Üçüncü Yol

CUMHURİYET’İN ÖZGÜN DEVRİMİ: KÖY ENSTİTÜLERİ

Köy Enstitülerindeki eğitim seviyesi sadece temel dersler düzeyinde kalmayarak, köylüye hayata dair her şeyi öğretmeyi amaçlıyordu.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında oluşturulan eğitim politikalarında öncelik alınan üç temel husus vardı; laiklik, yurttaşlık bilinci ve Anadolu köylüsünün aydınlanması…

Ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun köylerde yaşadığı 1930’lu yıllarda, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’ndan ağır yaralar ile çıkmış kırsal kesim, yeteri kadar okula sahip değildi. Türkiye Cumhuriyeti henüz 10’lu yaşlarındayken, köy halkı hâlâ Cumhuriyet yurttaşı olamamıştı. Ancak Cumhuriyet’in kurucuları biliyordu ki; vatanın yeni ve öncü bir aydın modeline ihtiyacı vardı. Bu aydın modeli hem köyün içinden çıkacak hem de köylünün kendisini yetiştirecekti. Böylelikle kırsal alandaki sorunları gündeme getirebilecek ve çözüm üretebilecek ilerici bir kuşak yetişecekti. 

Amaç belliydi; Türkiye Cumhuriyeti’nin “çağdaşlaşma” süreci, köy halkına bir “devrim hareketi” ile ulaşacaktı.

Köy Enstitülerindeki eğitim seviyesi sadece temel dersler düzeyinde kalmayarak, köylüye hayata dair her şeyi öğretmeyi amaçlıyordu. Köylü, hem tarım ve el işi yapabilecek hem dünya klasiklerini okuyacak hem de yurttaşlık ve ulus bilincini kavrayacaktı. Köylü, Türk milletinin aydınlanmasına katkı sağlayacaktı. 

Aydınlanma devriminin öncüsü olacak kişi ise aynı zamanda bir köylü çocuğu olan, eğitim bilimci İsmail Hakkı Tonguç Bey idi. Tonguç, askerliğini yapmış gençler arasından seçtiği bir grubu geçici öğretmen olarak yetiştirme amacıyla 1936 yılında Eskişehir’de dört aylık bir kursa tabi tuttu. Kursları tamamlayan 84 öğretmen ilk görevlerini Ankara’nın köylerinde gerçekleştirdi. İlk uygulamanın başarılı geçmesiyle Köy Enstitülerinin ilk temelleri, 11 Haziran 1937’de çıkartılan “Köy Eğitmenleri Kanunu” ile resmiyete kavuştu. 

Çıkarılan kanuna dayanarak açılmaya devam eden yeni eğitmen kursları, “Köy Öğretmen Okulları” olarak geliştirildi. Köy Enstitülerinin kurulmasına ilişkin yasa tasarısı ise 17 Nisan 1940’da TBMM’ye sunuldu ve 426 milletvekilinden 278’inin oyu ile kanunlaştı. Geri kalan 148 milletvekili, Milli Şef İsmet İnönü’ye karşı gözükmek istemedikleri için oylamaya katılmayarak enstitüyü, “köylü-kentli” ayrımına yol açacağı gerekçesiyle eleştirdi.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ise eleştirlere şu sözlerle yanıt verdi:

“Bizim arzumuz köyün içerisinde bilgili, sağlıklı, memleketine bağlı ve üretici vatandaş yetiştirmektir. Yoksa köylüyü bu arz ettiğim yetilerle donatıp onları şehre akın eder vaziyete getirmek değildir… Mesele köylü çocuğunu hayat bakımından köylülük özünü kaybetmeksizin yetiştirmektir. Bu davayı hiçbir zaman zayıflatmayalım…”

Köy Enstitülerinde öncelik öğrencilerin üretkenliğini sağlamaktı. Öğrenci ezberlemek için değil “üretmek” için öğrenirdi. Ulus sevgisini sözlerle değil, yaşanmışlıklar üzerinden içselleştirirdi.

