MAVİ VATAN VE EGE GERÇEKLERİ

256

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz; Mavi Vatan 2019 tatbikatı devam ederken “tatbikatta Ege Denizi’nin kullanılmayarak Yunanlara terk edildiği” iddialarına ilişkin Üçüncü Yol’a konuştu.

Üçüncü Yol’dan Ali Karaküçük’ün sorularını yanıtlayan Gürdeniz; Mavi Vatan 2019 tatbikatının niteliklerine ve amaçlarına yönelik açıklamalarının yanı sıra tatbikatın jeopolitik ve stratejik açıdan önemini de vurguladı. Gürdeniz, “Türk donanmasının, Ege Denizi Türk karasularında faaliyet göstermediği” iddialarını yanıtlarken iddiaların gerçeklerle uyuşmadığını belirtti. “Türk Deniz Kuvvetleri, Ege krizinin çıktığı 1973 yılından bu yana, Ege Denizi’ni tüm tatbikatlarda, yıl boyunca tepe tepe kullanır.” dedi.

*****

ÜY: Sayın Gürdeniz, bildiğiniz üzere Mavi Vatan 2019 tatbikatı başladı. Bu tatbikat Cumhuriyet tarihinin en büyük tatbikatı; söylenen o yönde, gerçekten öyle mi, bunu da sizden öğreneceğiz. Ama ilk olarak bu tatbikatın emekli bir Tümamiral olarak size hissettirdikleriyle başlamak isteriz açıkçası.

CG: Öncelikle bu tatbikatın taşıdığı ismin Mavi Vatan olması sebebiyle bana yaşattığı gurur ve heyecan son derece yüksektir. Bu tatbikatın en büyük özelliği 103 parça gemiyle her 3 deniz alanında aynı anda yapılmasıdır. Bugüne kadar yapılan harbe hazırlık seviyesindeki bütün gemilerin tatbikata katılarak Türkiye’nin eriştiği endüstriyel, lojistik ve personel destekleme gücünü göstermesi yönüyle de önemli bir tatbikattır. Şu ana kadar kimsenin değerlendirmediği çok önemli bir özelliği daha var, onu da vurgulayalım. Gemilerde basın mensupları var ve bunlar 24 saat gemide kalıyorlar. Hemen hemen gemideki tüm faaliyetleri takip ediyorlar, zaman zaman naklen yayın yapıyorlar, zaman zaman ana haber bültenlerine hazırladıkları haberleri gönderiyorlar. Yani Türk bahriyesi gündüz ve gece şartlarında her türlü atışı yaparken basın mensuplarını davet ediyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, Türk donanmasının kendine duyduğu güvenin en büyük dışavurumudur. Dışarıda hiçbir bahriyenin bu kadar büyük bir özgüven sergilediğini göremezsiniz.

ÜY: Peki bu yalnızca ulusal çapta bir yayın politikası mı? Yoksa dışarıya karşı da bir propaganda politikası izleniyor mu basın mensuplarının faaliyetlerinde?

CG: Bir kere dış istihbarat ajansları Türk donanmasının bu tatbikatını analiz ederken eminim ki benim gördüğüm bu hususu raporlarına koyacaktır. Çünkü çekincesi olan bir bahriye, dünyanın en zor işlerinden biri olan gece kara bombardımanı eğitimine naklen yayınla basını çağırmaz.

Zaten bu tip tatbikatlarda basın günü vardır. Önceden hazırlanılmıştır, önceden pratiği yapılmıştır. Sıfır hatayla yapmak üzere bir günlük bir gösteri yapılır. Bunda böyle bir şey yok. Sabahtan akşama basın her şeyi izliyor. Bakıyorsunuz bir anda bir drone çıkıyor, acil atış yapılıyor, bunu da alıyor; bir bakıyorsunuz gece kara bombardımanı, bir bakıyorsunuz denizaltıyla ani bir eğitim. Şimdi bunu ancak kendine güvenen bahriyeler yapabilir. Özellikle Türkiye’ye risk ve tehdit oluşturan, Türkiye’ye yönelik kötü emeller besleyen ülkelere verilen bundan daha güzel bir cevap olamaz.

