Üçüncü Yol

“TÜRK’ÜN HAKİKİ HALÂS GÜNEŞİ”

“… Gelen raporları tetkik edince(inceleyince) kat’iyyetle(kesin bir biçimde) hükmettik ki, Türk’ün hakikî(gerçek) halâs(kurtuluş) güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şa’şaasiyle(görkemiyle) tulû edecekti (doğacaktı).”

29 Ağustos gecesi cephenin tüm noktalarından gelen olumlu haberler sonucu, kıskacın son noktasına gelindiği görülmüş ve 30 Ağustos bu şekilde müjdelenmişti Gazi tarafından. 

30 Ağustos, kurtuluşu simgeleyen bir güneşti. Öyle ki, bu zafer Türk tarihinde benzeri görülmemiş özgün niteliklere sahipti. Bu niteliklerden iki tanesi eşsiz zaferi farklı okumamıza yeterlidir. Birincisi, savaşı kazanan ordunun çekirdeği işgale karşı gönüllü direniş başlatan Kuvayı Milliye örgütlerinin vasıflı neferlerinden oluşuyordu. İkincisi ise bu vasıflı neferleri komuta edecek kişiler halkın bizzat seçtiği temsilciler tarafından o görevlere atanmıştı.

Sadece bu çerçeveden bakıldığında dahi Ulusal Egemenlik nuru ile taçlanan zaferlerimizden ilkini görürüz. Kimsenin malı ve canı bir ailenin egemenlik hırslarına kurban edilmemiş, halk kendi eliyle, kendi özgürlüğü için, kendi önderi ile zafere yürümüştür. Tüm doğu milletlerinde milli kurtuluşçu hareketlenmenin doğmasında ilk kıvılcım etkisi olan Milli Mücadele, özgün vasfını özgün zaferi ile neticelendirmişti.

30 Ağustos özgün zaferimizin tüm teknik safhaları, öncesi ve sonrası ile tarihin altın yapraklarında yerini alıyor. Zaferin yüzüncü yıl dönümüne yaklaşırken büyüklüğünün azameti her geçen gün daha da berraklaşıyor. 30 Ağustos zaferini tarihin gösterdiği şekli ile okumayı başaramayanlar ise, onu ideolojik ve toplumsal bağlamından kopararak ortaçağ meydan savaşlarının yanında sınıflandırıyor. Takvimsel örtüşmeler de ulusal egemenlik düşmanı çevrelerce tarih okumasını zorlaştıracak bir toz bulutu olarak kullanılıyor.

Daha açık şekliyle ifade etmek gerekirse, Malazgirt zaferini Türk nesillerine öğreten Kemalist devrimdir. Kemalist devrimi mümkün kılan ise ulusal kurtuluş mücadelesinin 30 Ağustos gibi kesin bir zaferle neticelendirilmesidir. Tarihin en net ve tartışılmaz verilerinden birisidir bu. Namık Kemal’in dizelerinde belirttiği gibi, elbette ki ne fıtrat ne de kan değişmiştir o günden günümüze. Sadece medeniyet algısı, savaşma nedeni ve amacı değişmiştir. Bir milletin savaşma motivasyonu ve amacı değişirse, savaşın sınıflandırması da değişir. 30 Ağustos sadece bu yönüyle dahi, içinde yaşadığımız cumhuriyeti var etme sebebiyle hak ettiği tekillikte ve kudrette kutlanmalıdır. Aksi takdirde, bu zafer tarihsel bağlamından koparılarak tam da son yıllarda karşılaştığımız şekliyle Pasinler, Malazgirt, Miryakefalon, Çaldıran, Ridaniye, Mohaç gibi zaferlerimizin düzlemine oturtulur ve tarihsel, ideolojik sınıflandırma zorunluluğuna ihanet edilir. Cumhuriyetin anlam kazandığı bir zafer bulanıklaştırılırsa, cumhuriyetin bizzat kendisi de bulanıklaştırılır. Bunun sonucunda iktidar gücünün meşruiyet kaynağı dahi kirlenir. 30 Ağustos karşısında belirgin ya da örtülü tavır alanların amacı eğer buysa-ki bizce aksi mümkün değil- başarılı oldukları kabul edilmeli.