Fay Kirby‘e göre Köy Enstitüleri Pestalozzi, Dewey ve Kerschensteiner gibi eğitim bilimcilerin görüşlerinin taklit edilmesiyle değil, Kemalizm ilkelerine dayanılarak Türkiye’nin özel koşullarına göre yaratılmış özgün bir eğitim modeliydi. Ne liberal Amerika’dan, ne faşist Almanya’dan ne de komünist Rusya’dan alınmıştı.

Köy Enstitüleri, kuruluş amacının çok üzerinde bir başarı gösterdi. Köylerde okuma yazma oranları hızla arttı, mesleki eğitimler pekiştirildi. Gelelecek nesillerin aydınları, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi izinde yetişerek, ülkede büyük bir eğitim devrimi gerçekleştirdi.

İvriz Köy Enstitüsü (Konya-Ereğli) öğrencileri, enstitüden mezun olanları şu sözlerle anlatmıştır:

‘‘Çalışmalarımıza, kıyafetlerimize bakarak bize hamal, işçi gözüyle baktı bilmeyenler. Bilenler ise yeşeren, gelişen ortamlar olarak bakıyorlardı… Sadece İvriz Köy Enstitüsü; 20 tane profesör, 48 tane araştırmacı ve öğretim görevlisi, 2 tane bakan, 6 tane milletvekili, 18 bin 839 tane köy öğretmeni, 8 bin 175 tane eğitmen, bin 977 sağlıkçı ve hemşire ile 221 dal öğretmeni yetiştirdi.’’[1]

Elde edilen başarıya karşı yükselen tepkiler her geçen gün artarak, enstitüler üzerinde baskı kurulmaya başlandı. Mezun olan öğrencilerin sadece köylerde görevlendirilmesi, kimi kesimler tarafından sınıfsal ayrımcılık olarak nitelendirildi. Ancak enstitüler Cumhuriyet ilkelerine bağlı bir eğitim sistemine sahipti ve Cumhuriyetin temel ilkelerinden biri de Halkçılıktı. Bunun bilinmesine rağmen sınıfsal ayrımcılık eleştirileri devam etti.

Yapılan bir başka olumsuz eleştiri ise “köylünün gözünün açılacağına” tepki gösteren dinci kesim tarafından geldi. Köy halkının içinde bulunduğu aydınlanma süreci yobazlar için büyük bir tehditti. Laiklik üzerinden suçlanan karma eğitim düzeni, “din elden gidiyor” sözleriyle Çankaya’dan duyuluyordu.

Çok partili hayata geçiş ile Köy Enstitüleri’ne karşı gerçekleşen muhalif düşünceler siyasal zeminde kendine yer edindi. 1946’da TBMM’de değişen hükümette Hasan Ali Yücel yerine Milli Eğitim Bakanı olarak Reşat Şemsettin Sirer getirildi. Köy Enstitüleri’nde Atatürk ilkelerinin öğretilmesine tepki göstermesi ile bilinen Sirer’in ilk icraatı ise İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü’nden uzaklaştırmak oldu.

“Enstitülerde komünizm propogandası yapılıyor” algısı dönüşümün hızını arttırdı. 1947 yılına gelindiğinde çıkarılan yasalar ile kapsamlı değişiklikler yapılarak enstitüler kuruluş amaçları dışına çıkartıldı. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle Köy Enstitüleri, 1954 yılında tamamen kapatılarak, Cumhuriyet tarihinin en özgün uygulamasına son verildi.

Atatürk’ün temelini attığı, İsmet İnönü’nün desteklediği, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı tonguç’un yaşam verdiği Köy Enstitüleri, “kirli ve kimliksiz” bir siyaset kurşunu ile can verdi.

Köy Enstitüleri’nin babası İsmail Hakkı Tonguç, 1954 yılında durumu şu şözlerle özetledi:

“Köylü eğitilmeden, işçiye iş verilmeden, herkesin toprağı olmadan demokrasi gelmez. İki tür demokrasi vardır; gerçek demokrasi için halk sıkı bir eğitimden geçirilir, biz ise Amerikan demokrasisini seçtik, bir sandığa kağıt attık adıdemokrasi oldu.

ZEYNEP ÇAM
17.04.2020

[1] AKANDERE Osman, YILDIZ Nihal, Köy Enstitülerinin İdeolojik Yapısı, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Sayfa: 275-316, 2017.

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.