480 yıl önce bugün, 27 Eylül 1538 tarihinde Adriyatik Denizi’nde yaşanan Preveze Deniz Savaşı ile Osmanlı ve Garp Ocaklarının oluşturduğu Türk Donanması; Papalık, Venedik, İspanya-Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ve Ceneviz gemilerinin oluşturduğu Haçlı Koalisyon Donanması’nı yendi.

Preveze galibiyeti, Türk deniz gücüne karşı koordineli bir Haçlı deniz gücü oluşturabilmenin ve başarmanın zorluğunu açık bir şekilde kanıtladı.

GARP OCAKLARI MİMARI: BARBAROS

Osmanlı İmparatorluğu 15. ve 16. yüzyıllarda yaşanan parlak dönem hariç hiçbir döneminde kurumsal olarak nesilden nesile geçen bir denizcilik stratejisi olmadı. Osmanlı İmparatorluğu, denizcilikte en parlak dönemini Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşadı. Kanuni, egemenlik sınırlarını “Akdeniz’in Padişahı” konumuna getirmek istiyordu. Bu dönemdeki en önemli gelişme Atlantik’teki rotaların keşfedilmesiydi. Atlantik’in yıldızının parlamasına benzer bir gelişme de 16. Yüzyılda Osmanlı topraklarında yaşanıyordu. Oruç ve Hızır(Barbaros) kardeşler, devlet kontrolünde korsanlık ve deniz akıncılığı hizmetleri sağlamaya başlamış ve Garp Ocaklarını kurmuşlardı. Bu akıncılığın sağladığı zenginlikleri duyan Anadolu gençleri Cezayir ve Tunus merkezli Garp Ocaklarına akın ediyorlardı.

Kanuni Sultan Süleyman, 1533 yılında Barbaros Hayreddin gibi bir stratejiste, Akdeniz Beylerbeyliği ve Kaptan-ı Deryalığı emanet etti. Barbaros Hayreddin, Osmanlı Donanmasına verilmeden önce de Akdeniz’de sefere çıkıyor, çıktığı bu seferlerde de büyük stratejik hamleler yapıyordu. 1520’lerde Garp Ocakları, İspanyol Donanması’nı ürkütecek seviyeye gelmişti.

Amiral Cem Gürdeniz, Osmanlı Donanması ve Garp Ocaklarını şöyle açıklıyor:

“Aslında iki donanmanın da insan gücü kaynağı ve stratejik aklı kısmen ortak. Garp Ocakları Donanması Oruç ve Hızır (Barbaros) kardeşler tarafından Cezayir ve Tunus’ta başlangıçta Osmanlı’dan bağımsız kurulan ancak 1518 yılından sonra onun kontrolüne girerek genelde orta, zaman zaman da Batı Akdeniz ve Hatta Atlantik’te varlık gösteren bir donanma oldu. Bu donanmaya daha sonra Libya ocakları da katıldı. Garp Ocakları Donanması operatif ve taktik alanda Osmanlı Donanması’ndan daha etkindi. Osmanlı deniz tarihine mal olmuş en ünlü denizciler Garp Ocaklarından yetişmiştir. Bu ocakların denizci kaynakları içinde Rum, Dubrovnik (Ragusa), Malta, Venedik, Cenova, Hollanda, İrlanda, İskoçya ve İngiltere kaynaklı denizciler olsa da ocakların başı ve tüm liderleri Anadolu Türkleri idi. Günümüzde Kuloğlu, Koloğlu soyadını taşıyanlar bu denizci atalarımızın bugünkü çocuklarıdır. Bu denizcilerin Osmanlı’dan daha ileri olmasının nedeni sarayın politik çekişmelerinden ve ilkel birikime yönelik rüşvet ve kayırma bataklığından uzak olmalarıydı. Garp Ocakları Donanması ile Osmanlı Donanması arasındaki en iyi iş birliği dönemi Preveze ile İnebahtı arasındaki dönemde yaşandı…”

PREVEZE DENİZ SAVAŞI’NIN BAŞLAMASI

Başında Andrea Doria’nın bulunduğu Haçlı Koalisyon Donanması ile başında Barbaros Hayreddin’in bulunduğu Türk Donanması, 27 Eylül 1538’de karşı karşıyaydılar. İlk hamleyi Haçlı Donanmasının başında bulunan Andrea Doria yaparak Osmanlı’ya tabi bulunan Mora Yarımadası’ndaki Preveze kalesini kuşatma altına aldı. Kuşatma haberini alan Hayrettin Paşa, 20 gemisiyle birlikte Turgut Reis’i öncü kuvvet olarak gönderdi. Turgut Reis’in görevi Haçlı Donanması’nın ileri deniz karakollarını tespit edip dönmekti. Öncü filo Haçlı Donanması’nın Zanta suları civarında 40 gemilik bir kuvvetin konuşlu bulunduğu haberini getirdi. Zanta’daki ileri savunma filosu da artık Türk Donanması’nın yaklaştığını öğrenmişti. Andrea Doria, muhasarayı kaldırıp Preveze Kalesi’ni terk ederek donanmasını topladı ve savunma yapmak amacıyla kuzeye çekildi. Hayrettin Paşa, önce Kefalonya Adası’nı bombardıman altına aldı, sonrasında Mora’ya ulaşarak Preveze Kalesi’ni onardı. Artık taraflar yerlerini almıştı. Hayrettin Paşa ne yapacağını biliyordu. Preveze Kalesi’nde bulunuyordu ve savunma yapacaktı. Ancak Haçlı Donanması, hem gemi hem asker bakımından onlarca kaç güçlü olmasına karşın nasıl saldıracağına bir türlü karar veremiyordu.

