Üçüncü Yol

“ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAMI” UĞURLUYORUZ…

Sözcüklerle tarifi imkânsız, çok ağır bir acının içindeyiz.

Araştırmacı-Yazar Metin Aydoğan’ı 75 yaşında ani bir kalp krizi nedeniyle kaybettik. O, onu kaybettiğimiz günün sabahında dahi halka duyduğu “aydın” sorumluluğu ile yazılarını paylaşmayı sürdürüyordu.

Esaslı bir Kuvayi Milliyeci olarak, atının üzerinde düşmanla dövüşürken yitirdik onu. Karanlık ve cehaletle savaşıyordu. Bu savaşta bir an olsun duraksamayı kendine ve Atatürk’ün miras bıraktığı yüksek ülküye ağır bir hakaret sayıyordu. Ve belki de kalbinin temizliğinden, herhangi bir araştırma yapamayacak hale gelmeden ayrıldı aramızdan.

Belki çok geç başlamıştı yazmaya ama ömrünün son saniyesine kadar üretti, fikir sundu, tartıştı ve paylaştı. Bilgiyi mülkiyet edinmez; tartışma fırınına sürer ve paylaştıkça bilginin güçleneceğine inanırdı.

O, ömrünün sonuna dek yazarlığıyla, örgütçülüğüyle, öğretmenliği ile güçlendirdi bilgiyi…

Şöyle diyordu “Ben ve Ülkem” kitabında: “Okudukça, bilgi edinmenin insana güç ve heyecan veren doyumsuz tadını aldım. Yaşamın anlam ve güzelliğini kavramanın bilgili olmaktan geçtiğini, bilgi ve bilincin insanı insan yapan tek değer olduğunu öğrendim. İnsanların, yaşamın ne olduğunu öğrenmeden göçüp gitmesine neden olan cehaletten nefret ettim; yaşamım boyunca onunla mücadele ettim.”  

Evet… Yaşamı yukarıda bahsetmiş olduğu o mücadeleden ibaretti Metin Hoca’nın. 68 kuşağı olarak Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) içinde başladığı “tam bağımsız Türkiye” mücadelesi, yetmişlerde mimar olarak meslek örgütlerinde hak savunuculuğu noktasına ulaşmış ve sonrasında Türk Devrimi’ni daha iyi anlamak ve anlatmak için yazarlık mücadelesine başlamış, Atatürkçü Düşünce Derneği’yle (ADD) ise halkçı bir örgütlenmenin tabana yayılması noktasında önemli savaşımlar vermişti.

Tüm bu mücadeleler süresince, kimi zaman da kendi bedenin karşısına çıkardığı zorluklarla savaştı.  Genç yaşta pek çok kişiyi ölüme sürükleyecek ağır hastalıklar, onda, mücadelenin tökezlemesi ihtimalinin verdiği endişe dışında bir korku yaratmıyordu. Cehalete ve cumhuriyet düşmanlarına karşı ne denli başarılı bir şekilde savaştıysa, hastalıklara karşı da o denli başarılıydı.

Hepsini yendi hastalıkların, hem de araştırmalarını yetiştirebilmek için ölümü göze olan bir yiğitlik sergileyerek…

Metin Aydoğan’ yaşamını bilenler, hakiki devrimciliğinden kaynaklı destansı mücadelesine tanıklık etti.

***

Kitaplarının çoğunda, bilinmeyen belgelere ulaşan bir araştırmacı havası ya da Batı kaynaklı belge tarihçiliği duruşu yoktu. Cumhuriyet devriminin ruhunu, kaynaklarını ve mücadele anlayışını özgün bir dille gelecek nesle aktarma kaygısı vardı. Ruhu ve aklı bilgiye açık tüm Türk gençliğine, tarihin ortaya koyduğu özgüveni bu denli yalın ve eksiksize yakın bir şekilde anlatmak onun en büyük özelliği idi.

Türk Devrimi’nden gurur duyacak ve onu geliştirmeyi kendine amaç edinecek argümanları Türk gençliğine sunan en değerli öğretmenlerdendi. Ve gerçek bir cumhuriyet öğretmeni gibi, tüm bunları karşılık beklemeden yaptı. Akçeli işleri, bilgi ve bilinç aktarımı düzleminden tamamen kaldırdı.

Kitaplarından maddi bir kazancı kendi isteği ile olmadı. Kitaplarının telif gelirini yayınevinden kitap olarak aldı ve o kitapları satın alma imkânı olmayan binlerce kişiye dağıttı.

Kitaplarıyla; mücadeleye insan, kendisine dost, evlat kazandırdı…

12 Eylül’den sonra şiddetle artarak olağanlaşan aydın ihanetine karşı varlığıyla bir tepki gibiydi. 12 Eylül’ün aşağılıkça gerçekleştirdiği Kemalizm tahrifatına karşı mücadeleye girişen bir avuç aydından oldu. Uygarlık kıstası olarak gösterdiği örgütlenmeyi, hakça paylaşımı, emek mücadelesini her zaman Kemalist Devrim’e atıf yaparak savundu.

Aslında bilinen bir gerçeği işlenebilir bir bilgi haline getirme ustasıydı. Onu okuyan kendisini bilmiş saymaz, sadece daha çok öğrenme ihtiyacı duyardı. Kitaplarıyla bilgi edinme heyecanı aşılardı. Onu okuduktan sonra, felsefe, sosyoloji ve tarih ustalarının eserlerine yönelirdi okuyucu. Kişiye kazandırdığı donmuş kalıplar, ezberler, sloganlar, dönem methiyesi değil; yalın bilgi, gerçekçi özgüven, araştırma hırsı, bilgi edinme heyecanı ve örgütlenme isteği idi.

Bu gerçekler onu Türk aydını yapmıştı. Bu vasfı ile 21. yüzyıla ulaşabilen pek nadir kişilerdendi.

Tüm bunlarla beraber Üçüncü Yol ailesinin doğumuna somut varlığı ile güç ve değer katan biriydi. Her birimizin üzerinde emeği ve hakkı vardır. Mücadelesine sahip çıkarak, onu daha da geliştirerek bu hakkın karşılığını vermek istiyoruz. Varlığımız devam ettikçe bunun savaşımından vazgeçmeyeceğiz.

“Ülkeye adanan bir yaşamın” nasıl olması gerektiğini somut bir şekilde onu izleyerek gördük. 

Metin Aydoğan’ı tanımakla, onun bu ülkenin bir aydını olmasıyla gurur duyuyoruz. Örnek yaşamını, mücadelesini, üretme aşkını öz varlığımızda ve savaşımızda her zaman yaşatacağız.

Üçüncü Yol ailesi olarak, kederli Aydoğan ailesine baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

Türk ulusunun başı sağ olsun.

Metin Hocamızın aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyoruz, ruhu şad olsun.

ÜÇÜNCÜ YOL
17.06.2020

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.