ÜY: Hazır bunlardan bahsetmişken, “Gambot Diplomasisi” diye çok bilinmeyen bir kavram var. Bu bağlamda bu kavramı da açıklayabilir misiniz bize?

CG: Gambot Diplomasisi, açık bir savaş ilanı yapmadan donanmanızın ateş gücünü kapalı bir şekilde kullanma niyetini karşı tarafa hissettirmektir. Bunu hisseden karşı taraf iradesini değiştirir. Yani “Ben sana açık olarak savaş ilan etmiyorum ama ayağını denk al. Eğer böyle bir aşamaya gelirsek seni kendi irademi uygulamaya mecbur ederim.” şeklinde bir mesajdır. Yani donanma, bir anda yaptığı bir tatbikatla, bir anda yaptığı bir manevrayla bu ateş gücünü ülkesinin siyasi hedeflerine erişim için kullanabileceği mesajını veriyor. Buna biz Gambot Diplomasisi diyoruz. Burada açık bir şekilde ateş gücünü kullanmıyor ama ateş gücünü kullanma niyeti olduğunu belli ediyor. Bunu Türkiye bugüne kadar Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de çok çok iyi yapmıştır. Hâlâ da bunun ne kadar etkin bir şekilde kullanıldığını bu tatbikatta görüyoruz. Yunanistan, Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yanına zaman zaman Fransa’yı, İtalya’yı, ABD’yi alarak sürekli bizim aleyhimizde tatbikat yapsın, bir yandan bizden yüz bin km² alan istesin ama Türkiye hiçbir şey yapmasın, bu olacak bir şey değil.

İstiyor ki Yunanistan, Türkiye denizci olmasın, Türkiye denizlerini kontrol etmesin, Türkiye kara sınırlarına çekilsin. Bu mümkün değil.

ÜY: Kendisine kurulan kumpaslara rağmen Türk donanması ayağa kalkmasını biliyor ve gece gündüz izlenebilecek kadar da kendisine güven duyduğunu ilân ediyor. Aslında bu tatbikat, gambot diplomasinin de en nitelikli örneklerinden bir tanesi o zaman.

CG: Evet, Doğu Akdeniz’de yapılanlar tipik tarifiyle bir gambot diplomasisidir. Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye dayatılan oldubittilere bir set çekiyor.  Yani “Sen benim Doğu Akdeniz’deki, Ege’deki hayati çıkarlarımı engellemeye kalkarsan ben askeri gücü çok kısa sürede toparlarım ve bu gücü kullanırım.” diyor.

Unutmayın ki bu ülke, 15 Temmuz 1974’te Nikos Sampson darbesi olduktan 96 saat sonra Anadolu’da oluşturduğu amfibi gücü adaya sevk etmiştir ve 20 Temmuz saat 14:10’da Girne’de kıyı başını tutmuştur. Bu neyi gösterir? İstiklâl Savaşı’ndan sonra hiç savaş tecrübesi olmadığı hâlde bu ülke, 1974’te savunma sanayinin durumu çok geri olmasına rağmen kalkıp 96 saatte kıyı başını tutabiliyor. Bu büyük bir başarıdır. O şartlarda bunu başaran bir ülke bugün neler yapabilir? Bunun hayal edilmesini ben, Türkiye’nin düşmanlarına, Türkiye hakkında iyi düşünmeyenlere bırakıyorum.

ÜY: Türk donanmasının “Mavi Vatan” kavramıyla denizlerde boy göstermesi, caydırıcı gücünü sergilemesi hatta daha öz bir ifadeyle Türklerin denizcileşmesi en çok Türk adalarını işgal eden Yunanları tedirgin ediyor diyebilir miyiz?