Haçlı Donanması, Koflu koyunda toplanarak saldırıyı nasıl gerçekleştireceklerine karar vermeye çalışıyorlardı. Zira kara savaşında avantaj Preveze Kalesi’nde konuşlanmış olduğu için Hayrettin Paşa’daydı. Preveze Kalesi, Deniz savaşı söz konusu olduğunda, kara savaşında olduğu kadar büyük bir avantaj değildi. Uzun tartışmalar sonucunda Andrea Doria’nın teklifi kabul edilerek taarruzun denizden yapılmasına karar verildi.

Türk Donanması 162’si kadırga, 140’ı barça olmak üzere 302 gemiden oluşuyordu. Bu gemiler hem rüzgârla hem kürekle kullanılabiliyordu ve oldukça seriydi. Osmanlı Donanması ise irili ufaklı 122 barçadan oluşuyordu. Gemilerde bulunan ve menzili dolayısıyla kullanılabilir olan topların sayısı sadece 166 adetti. Gemilerde bulunan asker sayısı ise yeniçeri ve sipahilerle birlikte toplamda sadece 20.000 idi. Kıyaslayacak olursak Haçlı Donanması asker sayısı olarak 3 kat, gemi sayısı olarak 2.5 kat, top sayısı olarak 15 kat daha güçlüydü.

27 Eylül sabahı iki büyük donanma Preveze önünde karşı karşıya geldiler. Barbaros Hayrettin Paşa, her gemiye sadece üçer top yerleştirip gemileri hilal şeklinde muharebe pozisyonuna getirdi. Amacı sayıca üstün olan düşman kuvvetlerinin atış gücünü bölmek ve kendilerine yaklaşmasını engellemekti. Osmanlı gemilerinin genellikle küreklerle donatılmış olması ve bu sayede rüzgâr kesildiği zaman da hareket yeteneğine sahip olması bir üstünlük ve avantaj olarak değerlendirilir.  Bu gemilerin tek kusuru, küreklerinden dolayı bordalarına top konulamaması idi. Toplar sadece baş tarafta bulunuyor, bundan dolayı sayıca da sınırlı kalıyordu.

ŞANS MI, STRATEJİ Mİ?

Bazı deniz tarihçileri savaşın hemen başında rüzgârın tamamen durması nedeniyle, büyük ölçüde yelkenli gemilerden oluşan Haçlı Donanması’nın manevra kabiliyetini kaybetmesini, yenilginin asıl nedeni olarak gösterirler. Mevcut kuvvet mukayesesine göre, ateş gücü Osmanlı’dan daha yüksek olan Haçlı Donanması’nın, rüzgârsızlık ve sis nedeniyle bunu tam olarak kullanamamasının yenilgiye elbette ki etkisi vardır. Ancak yenilgiyi tamamen “şans”a bağlamak, Türk Donanması’nı ve Barbaros Hayreddin’in stratejisini hafife almak demektir.

Jeopolitikçi ve Deniz Tarihçisi Dr. Nejat Tarakçı, “Savaşın kaderinin, Türk topçusunun yüksek ateş hızı ve isabet yüzdesi ile belirlendiğini; teknoloji ile personelin bütünleşmesinin Osmanlı’ya zaferi getirdiğini” yazar.

Fransız tarihçi J. Graviere’nin gündeme getirdiği Osmanlı gemilerindeki neccar olarak adlandırılan marangozların savaş esnasındaki inanılmaz başarıları ve fedakârlıklarını da göz ardı edemeyiz. Üzerinde bin delik açılmış çok sayıda Osmanlı kadırgası, doğramacıların faaliyeti sayesinde su üstünde durabiliyorlardı. Halatlardan oluşturulmuş iskemleler üzerinde uzun bordalardan sarkıtılmış, hiçbir koruma sağlamadan tehlikeye atılan bu cesur işçiler, suyun geçtiği delikleri kapamak amacıyla daha önceden bunun için hazırlanmış odundan tıkaçları (takoz) büyük tokmak darbeleriyle geminin gövdesindeki deliklere sokuyorlardı.

İşte Barbaros Hayreddin’in bu stratejisi, açık deniz savaşlarında bile bir çığır açmıştı. Preveze Deniz Savaşı’ndan tam 50 yıl sonra 1588’deki İngiltere-İspanya Deniz Savaşı’nda Sir Francis Drake ve 1805 yılında, yani Preveze’den 250 yıl sonra, Trafalgar’da Amiral Nelson aynı stratejiyi kullanmışlardır.

