19 HAZİRAN 2019’DAN 19 HAZİRAN 2014…

360

“Eğildim, bir dolu içtim,
Pir’in elinden, elinden,
Yandı yüreğim, kül oldu,
Narın elinden elinden.”


Kul Nesimi

*

Sosyal medya uygulamalarının “hatırlatma” özelliği, unuttuğun birçok şeyi önüne koyuyor. Unutmak istemediğin, unutmak istediğin ya da hiç unutmadığın ayrımına girmeden…

Eğer hatırlattıkları; zaten hiç unutmadığın şeylerse, daha da katık oluyor, kaçma şansı bırakmıyor sana…

19 Haziran 2014…

Tam beş yıl önce bugün, Balyoz’da gelen tahliyeler…

Ve beş yıl sonra o güne dönüp baktığında yaptığın acı hayat muhakemesi…

Daralmak, çok daralmak”…

Hayatları kararanlar, canından olanlar, parçalanan aileler ve esas hedefteki Kemalist devrim; Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucu felsefesi…

Sırtında ve kalbinde hançerle yürüyor Türkiye Cumhuriyeti…

Cüneyt Arkın’ın “Yıkılmayan Adam” karakteri gibi…

Peki ya kumpas davalarda hedef olanlar?

Toparlamak, toparlananı aktarmak o kadar zor ki. Çünkü hala toparlanamadı, ne gidenler, ne kalanlar ne de bunların muhakemesini yapanlar…

Belli kararlar ve olaylar, insanın içinde barındırdığını, bazen kendinden bile sakladığını açığa çıkarır. O yüzden dönüp bakıyorum 5 yıl önce bugün paylaştıklarıma.

İlk notu şöyle düşmüşüm:

“Belki de bugünkü kararlar bir planın parçası.
Belki de tam tersi.
Belki çok az da olsa süreçte payımız oldu.
Belki de hiç etkimiz olmadı.
Ama bu gece ben başımı yastığa çok rahat koyacağım.
5 Ağustos’ta tatile çıkmadık.
9 Ekim’i yok saymadık.
Kahramanlara sırtımızı dönmedik.
Ağzında terör örgütünün terminolojisini eksik etmezken “terör yanlısı sanılırım” kaygısı duymayıp, sadece hukuk isteyen insanların yanında olmayı “darbeci derler” korkusu ile reddeden tatlı su aydınlarından olmadık.
Bu sebepten ne darbeciliğimiz kaldı, ne postal yalayıcılığımız.
Milli Ordunun içeri atılması ile oluşan dikensiz gül bahçesinde yürüdü çözüm süreci.
Ne bayrak kaldı, ne konsolosluk.
Biz anlattık.
Kimi fark etti.
Kimisi inanmadı.
Ama dedim ya, bugün rahat uyuyacağım.
Kahramanların yakınlarının sesindeki mutluluğu duydum ya,
tarihe karşı sorumluluğumu en azından vicdanımda yerine getirdiğime inanıyorum ya,
bu bana yeter,
bu bize yeter.
Bugün daha güçlü bir şekilde haykırmalı:
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ!”

Sonra, Kumpas Şehidi Murat Özenalp’in cenazesinden bir fotoğraf ve başka bir not:

“Bu kareyi hiç unutmayacağız komutanım.
Senin arkanda kalanları da yalnız bırakmayacağız.
Şimdi güleceğiz, sevineceğiz.
Ama bir o kadar da bileneceğiz!
Kinimizi dinimiz yapmayı biz seçmedik.
Ama hakikat bu; ifade olma özleminde!
Bu talebe kayıtsız mı kalacaktık?
Tabii ki hayır!
Bu kararları sus payı sananlar, kendilerine doğru yönelmeye başlayan keser-sap çiftine merhaba desinler!
BU DAHA BAŞLANGIÇ!
ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ!”

Aynı hatırlatma sistemi, aynı gün ama başka yıllardaki paylaşımları da anımsatıyor. Bu vesileyle 19 Haziran 2014’ten bir yıl sonra 19 Haziran 2015’deki iletimi de önüme koyuyor:

“Bu gece dualar Cem Amiral için olsun.”

Anımsıyor ve anlıyorum. Cem Amiral o iletiyi yazdığımda hayatta ama durum pek de parlak değil. Ve elimizde tek kalan, semaya yönelen ellerle dua… Bu iletiden yaklaşık 2 ay sonra o da ayrıldı aramızdan… Kumpas davaların kendisine hediyesi(!) kanser yüzünden… Olanları içine sindiremediğinden… Çünkü nasıl ki Aşil’in ölümlü yeri topuğuysa o kahramanlarınki de onurlarıydı… Ne hapis ne işkence ne kurşun öldürmezdi, bunu bildiklerinden; hepsi onurlarından, şereflerinden haysiyetlerinden ağır ateşlere tutuldu… Vuruldu…

O zaman da demiştik, “bu davaların Türkiye’ye faturası çok büyük olacak. Sandığımızdan daha fazlası, çünkü henüz gördüğümüz buz dağının su üstündeki kısmı, en üst tabakası. Bir de derinlerde ve uzun vadeli yaratacağı tahribat var” diye…

İşte o kırılan kirişlerin, kolonların üzerinde yükseliyor mevcut sistem…

Mesela İstanbul’da seçime hazırlanıyor Türkiye; ülkeyi yöneten istediği sonucu alamadığından… Ülkeyi yöneten istediği sonucu alabilsin diye.

Alın işte size “Yeni Türkiye”…

Yönetenleri, gidenleri, firar edenleri ve dokunulmayanları…

Ve de biz, ruhlarında derin acı, kaygıyla kalanlarıyla…

Ancak her şeye rağmen inanıyoruz ve pes etmiyoruz.

Türk ulusunun yüreğine mezar taşları dikenlerin yanına kalmayacak.

Bu sebep ve sorumlulukla da bu işte payı olan hiç kimse unutulmayacak, affedilmeyecek, hiç kimseyle de barışılmayacak.

Bu hesap elbet er ya da geç görülecek, mahşere kalmayacak.

İnsanın, canını yakan şeyleri sıcağı sıcağına yazabileceğine inanmam. Biraz soğuması, demlenmesi gerekir. 5 yıl sonra yazarken anlıyorum ki bu konuda hiçbir zaman içimden geçenleri hakkını vererek yazamayacağım. Çünkü acı, bu öfke, hiçbir zaman tam anlamıyla “anlatılır” bir hal almayacak.

Bir önceki cümleyi yazınca akla gelen; kumpas davalar yüzünden 2010 yılında canına kıyan bir subayın ailesiyle söyleşi yapmak için 2017’de yapılan telefon görüşmesi, telefonu açan şehit ablasının “şimdi olmaz, acımız hala çok taze” demesi ve ardından engelleyemediği hıçkırıklar.

Yürek nasıl durulsun?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
19 HAZİRAN 2019




(Bu yazıyı özellikle Üçüncü Yol’dan yazmak istedim. Üçüncü Yol benim evladım, kalbim olduğu için değil. Üçüncü Yol o süreçte bize mevzi verdiği için. Tüm hatlarıyla kumpasların karşısında durduğu için.)

Önceki İçerikNESİLDEN NESİLE MİLLİ EGEMENLİK
Sonraki İçerikAMİRAL CEM ÇAKMAK’A MEKTUP
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.