CG: Bakın, Türk adalarının işgali, Ege’de Yunanistan’a anlaşmalarla devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların statüsü, bunlar Türkiye için askeri açıdan çok basit mevzular. Türkiye bunları askeri güç kullanarak almaya niyetlenirse bunu tartışmaya bile gerek yok, 81 milyonluk dev bir ülkeden bahsediyoruz.

ÜY: Burada sıkıntı olan daha çok siyasi iradenin kararları, öyle değil mi?

CG: Burada önemli olan stratejik hatta jeopolitik önceliklerdir. Bugün Türkiye’nin önceliği Doğu Akdeniz’dir, Kıbrıs adasıdır, KKTC’nin varlığıdır, oradaki askerin çekilip çekilmemesidir. Öbürü çözülmesi gereken bir sorun olarak bekleyebilir.

18 ada işgal edilmiş, oraya papaz gelmiş, oraya Yunan gelmiş, kim gelirse gelsin! Bunlar gecekondu! Gecekonduların başına neler geldiğini siz biliyorsunuz. Belediye geliyor, bir gecede hallediyor. Ama siz Kıbrıs adasındaki askerinizi çekerseniz, siz hakkınız olan alanlarda Eni’nin, Total’in, Exxon’ın sondaj yapmasına izin verirseniz, yüz bin km²’lik deniz yetki alanınızdan vazgeçerseniz, Avrupa Birliği’nin size empoze ettiği haritalara evet derseniz, bu jeopolitik bir kayıptır. Bundan daha büyük bir kayıp olamaz. Öncelikleri çok iyi bilmek gerekiyor.

ÜY: Okurlarımızın yanlış anlamaması açısından durumu netleştirmek için soruyorum, burada Türk adalarının işgalini, Yunanistan tarafından egemenlik haklarımızın ihlâlini önemsizleştirmiyoruz ancak bir öncelik sırası olduğundan bahsediyoruz, değil mi?

CG: Kesinlikle. Bu şeye benziyor, bir hastanız var, çok ciddi bir kanserle uğraşıyor, siz kalkıp diyorsunuz ki “Benim hastamın sağ elinde şöyle bir kızarıklık var, sol elinde şöyle bir şey var, n’apacağız?”. Bu esnada adam ölüyor, Doğu Akdeniz elden gidiyor. Kıbrıs’taki askerimizin çekilmesi için Yunanistan, AB, ABD ve içimizdeki, Kıbrıs’taki bazı partiler elinden geleni yapıyor. Millet bunu göremiyor.

Stratejinin bir sanat olmasının en büyük sebebi ağırlık merkezlerini ve öncelikleri tayin etmektir. Siz şimdi kalkıyorsunuz, Doğu Akdeniz dururken Ege’nin açık denizlerindeki işgali günlük politikada iktidar muhalefet savaşı için kullanıyorsunuz. Bunun jeopolitik bir etkisi yok. Ama Doğu Akdeniz’i kaybetmenin, Kıbrıs’ı kaybetmenin jeopolitik etkisi asırlar boyu sürecek. Hâlbuki Türkiye’nin horoz ötme mesafesindeki ada, adacık ve kayalıklarla ilgili hesaplaşması çok basit. O yüzden bu öncelikleri iyi tayin etmek lâzım.

“DOĞU AKDENİZ’DE SOYUTLANIYORUZ. BUNA İZİN VEREMEYİZ”

Türkiye’deki bazı kişiler, bazı medya organları bu olayı, adaların işgalini aşırı büyütüyorlar. Hâlbuki Doğu Akdeniz’deki yüz bin km²’lik alan gidiyor, bu kayıp alan meselesini büyütmesi lâzım. Mavi Vatan elden gidiyor, buna bakmıyor. Oraya giden papaza bakıyor, oraya giden bakana bakıyor, oraya giden helikopterlere bakıyor; bunlar küçük, taktik, teknik olaylar. Olayın jeopolitik resmini görmek lâzım. Doğu Akdeniz’den soyutlanıyoruz, buna izin veremeyiz, bugünkü Mavi Vatan tatbikatının amacı budur. Bugün Avrupa Birliği’nin bize empoze ettiği haritalara izin verirsek İskenderun Körfezi ve Antalya Körfezi’ne hapsediliyoruz; Kıbrıs’taki askeri çekersek AB ve ABD tarafından empoze edilen alana evet demiş oluyoruz, çünkü o askerlerin yarattığı 2. donanma etkisini kendi elimizle ortadan kaldırıyoruz.


