”Arkadaşlar, Kıbrıs düşmanın elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz, bu ada bizim için önemlidir.” (1)

Uluslar hayati çıkarları için yaşarlar. O çıkarları elde etmez ve korumazsanız yok olmaya mahkumsunuzdur. Vatan, kara parçasından ibaret değildir. 145 bin kilometrekarelik alan ve altındaki zenginlikler Amiral Cem Gürdeniz’in tabiriyle “Mavi Vatan”dır ve kimseye bırakılamayacak kadar değerlidir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35. yıl dönümü kutlu olsun. Kutlu olsun da, Türkiye’nin nefes borusu olan Kıbrıs adasında yaşanan son günlerdeki kritik gelişmelerden Türk milleti ne kadar haberdar? O halde, bağımsız cumhuriyetimizin kazanımlarından biri olan egemenlik hakkımızın son zamanlarda ne derece engellenilmeye çalışıldığını bir inceleyelim.

Akdeniz’in Kıbrıs’ı çevreleyen bölümünde, yakın zamanda trilyonlarca metreküplük doğalgaz rezervi bulundu. Türkiye, KKTC, Mısır, Lübnan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi bu doğalgazın paylaşımında hak sahibidir. İtalyan enerji şirketi ‘ENİ’ye bağlı Saipem 12000 adlı gemi, 9 Şubat’ta sondaj çalışmaları yapmak amacıyla bölgeye gelmiş, lakin Kıbrıs açıklarında Türk donanması tarafından durdurulmuştu. Saipem 12000 adlı geminin bölgeye girişine izin verilmemişti. Çünkü, şirketin çalışma yapmak istediği alan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek taraflı olarak ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge(*)(MEB) içerisindeki 3. Parseldeydi ve bu alanda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de hak sahibiydi.

Yaşanan krizin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Sanılmasın ki Kıbrıs açıklarındaki doğal gaz arama ve Ege’deki kayalıklarla ilgili fırsatçı girişimler dikkatimizden kaçıyor. Türkiye’nin, güneyindeki gelişmelere yoğunlaşmasını fırsat bilerek, Kıbrıs’ta ve Ege’de haddini aşanları yanlış hesap yapmamaları konusunda uyarıyoruz” demişti.

Erdoğan, Kıbrıs açıklarında faaliyet yürüten yabancı şirketler için ise “Rum tarafına güvenerek hadlerini ve güçlerini aşan işlere alet olmamalarını tavsiye ediyoruz. Bunların efelikleri, bizim ordumuzu, gemilerimizi, uçaklarımızı görene kadardır” açıklamasında bulunmuştu (2).

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise “Kıbrıs Adası’nın ortak sahibi olan Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını hiçe sayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, tüm uyarılarımıza rağmen Doğu Akdeniz’deki tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerini yürütmektedir. Bunun sonucunda ortaya çıkabilecek durumun tek sorumlusu ise, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir kapsamlı çözümün tesisi için çaba sarfedeceği yere Ada’nın yegane sahibi gibi davranmaktan vazgeçmeyerek ısrarla tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerine devam eden Kıbrıs Rum tarafı olacaktır.” Açıklamasını yapmıştı (2).

Yunanistan ve Rum yönetimi , AB üyeliği kozunu kullanarak Türkiye’yi uluslararası hukuk ihlaliyle suçlamıştı. Oysa,Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin de hak sahibi olduğu 3.parselde yapılacak herhangi bir doğalgaz sondaj çalışması, Türkiye’nin onayı olmadan gerçekleştirilemez, Rum yönetimi bölgenin tek sahibi gibi davranamazdı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk donanması o gün kararlı duruşuyla Rum Yönetimi’nin Türklerin egemenliğini gasp etmeye yönelik girişimini başarılı bir şekilde engellemişti. Ancak bugün, Amerika’nın petrol ve doğalgaz devi ExxonMobil şirketi ve ortağı Katar Petrol, Rum Yönetimi ile geçtiğimiz yıl anlaşmış olduğu gibi -Türkiye’nin MEB’i ile kesişmese de- Kıbrıs Türklerinin de hak sahibi olduğu ancak Rumlar tarafından bu hakkın göz ardı edildiği 10.parselde sondaj çalışmalarına başladı. Göstere göstere egemenlik hakkımızın gasbedildiği bu kritik gelişme öncesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrı yalnızca 4 Kasım’da yaptığı “Türkiye’yi adeta denize ayak basamayacak hâle getirmeyi amaçlayan çabalara asla izin vermeyeceğiz. Aynı şekilde Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların ülkemiz ve KKTC dışlanarak adeta gasbedilmesine yönelik girişimleri kesinlikle kabul etmeyeceğiz” cümleleriyle sınırlı kaldı.(3) Zira, askeri yönden Türkiye, bölgenin en güçlü donanmasına sahip ülke konumunda. KKTC ve Türkiye’de bulunan Türk ordusu ve uluslararası hukuk ilkeleri -söz konusu Amerika ve İngiltere olsa da- Türkiye’ye gerekli her türlü caydırıcılık hakkını vermektedir.

