Üçüncü Yol

ERUH VE ŞEMDİNLİ SALDIRISI

Siirt Eruh ve Şemdinli saldırısı, terör örgütü PKK’nın 15 Ağustos 1984 akşamı saat 21.30’da gerçekleştirdiği,  1 askerimizin şehit olduğu, 9 asker ile 3 sivil yurttaşımızın yaralandığı ilk saldırıydı.

Artık Türkiye’de hiçbir şey o günden öncesi gibi olmadı.

Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı planlanan, ülkenin gençlerini birbirine vurduran sağ-sol olayları ve ardından gelen 1980 darbesi ile ülke savrulma yaşıyordu. Ancak bu savrulmanın yanı sıra yeni bir tehdit daha ortaya çıkmış, sonrasında da binlerce eve ateş düşmesine neden olacak o karanlık gece yaşanmıştı.

Saldırıda, Erzincanlı Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın, PKK terör örgütü ile mücadelemizde ilk şehidimiz oldu.

O gece yaşanılanlara tanık olanların anlattıklarına göre ise saldırı şu şekilde gerçekleşmişti:

PKK’lı teröristler Eruh ilçesine sadece bir noktadan değil birkaç noktadan saldırmışlardı.  Silah sesleri her tarafta yankılanıyordu.  İlçedeki bütün kahvehanelere girerek vatandaşları esir alıp propaganda yapmışlardı.

Hatta teröristlerin camilere de girerek hoparlörlerden Türkçe, Kürtçe ve Arapça propaganda yaptıkları duyulmuştu.

Yine o gece PKK’lı teröristler banka müdürünü bulmaya çalışmış, bulamayınca  da halka tehditler savurmuşlardı. Ancak Eruh halkı, o sırada kahvede vatandaşların arasında olan banka müdürünü baskıya rağmen teröristlere vermemişti.

Saldırıda,  vatandaşlarla ilişkisi çok iyi olan jandarmada yazı işlerinde görevli Erzincanlı Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın’ın şehit düştüğü duyulmuştu. Bunun üzerine Eruh’ta yaşayan vatandaşları büyük bir hüzün kaplamıştı.  Şehidimizin adı ilçe merkezinde bir caddeye verilmiş  ve anısına ilçe meydanında saat kulesi yapılmıştı.

Tanıkların anlattıklarından yansıyanlara göre, bu saldırının önceden planlanan  ileriye dönük bölücü amaçları taşıdığı ortaya çıkıyordu.

Bu noktada üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konu, devletin bu şekilde planlanmış bir terör saldırısı ve bu yapılanmaya karşı verdiği refleksin ne seviyede olduğudur.

Saldırının duyulmasıyla birlikte dönemin başbakanı Turgut Özal’ın yaptığı açıklama düşünüldüğünde durumun ne kadar hafife alındığı görülüyordu.

Saldırıya yönelik kısa bir açıklama yapan Özal şu cümleyi kuruyordu;

“Üç- beş çapulcunun marifeti!”

Evet, devleti yöneten kişi ülkesinde bulunan iki ilçeye ellerinde makineli tüfekler ile baskın yapan, 1 askerini şehit edip 9 asker ve 3 vatandaşını yaralayan ve baskın yaptıkları ilçelerde ileride yapacakları eylemlere dair işaret taşıyan propagandalar yapan teröristler hakkında kısa ve saldırıyı hafife alan bu açıklamayı yapmıştı. Ancak, 1984’te ortaya çıkan tehdit bir anda oluşmamıştı. 

27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesi Fis köyünde terör örgütü lideri, bebek katili Abdullah Öcalan tarafından kurulan PKK terör örgütü, 1980 darbesine kadar çeşitli eylemlerde bulunmuş ve darbeden sonra ise Suriye’ye eğitim almak için çok sayıda terörist geçiş yapmıştı.

Ayrıca, 1980-1982 yılları arasında terör örgütü, Lübnan’ın işgali sırasında Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ne yerleşmiş ve burada Filistinlilerden eğitim alıp İsrail’e karşı Filistinli grupların yanında yer almış ve ilk ciddi çatışma deneyimini de yaşamıştı.

15-26 Temmuz 1981 tarihlerinde PKK terör örgütü ilk konferansını Helvi kampında yapmıştı. Kongrede Avrupa’da yapılanmanın güçlendirilmesi ve Türkiye içinde saldırılar için planlar yapılması kararlaştırılıp üst düzey yöneticilerini bu konuda görevlendirmişti.

Bu süreçte PKK, Batı devletleri ve Suriye tarafından maddi olarak desteklenmiş ve ayrıca örgüte silah desteği de sağlanmıştı. PKK  terör örgütünün kurulma aşamalarına ve tarihlere bakıldığında Turgut Özal’ın “üç beş çapulcunun marifeti”  diye geçiştirdiği olayın arkasında aslında emperyalizm destekli yeni bir oyunun kurulması  ve bunun Türkiye’ye karşı harekete geçirilmesi yatmaktaydı.

Kuşkusuz,  devleti yöneten kişinin bunu bilmeme ihtimali de yoktu.

Özal’ın yaptığı açıklamanın ardından tam 36 yıl geçti, bu zaman içerisinde PKK’nın yaptığı saldırılar sonucunda;  içerisinde bebek, çocuk, kadınların da olduğu 15 binin üzerinde insanımızı kaybettik.