Lakin 30 Ağustos başlı başına 98 yıl sonraki düşmanlarıyla savaşacak kadar büyük. Sebebi ise bizzat halka ve tüm ezilen uluslara ait olmasıdır. 30 Ağustos, teokratik ve otokratik tüm virüslere karşı yeterli miktarda antikoru maneviyatında taşır. Virüs devletin her kademesine değişik oranlarda bulaşsa da halkın ciddi bir bölümüne asla ilişemez. Zafer, kendisini var edenlerin ellerinde ve yüreklerinde yaşamaya devam eder.

Bu bağlamda, 30 Ağustos zaferinin eşsiz niteliğini Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın zaferden tam iki yıl sonra Dumlupınar’da yaptığı konuşmanın içerisinde okuyabiliyoruz:

“…

Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Millî tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir yön vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırılmış oldu. Sonsuz hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçan şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin sonsuz koruyucularıdır. Burada gerçeklerini söylediğimiz “Şehit Asker” âbidesi işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, özverili ve kahraman Türk milletini temsil edecektir. Bu âbide Türk vatanına göz dikeceklere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, saldırısını, gücü ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır.

Efendiler, bu büyük zaferin çeşitli unsurları üstünde en önemlisi ve büyüğü, Türk milletinin kayıtsız şartsız egemenliğini eline almış olmasıdır. Bu olayın tarihimizde ve bütün dünyada ne büyük, ne verimli bir inkılâp olduğunu anlatmaya gerek görmem. Milletimizin uzun yüzyıllardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların yönetim ve baskısı altında ne kadar ezildiğini, onların hırslarını sağlama yolunda ne kadar büyük felâketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek, milletimizin egemenliğini eline almış olması olayının, bütün büyüklüğü ve önemi gözleriniz önünde canlanır. Gerçi büyük zaferin ertesi gününe kadar İstanbul’da halife ve sultan adı altında bir şahıs ve onun işgâl ettiği hilâfet ve saltanat ünvanı ile bir makam vardı. Fakat bu zaferden sonra millet o makamları ve o makam sahiplerini hak ettikleri sona ulaştırdı…”

Atatürk’ün, 30 Ağustos’u ve şehitleri andığı bu konuşması aslında yeni cumhuriyetin rejimine ve meşruiyet kaynağına sayısız atıf içeriyor. Yenilginin sahibi bulunamazken, zaferi herkes sahiplenir. Kişiler özne olmak için yarışır. Halbuki 30 Ağustos’un tüm önder kadrosu, zaferin tek sahibini ve kime karşı kazanıldığını her fırsatta dile getirmiştir. Bu zaferi halk kendi eliyle, kendisini yok etmek isteyen emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı kazanmıştır. Bu nedenle Türk tarihinde bir ilk olma özelliğini sonsuza dek koruyacaktır.

30 Ağustos, en az Yunan ulusu kadar tek adamcıların, siyasal İslamcıların, Sevr’in uygulanmasını isteyenlerin de hedefinde. Henüz pek çoğu bu hedefin karartma, yok sayma ve çokluk içerisine yerleştirerek bulandırma aşamasında. Şüphesiz ki, ülkenin siyasal iklimi bu saldırıların cüretkarlaşmasına olanak sağlar vaziyette.

30 Ağustos, Cumhuriyetin kazanımlarının korunması noktasında vazgeçilmez siper. Tüm ikiyüzlülüklere ve engellemelere rağmen ulusun öncü bireyleri zaferin hak ettiği kutlamayı yapacaktır.

Ulusumuzun 30 Ağustos Zafer bayramını bu hassasiyetlerin vermiş olduğu dikkatle ve büyük bir coşkuyla kutlarız. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere zaferin tüm kahramanları önünde saygı ile eğiliyoruz, aziz ruhları şad olsun.

Üçüncü Yol
30.08.2020

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.