Üçüncü Yol

MİLLİ MÜCADELE’DE KRİTİK DÖNEMEÇ: SİVAS KONGRESİ

Mustafa Kemal, Samsun’a çıktığı andan itibaren, kafasındaki kurtuluş planını devreye sokmuştu. Havza’da yayınladığı genelge ile ilk düşünsel kurşunu sıkmış, Amasya’da millete çağrı yaparak, sadece ve sadece milletin azim ve kararlılığının, vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığını kurtarabileceğini açıkça vurgulamıştı.

Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sadece bir kaç gün önce 18  Haziran 1919 tarihinde Trakya bölgesinden sorumlu Edirne I.Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e çektiği şifreli telgrafta, “Trakya’da ve Anadolu’daki milli teşkilatların birleştirilmesi ve milletin sesini bütün gürlüğü ile dünyaya duyurabilmesi için, güvenli bir yer olan Sivas’ta ortak ve güçlü bir heyet kurulması”nın kararlaştırıldığını ifade etmiş, 21/22 Haziran 1919 tarihinde bütün yurt sathına gönderdiği Amasya Genelgesi ile de bu kararı tüm yurda duyurmuştur.

    Toplanacak ulusal kongrenin yeri olarak Sivas’ın seçilmesinin en önemli sebeplerden biri hiç şüphesiz Cafer Tayyar Bey’e gönderilen telgrafta da belirtildiği üzere Sivas’ın güvenlik açısından sorunsuz bir konumda olmasıydı. Şehir,  hem coğrafi açıdan hem de Samsun’da bulunan tümenlerin II.Kolordu Kumandanlığı’na bağlı olması ve bu kumandanlığın  Milli Mücadelenin destek vermesi sebebiyle, ulusal çapta düzenlenecek bir kongre için en uygun yerdi.

     Öte yandan, hem İtilaf Devletleri hem de İstanbul Hükümeti, Anadolu’da yavaş yavaş ortaya çıkan ve taraftar toplayarak güçlenme eğilimine giren Milli Mücadele Hareketi’ni daha fazla güçlenmeden yok etmek amacıyla  toplanacak ulusal kongreyi engellemek ve hareketin lideri olan Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönmesini sağlayarak, Anadolu’da yanan çoban ateşlerini bir araya gelip alevlenmeden söndürmeyi amaçlıyordu. Ancak gelişen süreç ne İstanbul Hükümeti’nin ne de İtilaf Devletlerinin istediği gibi ilerledi.  Amasya Genelgesi’nden sonra 23 Temmuz ile Ağustos 1919 tarihleri arasında Doğu Vilayetleri ve Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri evsahipliğinde toplanan Erzurum Kongresinin hemen öncesinde Padişah tarafından ısrarla Samsun’a çağrılan Mustafa Kemal’in askerlik görevinden istifa etmesi, artık iplerin koptuğunu ve durumun İstanbul Hükümeti’nin kontrolünden çıktığını açıkça gösteriyordu.

    Bunun üzerine, Erzurum Kongresi’nden sonra düzenlenecek olan Ulusal Kongrenin engellenmesi için hem İtilaf Devletleri hem de İstanbul Hükümeti tarafından çeşitli girişimlerde bulunuldu. Mustafa Kemal’in Nutuk’ta “Ali Galip Hadisesi” olarak ifade ettiği üzere bu girişimlerden biri de dönemin Elazığ Valisi Ali Galip’in Milli Mücadele karşıtı faaliyetleri idi. Ali Galip, Sivas Valisi Reşit Paşa’dan Mustafa Kemal’in Sivas’a geldiğinde tutuklanmasını istemiş, ayrıca Dahiliye Nezaretinden (İçişleri Bakanlığı) de Reşat Paşa’ya bu yönde baskı yapılmıştır. İstanbul Hükümeti’nin bu engelleme çabalarına İtilaf Devletleri de katılmış, Sivas’ta bulunan Fransız subaylarından Mösyö Brunot, Sivas Valisi Reşit Paşa’yı ” Mustafa Kemal Paşa, Sivas’a gelir, burada kongre toplamaya girişirse beş on gün içerisinde Sivas işgal edilecektir” diyerek tehdit etmiş, kongrenin toplanabilmesinin şartlarını ise “Mustafa Kemal Paşa ve Kongre üyelerinin İtilaf Devletleri aleyhinde davranmayacaklarını, bu çizgide bir karar alıp uygulamaya girişmeyecekleri” gibi mümkünatı olmayan şartlara bağlamıştır.