“EGE DENİZİ TÜRKİYE’NİN NEFES BORUSUDUR”

ÜY: Sizinle görüşmemizin de özü bu. Asıl sorumuza gelmeden cevaplarımızı da biraz almış olduk aslında. Tatbikat başladığından beri sosyal medyada birtakım iddialar dolaşıyor, kimi basın yayın kuruluşlarının yazarları da bunu gündeme getiriyor. İddiaların özü şu: “Yapılan tatbikatta Ege Denizi, Yunan’a terk edilmiş durumda. Türk donanması, Ege Denizi Türk karasuları yerine iç sularda tatbikat yapıyor.”. Siz bu iddialara dair neler söylersiniz?

CG: Şimdi burada elmayla armutu karıştırmamak lâzım. Bugün, bu tatbikatın asıl hedefi tabii ki Doğu Akdeniz’dir. Çünkü Türkiye, Doğu Akdeniz’den sıkıştırılıyor. Ege Denizi zaten 1974’ten bu yana Türkiye’nin en önemli ağırlık merkeziydi. Ama Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları çıktıktan sonra birinci önceliği Doğu Akdeniz aldı. Bu, Ege Denizi’nin önemini kaybettiği anlamına gelmez. Ege Denizi, Türkiye’nin nefes borusudur. Türk boğazlarına giden yol, Ege Denizi’nden geçer.

Basında çıkan bazı söylentilerin, bazı köşe yazarlarının haberlerinde geçen “Ege Denizi’nin bu tatbikatta az kullanıldığı veya kullanılmadığı” iddiaları gerçeklerle uyuşmaz. Türk Deniz Kuvvetleri, Ege krizinin çıktığı 1973 yılından bu yana, Ege Denizi’ni tüm tatbikatlarda, yıl boyunca tepe tepe kullanır. Burada  bu konunun uzmanı olmayanların karar vermeleri son derece yanlıştır. Zira gerek Yunanistan gerek Türkiye; İstanbul ve Atina mutabakatları paralelinde zaten Ege’nin çok dar olan, yüzde 49 kadar olan açık deniz alanlarında atışlı tatbikat yapmazlar. Çünkü bu denizi kullanan, kuzeye ve güneye geçen günde 300’e yakın gemi vardır. Eğer siz bu açık deniz alanlarında atışlı tatbikat yaparsanız bu gemilere tehlike yaratır, risk oluşturursunuz.

“SORUMSUZCA YAPILAN YORUMLARDAN KAÇINMALI”

Türkiye nerede yapar atışlı tatbikatını? Saros körfezinde yapar; Saros körfezinin gerek karasuları gerek açık deniz alanlarında yapar. Veya İzmir körfezinin çıkışında yapar. Bu sahalarda da yıllardır yapılıyor. Bu konuyu bilmeyenlerin yaptığı şey, haritaları açıp atış yapılacak sahalara bakmak. Buna bakarak siz Ege’nin bir tatbikatta kullanılıp kullanılmadığına karar veremezsiniz. Şöyle söyleyeyim, bu tatbikatta Ege’nin açık deniz alanlarında Türk Deniz Kuvvetleri, denizaltı savunma harbi eğitimlerini çok yoğun bir şekilde yapmaktadır, peki bunları tatbikattan saymayacak mıyız? Herkes yorum yaparken haddini bilecek. Herkes alanını bilecek, alanına göre konuşacak. Ben bir amiral olarak kalkıp Suriye’deki kara harekâtı hakkında konuşmuyorsam bu konuyu bilmeyen birisi de kalkıp deniz harekâtı hakkında konuşmayacak, bu bilgisizliğin yarattığı psikolojik etkinin de farkında olacak. Türkiye’nin denizlerinde bu kadar ciddi bir mücadele verilirken kalkıp bu kadar sorumsuzca yorum yapılması bence çok da uygun değildir.