Peki, Türkiye’nin yıllardır şiddetle karşı çıktığı sondaj çalışmalarının başlangıç tarihi için KKTC’nin 35. kuruluş yıldönümünün seçilmesi tesadüf müdür? Elbette hayır. Zira, geçmişte yaşanan olaylar, emperyalizm için tesadüfe yer olmadığını defalarca gözler önüne sermiştir ve Kıbrıs Türkleri’nin bu milli gününde de KKTC dışlanmış ve adeta gasbedilmiştir. Burada ExxonMobil şirketinin eski CEO’sunun ABD eski dışişleri bakanı Rex Tillerson olduğunu da belirtmekte fayda var.

Peki, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgenin ağır abisi olmasına rağmen Amerika’ya karşı bu tepkisizliğini gören Rumlar, 10. parsel ile yetinir mi ?
Tabii ki de hayır. Türkiye’ye karşı gücünün yetmeyeceğinin farkında olan Rum Enerji Bakanı Yorgos Lakotripis arkasına yine AB’yi ve Amerikan ExxonMobil şirketini alarak bu sefer de yalnız Kıbrıs Türklerinin değil bir bölümü Türkiye’nin de kıta sahanlığına dahil olan 7.parsel için çeşitli enerji şirketlerine lisans başvurusu için davet yaptıklarını çoktan açıkladı bile.(4)

Ve şimdi gelelim cevapsız sorulara…

-Tüm dünyanın gözü Kıbrıs adasının doğalgaz kaynaklarındayken, Türk siyasetçiler ve Türk medyası bu küstah girişimlere neden hala sessiz ve tepkisiz ?

– Siyasi iktidarın can dostu Katar’ın ulusal şirketi Katar Petrol, Amerikan ExxonMobil’in ortağı olarak Rum yönetiminin açtığı ihaleye giriyorsa, Katar’a bütün kapılarını açmış hükümetin bu ortaklığı sorgulaması-engellemesi gerekmez mi?

– Mavi Vatanımıza yapılan tecavüzlerin en temel sebebi Türkiye’nin henüz BM’ye bildirmiş resmi bir münhasır ekonomik bölgesinin olmamasıdır. Türkiye ve KKTC Türklerinin egemenlik sorununun temel çözümü olan MEB’in ilanı için daha kaç parselin kaybedilmesi beklenecektir? Türk meclisi ne zaman bu konuyu gündeme taşıyacaktır?

-Mavi vatan ve onun altındaki kaynaklar namusumuzdur. Ege’de kaybedilen adalar ve Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları denizcileşmenin Türkiye için hayati derecede önem taşıdığını gözler önüne sermektedir. O halde, şimdi değilse ne zaman ?

““…..Arkadaşlar! En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türkün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız…..” (5)

(*) Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) : kıyı devletine, kıyıdan başlayarak açık denize doğru en fazla 200 mil kadar uzanan bölgede gerek deniz yatağı altında, gerekse içerisinde bazı egemenlik haklarının tanınmasını içeren bir kavramdır (6)

DİPÇE : 
(1) Geçidi Bekleyen Sancağı, Çağdaş Bayraktar, s 9, 2017.
(2) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-43061162
(3) https://www.dw.com/…/exxonmobilin-sondaj-gemisi-…/a-46266914
(4) https://www.gundemkibris.com/…/rumlar-bir-parseli-daha-petr…
(5) TBMM II.Dönem, II.Toplantı Açılış Yılı Konuşması, 01 Kasım 1937
(6) http://www.denizhaber.com/munhasir-ekonomik-bolge-makale,10…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.