Üçüncü Yol

IBAN’DAN TEKALİFİ MİLLİYE ÇIKMAZ

Yaşadıkları her zor durumda Atatürk’e ve manevi mirasına sarılarak can suyu bulmaya çalışan siyasi iktidar, 18 yıldır bulduğu her fırsatta da ona ve kazandırdıklarına karşı saldırmaktan geri durmamıştır.

Yıl 1921, Anadolu işgal altındaydı

22-25 Temmuz 1921’de Türk ordusu Sakarya’nın doğusuna çekildi. Afyon, Eskişehir, Kütahya ve Bilecik, Yunan ordusu tarafından işgal edildi. Yunan ordusu Ankara’nın 50 kilometre yakınına kadar gelmişti. Tam da bu süreçte Meclis, 5 Ağustos 1921’de 3 ay süreyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü “Başkomutan” seçti.

Samsun’dan bu yana tüm sorumluluğu üstlenmesine karşın, muhaliflerce kaybedeceğine kesin gözüyle baktığı bu savaşta ateşten gömleği sırtına geçirmişti. Ordu sadece düşmanla değil yoklukla da mücadele ediyordu. Halk, Balkan Savaşı’yla başlayıp, Dünya Savaşı ile devam eden 10 yıllık yorgunluğu, yoksulluğu iliklerine kadar yaşamaktaydı.

Bu şartlar altında 8 Ağustos 1921’de Ulusal Yükümlülükler Kanunu’nu (Tekâlif-i Milliye) çıkardı. Yokluğuna yoksulluk ekleyen ulusundan başka kimsesi yoktu. Askerin ayağına çarık, çorap, iç çamaşırı, çivi, silah… Aklınıza ne geliyorsa “geri vermek” kaydıyla halkına başvurmuştu.

Herkesin umudunu kaybettiği, Fransız sefaretince “kağnının kamyonu yenemeyeceğinin” düşünüldüğü bir cehennemde; Türk ulusu ve Başkomutanı, (22 Ağustos-13 Eylül 1921) 22 gün 22 gece sürecek savaşta, tarihe imza attı. Viyana’dan bu yana süren (13 Eylül 1683) 238 yıllık geri çekiliş, yine başka bir 13 Eylül tarihinde Türk ordusu ve halkın kahramanlığında, onun sayesinde durdurulmuştu.

Ülkenin işgalden kurtulması ve yeniden kurulması sürecinde ise toplanan zorunlu yardımlar halka kalem kalem geri ödendi. 12 Nisan 1923 tarihli ve 328 sayılı kanunla, toplamı 6.003.663 TL olan Tekalifi Milliye borçları hak sahiplerine ödendi. Borcun yüzde 72.3’üne karşılık gelen 4.340.508 TL tutarı 1923’te geri kalan yüzde 27.7’lik kısım ise her yıl yapılan ödemelerle 1929’da tamamen kapatıldı. [1]

Askerlik yaşamının tamamında olduğu gibi cephede, ordusunun yanı başındaydı. Sarayda şatafat içerisinde yaşamıyordu, halkıyla ve ordusuyla savaş yılları boyunca tüm yokluğu ve yoksulluğu paylaşmıştı. Üstelik günümüzde kimi kesimlerce kahramanlaştırılan Vahdettin; Türk ulusunun cehennemden çıkma mücadelesi verdiği yerde, 1 Eylül 1921 tarihinde Yıldız Sarayı’nda görkemli bir törenle 5. evliliğini gerçekleştiriyordu.

***

Bugün sözde gönüllü, özde zorunlu olarak hayata geçirilen bağış kampanyasının; bunca yokluk, yoksulluk ve imkânsızlıkla gerçekleştirilmiş, her şeyden önemlisi halka; bağımsızlık, onurlu ve aydınlık bir gelecek olarak geri dönmüş bu kutsal mücadeleyle bir tutulması en hafif tabirle saygısızlıktır. 18 yıldır ülkeyi yöneten iktidar, başlattığı bağış kampanyasını Tekalifi Milliye ile özdeşleştirerek bu saygısızlığı katlamıştır.

Yaşadıkları her zor durumda Atatürk’e ve manevi mirasına sarılarak can suyu bulmaya çalışan siyasi iktidar, 18 yıldır bulduğu her fırsatta da ona ve kazandırdıklarına karşı saldırmaktan geri durmamıştır.

Geldiğimiz noktada gerçek ortadadır. Bir tarafta ölüm kalım savaşının içinde  dahi geri ödenmek üzere toplanan zorunlu yardımların, yokluk ve yoksullukla kurulan bir ülkede kalem kalem ödenmesi varken; diğer tarafta yaptıkları bağış kampanyasını, 18 yıldır ekonomik olarak ne yaptığını sorgulatmak istemeyen şark kurnazı bir zihniyetin eylemlerini tarihle, tarihteki simge karakter ve sembol değerlerle özdeşleştirip kapatmak istemesi yatmaktadır.

18 yıldır gücü ve makamı elinde bulunduranların; Cumhuriyet’in her türlü yatırımına, emeğine, alın terine, yoklukla var ettiği tüm kurumlarına düşmanca saldırıp, tüm bunları mirasyedi gibi bir bir yok pahasına satanların, üretmeden tüketmeyi alışkanlık hale getirmemizi bekleyenlerin, neoliberal politikaları devletçiliğe ve karma ekonomik modele tercih edenlerin, en zor koşulda dahi canıyla, kanıyla devletinin yanında olmaya çaba gösteren bu halka “kalem kalem” açıklama borcu vardır.

Bu kriz ortamında, akraba kontenjanından devlet hazinesinin yönetilemediği acı bir şekilde bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Tarih, bize açıkça göstermiştir ki; cephede yokluğu ve yoksulluğu iliklerine kadar halkıyla paylaşan mücadeleyi ve lideri de, saraylarda görkemli ve zevkinden ödün vermez yaşayanları da hak ettiği şekilde vicdanlara işlemektedir.

ÜÇÜNCÜ YOL
04.04.2020

[1] https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/M.-Akif-TURAL-Tekâlif-i-Milliye-Halka-Borcu-Kalmayan-Devlet.pdf

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.