Graviere, Preveze Zaferi’ni şöyle değerlendirmektedir: Preveze Savaşı, az kan dökülmesine rağmen büyük deniz savaşları arasında yer almayı hak eden bir savaştır. Burada günümüze de uygulanabilecek birden fazla ders yok mudur? Benim buradan çıkarmak istediğim ilk ders, Deniz Stratejisinde fazla incelikli olmakla bir şey kazanılamayacağıdır. Sözde bilgisiyle şaşkına dönmüş ve doğru yolu kaybetmiş Doria’nın lehine söyleyebileceğimiz tek şey, harekete geçmemesinin neler doğuracağını anlamamış olmasıdır. Kuşkusuzca yalnızca bir zafer olanağını kaçırmış olduğunu düşünmüştür; oysa o günden itibaren İnebahtı Savaşı’na (1571) kadar geçecek 33 yıl boyunca Türklerin sürekli bir yükseliş sağlayacağını fark etmemiştir. Amalfi Savaşı’nda gördüğümüz gibi, Preveze’de de devletlerin kaderinde donanmanın oynayabileceği önemli rolü gördük.”

1538’de, Preveze Zaferi tüm Akdeniz’i Osmanlı hâkimiyetine açmıştı. Türk Donanması eşsiz bir stratejik zafer elde etmişti, doğa da Türk’e her zaman olduğu gibi yardım etmişti… 16. yüzyılda İspanyol Devlet Adamı Juan Latino “Tanrım, Türklerin uğursuz gemilerini yok etmemize yardım et. Onları cesaretimiz ve kehanetle yenelim. İspanya senin aziz adına savaşıyor.” diye çaresizce haykırarak yalnızca Tanrı’dan ümit beklemeye başlamıştı. Ta ki 1571 İnebahtı yenilgisine kadar…

Osmanlı, Barbaros’lara, Piri Reis’lere rağmen deniz jeopolitiğini devletin şah damarına yerleştirememiş ve bu kurumsallaşmayı sağlayamamıştı. “İmparatorluğun duraklama, gerileme ve çöküş dönemleri hep denizdeki gerileme ve kayıplarla başladı. İnebahtı yenilgisi, İspanyol Yazar Cervantes’in dediği gibi Osmanlı Donanması’nın yenilmezlik ‘mit’ini ortadan kaldırarak Akdeniz’in geleneksel denizci devletlerine psikolojik üstünlük sağladı.”

***

Türkler, tarih boyunca Akdeniz hâkimiyetini kaybettikleri an rüzgârsız bir vadide uçurtma uçurmaya çalışmak zorunda kalırlar. Bu, tarih boyunca değişmemiş ve değişmeyecek olan bir gerçektir. Bu sebeple Preveze’deki zaferin üstün deniz stratejisiyle, sonrasında ise İnebahtı’daki bozgunun denizlere sırtını dönmeyle meydana geldiğini unutmamak gerekir.

Emekli Deniz Üsteğmen Deniz Mehmet Irak’ın da dediği gibi “Bakışımızda, odağımızda, politikamızda deniz yoksa bilin ki eksiğiz! Anadolu’yu Asya değil, Akdeniz olarak görmediğimiz sürece yarımız… Bu bir medeniyet yaratma mücadelesi. Anadolu, deniz medeniyetleri ile büyürken karasal zihinlerle hep istilaya uğramıştır. Tarih, denizlerden çekilenlerin bozgunlarıyla doludur!..”

“HEDEFTEKİ DONANMA”

Geçmişten bugüne kadar emperyalizmin değişmeyen hedefi Türklerin denizlerdeki hâkimiyetini kırmak ve onları karalara hapsetmektir. Türk Donanması altın çağını yaşadığı her evrede mutlaka emperyal bir “balyoz” inmiştir kafasına…

Ama Türk Donanması Barbaros’lardan aldığı kudret ile yediği darbelere rağmen her geçen gün güçlenecek ve 480 yıl önce bugün olduğu gibi “Mavi Vatan” savunması hiçbir zaman bitmeyecektir!

“Bu donanma sizin,
Gurur duyun!”

Preveze Deniz Zaferi ve Türk Deniz Kuvvetleri günü kutlu olsun!

Sena YAŞAR
27 Eylül 2018

KAYNAKÇA
*
Cem GÜRDENİZ, Hedefteki Donanma, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2013
*Cem GÜRDENİZ, Mavi Uygarlık, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2015
*Dr. Nejat TARAKÇI, Preveze Deniz Zaferi, TASAM, 2016
*Üçüncü Yol, Türkiye Denizcileşmelidir, Galeati Yayınevi, 2017
*Cem GÜRDENİZ, Preveze Deniz Zaferi’nin Stratejik Sonuçları, Aydınlık gazetesi, 2014

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.