ÜY: Yani Türk donanmasının bu kadar yıpratıldığı ve bu kadar yıpratılmasına rağmen yeniden ayağa kalktığı, Cumhuriyet tarihinin en büyük tatbikatını yaptığı dönemde aslında halkın da güvenini sarsıyor tatbikata yönelik bu tarz açıklamalar.

CG: Evet, bunlar son derece yanlış, son derece çarpıtıcı yorumlar. Bu yorumları ben şahsen hiç de uygun bulmuyorum. Burada Deniz Kuvvetleri’nin eleştirilecek hiçbir yanı yoktur. Kendine güvenen, güçlü bir donanmayla karşı karşıyayız. Türkiye’nin tarihinde ilk defa 150 kişi tarafından, Deniz Harp Merkezi’nden yönetilen, daha önce uygulanmamış bir tatbikat doktrininin uygulandığı bir tatbikattan bahsediyoruz. Bu kadar etkin, bu kadar dinamik, bu kadar harekât temposu yüksek bir tatbikatta kalkıp “Ege’yi Yunanlara terk ettik.” demek son derece yanlış bir yorumdur, son derece düşündürücü bir durumdur. Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

ÜY: Mavi Vatan 2019 tatbikatının özüne, amaçlarına ve tartışılan konulara açıklık getirdiğiniz için teşekkür ediyorum. Son olarak şunu sormak istiyorum; Türkiye denizcileşmelidir, Türkler denizcileşmelidir diyoruz, bunun için bir dinamizme ihtiyaç var. Bu dinamizm de sanırım en nitelikli hâliyle gençlikte hayat bulabilir. Bu bağlamda Türk gençliğine ne söylemek istersiniz, ne tavsiye edersiniz?

CG: 21. yüzyılda okyanuslar ve denizler, karaların önüne geçmiştir. Geçecektir demiyorum, geçmiştir diyorum. Çünkü karadaki kaynaklar tükenmek üzeredir. Hâlbuki denizdeki kaynaklar yerinde duruyor; gerek enerji kaynakları, gerek nadir metaller, gerek balıkçılık ve yenilenebilir enerji kaynakları… İnsanlığın geleceği denizde. Bu nedenle deniz yetki alanlarının paylaşımı tarihinde olmadığı kadar öne çıkmış durumda. Türkiye’nin de kaderinde denizlerle iç içe olmak var. Osmanlı, donanmasını ihmâl ettiği için imparatorluğunu kaybetti; Cumhuriyet, donanmasını ihmâl ederek bu muhteşem topraklarını ve Cumhuriyet’ini kaybetme lüksüne sahip değildir. O yüzden güçlü, toparlanma yeteneği ve hızı çok yüksek bir donanması vardır, bunu gördük.

Ayrıca şu an gençlikte, sizler gibi gençlerde tarihinde olmadığı kadar denizciliğe yönelik bir uyanış var. Bu momentumu, bu tempoyu devam ettirmeniz gerekir; deniz tarihini, deniz jeopolitiğini iyi bilmeniz gerekir ve donanmayla gençliğin ve halkın bütünleşmesini iyi sağlamanız gerekir. Ki bugün pek çok alanda bunun sağlandığını görüyorum: Mavi Vatan artık Türk deniz yetki alanlarını tarif eden bir kavram olmaktan çıkmıştır. Mavi Vatan artık Türklerin anavatanı kadar denizlere ve denizciliğe de önem vermesinin sembolü olmuştur. Gençlik Anadolu’da yanan bu denizcilik ateşini büyütmelidir, bunu yapacak enerjisi vardır, bunu yapacak entelektüel birikim de süratle oluşmaktadır; “Mavi Vatan” teriminin sahibi olarak, bunu bulmuş kişi olarak ben gençliğe bu konuda çok ama çok güveniyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.