En ağır kayıpları askerimizden verdik. Binlerce eve ateş düştü, al bayrağa sarılı tabutlar yüreklerimizi yıllar boyunca yaktı ve yakmaya da devam ediyor.

Bölgede görev yapan öğretmen, sağlık çalışanları, işçiler ve birçok devlet memuru da PKK’nın yaptığı kanlı eylemler sonucunda yaşamlarını yitirdi.

İşin başıydı, Eruh ve Şemdinli saldırıları yılanın baş gösterdiği ilk yerlerdi. 

Devlet yönetmek hiç kuşkusuz ciddiyet isteyen bir iştir.

Ancak bu saldırı sonucunda kaybedilen canlara rağmen ne yazık ki mevcut iktidar tarafından devlet ciddiyeti gösterilmemiş ve yılanın başı zamanında ezilmemişti.

Eruh ve Şemdinli saldırısı öncesinde bölgede bulunan güvenlik ve istihbarat güçlerinin uyarılarının dikkate alınmaması akıllara birçok soruyu getirse de günümüzde bu sorular hâlâ cevabını bulamadı.

Sadece kaybettiğimiz insanlar değil, ülkenin geleceğine de çok fazla etkisi olan milyarlarca dolar maddi kayıp ve toplumsal bütünlükte çok ciddi sıkıntıların baş göstermesine de neden oldu.

PKK terör örgütünden en fazla zararı, eylem yaptığı ve yapılanmaya çalıştığı bölgelerdeki insanlar gördü.

Toprak reformunun etkisiz hale getirilmesinden PKK terör örgütüne uzanan bağ

Cumhuriyet, toprak reformu ile çok az sayıda kişinin yani ağaların elinde bulunan toprakları, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan köylüye adaletli bir şekilde paylaştırıp, çiftçinin kalkınmasını ve güçlenmesini amaçlıyordu. Bu hedef doğrultusunda da toprak reformunu gerçekleştirdi.

Ancak daha sonra kendisi de bir toprak ağası olan Adnan Menderes, toprak reformuna engel olmaya çalışmıştı. Ağalık sisteminin tekrardan devreye sokulmasıyla birlikte bölgede yaşayan halk, ağaların, şeyhlerin, şıhların ve cemaatlerin pençesine atıldı. Böylece, ne yazık ki yoksulluğa ve eğitimsizliğe itilen halkın gelişmesinin önü kapatıldı.

Emperyalizm tarafından kurulup beslenen PKK terör örgütü de yıllardır karanlığa itilen bölge insanını toplum bütünlüğünden koparabildiği kadar koparmaya çalıştı. Ve bölücülük amacıyla terör eylemlerini gerçekleştirmesiyle de vahim bir durum ortaya çıktı.

Siyasilerin günlük çıkarlarına malzeme ettikleri bu sıkıntılı durum her geçen gün daha da tehlikeli bir hâl aldı.

O zaman en başta şu soruyu sormamız gerekir:

Eğer Toprak Reformu devam ettirilip köylünün kalkınması ve iyi bir eğitim alarak bilinçlenmesi sağlansaydı PKK terör örgütü belirli bir bölgede bu kadar rahat yapılanıp hareket edebilir miydi?

Bugünü anlamak için geçmişi iyi bilmek gerekiyor. 

Geçmişte yapılan hatalar binlerce insanın canına mâl olurken olayın ciddi bir sorun olarak kabul edilmeyip bunun sorumluluğunu almaktan kaçanlar bu ülkede “kahraman” bile ilan edildi.

1984’ün 15 Ağustos akşamı yapılan bu hain saldırıya ciddi bir devlet aklıyla karşılık verilip, sonrasını önlemek için sert adımlar atılsaydı bugün yeni nesil, PKK terör örgütünü belki de tarihin karanlık sayfalarından okuyacaktı. 

Ancak geçmişten ders çıkarılmadığını 2009’da başlayan, “çözüm süreci” adı altında terör örgütü ile devletin aynı masaya oturtulmasından görmüş olduk. 

Hatta çözüm sürecinden güç alan PKK terör örgütü ve onun siyasi uzantısı HDP, 19 Ağustos 2014 yılında çatışmalarda ölen PKK’lı teröristler için yapılan mezarlığa Eruh ve Şemdinli saldırılarını gerçekleştiren teröristlerin başında olan PKK’lı terörist Mahsum Korkmaz’ın heykelini diktirdi.

O gün çözüm süreci adına bu hainliğe ses çıkarılmayınca bütün şehitlerin, gazilerin ve vatanını seven herkesin evine bir kez daha ateş düştü.

36 yıl boyunca ateş hep düştüğü yeri yaktı.

Türk milleti bu ateşi yakan ve yakılmasını izleyip, görevini çıkarları uğruna yerine getirmeyenleri de asla ama asla unutmayacak.

Tarihin kara sayfalarında sadece teröristlerin yaptığı eylemler değil, ona göz yuman, güzelleme yapan işbirlikçi bütün hainleri yazacak.

15 Ağustos 1984 akşamı PKK’lı hainlerle ilk karşılaşan, kahramanca savaşıp şehit düşen ve yaralanan askerlerimizi, vatandaşlarımızı asla unutmayacağız.

Ruhları şâd olsun.

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.