temsilci” diye dayatılanların aslında temsilci değil de teslimci olduğu gerçeğiyle yüzleşme süreci olduğunu görmelidir. Kimlerle yürüneceğinin, kimlere güvenileceğinin doğru tespiti için olmazsa olmaz aşamalardan birisi, kimlerle yürünmeyeceğinin, kimlere güvenilmeyeceğinin tespitidir. Şu an tam da bu evreden geçilmektedir. Bu yönüyle ve bu yüzden, sancılı ama faydalı bir zihinsel evre yaşanmaktadır.

Bu sebeple Ulu Önder’in sözlerini anımsamakta fayda var, hem durumu hem de ne yapılması gerektiğini daha net anlamak için:

“Millet, tarihin, ancak devletlerin yıkılış ve çöküş gibi bunalımlı zamanlarında kaydettiği çok önemli ve tehlikeli anları yaşıyordu. Böyle anlarda, talih ve kaderini doğrudan doğruya kendi eline almakta gaflet gösteren milletlerin, gelecekleri karanlık ve felâketlerle doludur.

Türk milleti bu gerçeği anlamaya başlamıştı. Bu kavrayış sonucuydu ki, kurtuluş ümidi vadeden her samimî işarete koşmaktaydı. Ancak, bir toplumun, uzun yüzyılların uyuşturucu yönetim ve terbiyesinin etkisinden bir günde, bir yılda kurtulup serbest kalabileceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir.
Bu sebeple, durumu ve gerçeği bilenler, ellerinden geldiği kadar, bağlı bulundukları millete ışık tutup yol göstererek, ona kurtuluş hedefine yürümekte önderlik etmeyi en büyük insanlık görevi bilmelidirler.” [3]

Emperyalizmin planlarını bozanlara, Türk ulusunun yeniden küllerinden doğmasını sağlayanlara sonsuz minnet ve saygıyla:

En büyük bayramımızı en büyük bayram yapan bu büyük zafer; büyük bayram, diriliş, kutlu olsun!

Geçtiğimiz bu zor ve sıkıntılı süreçlerde şartlar ne olursa olsun umudu-direnci kaybetme, özünü hatırla ve çare kurucu ayarlara dönmekte; anla!

Çünkü içinde olduğumuz ve daha da derine itilmek istendiğimiz kuyudan çıkışın başka yolu yok…

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
30 AĞUSTOS 2018

DİPÇE

[1] Kuvayi Milliye Ruhu , “Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi”, Samet Ağaoğlu
[2] Org. İzzetin Çalışlar’ın Anılarıyla Gün Gün, Saat Saat İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi, İzzeddin ÇALIŞLAR
[3] Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk

 

Önceki İçerikKURTULDU ŞAN OTAK
Sonraki İçerikBAĞIMSIZLIK ATEŞİNİN HARLANDIĞI GÜN…
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.