       Tüm bunlara karşın, milletin başka kurtuluş çaresi kalmadığının farkında olan Mustafa Kemal Paşa ve kurmaylarının kararlılığıyla kongrenin Sivas’ta toplanması kararından dönmemiş, Amasya Genelgesinde belirtildiği ve Erzurum Kongresinde de kabul edildiği üzere kongre, Sivas’ta toplanmıştır.

      İşgal edilmiş illerden temsilciler katılım gösteremese de, Sivas Kongresi, katılımcıları itibariyle bir “ulusal kongre” niteliği taşımaktadır. Anadolu’nun bir çok yerinden temsilciler, vatanı kurtarma mücadelesinin ortaklığında ilk kez bir araya gelmişler, Milli Mücadeleyi yürütecek olan merkezi örgütlenme oluşumuna katkı sağlamışlardır.

      4 Eylül 1919’da başlayan kongrenin daha başında kongreye kimin başkanlık edeceği sorunu ortaya çıktı. Erzurum Kongresi’nde de varolan ancak Mustafa Kemal’in başkan seçilmesiyle ortadan kalkan sorun yeniden önüne getirilmiş, Mustafa Kemal, bu durumu yine seçim yoluyla aşarak, Milli Mücadele Hareketini ortadan kaldırmak isteyen kişi ve odaklara karşı hareketin liderliğini üstlenme ve yürütme iradesini ortaya koymuştu.

      İlk dört günü çeşitli yazışmalarla ve prosedürlerle geçen kongrenin asıl konulara odaklanması ise 08 Eylül 1919 tarihinden itibaren oldu. O döneme kadar belirli kesimde yaygınlık kazanan İngiliz veya Amerikan mandası altına girerek kurtulma düşüncesi, Erzurum’da olduğu gibi Sivas’ta da gündeme getirildi. Milletin kendi başına yapacağı silahlı mücadeleden galip çıkamayacağı, ancak ve ancak İngiltere yahut da Amerika gibi  batı devletlerinin himayesi altına girerek, içinde bulunduğu zor durumdan kurtulabileceği inancını taşıyanlar, “Milli bir Kurtuluş savaşı” fikrini her zaman “hayal ürünü” olarak nitelendirmişlerdi. Ancak, Mustafa Kemal’in kafasındaki kurtuluş, ancak ve ancak milletin öz irade ve mücadelesi ile ulaşabileceği bir kurtuluştu. Diğer türlü bir senaryonun, bir kurtuluş değil,  vatanı düşman eline terk etmek olduğunun farkındaydı.  Kongrede tartışmalar esnasında özellikle Tıbbiye öğrencilerini temsilen gelen Tıbbiyeli Hikmet’in Paşam, temsilcisi olduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı başarmak için gönderdiler. ‘Mandayı’ kabul edemem… Kabul edecek olanları şiddetle reddederiz. Örneğin ‘manda’ düşüncesini siz bile kabul etseniz, sizi de reddederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak ilan eder; şiddetle karşı koyarız!”  demesinden çok etkilenmiş,  “Azınlıkta kalsak bile, mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir: YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!” diyerek Türk Milletinin önünde duran yegane seçeneği açıkça ortaya koymuştur. Türk Milleti, Ya düşmanı vatanın bağrında kendi elleriyle boğacak ya da yok olacaktı.  Başka hiçbir sözde “çare” söz konusu değildi.

     Bu bağlamda Sivas Kongresi’nin iç süreçlerini ve kongrenin sonuçlarını dikkatle incelediğimizde, Havza’dan başlayıp, Erzurum Kongresi’ne kadar gelinen sürecin, Sivas Kongresi’nde ne denli nasıl ulusal bir boyut kazandığı gerçeği ile karşı karşıya kalınmaktadır. Katılımcıları itibarıyla “bölgesel kongre” niteliği taşımakla beraber kararlarıyla ulusal bir öneme sahip duruma gelen Erzurum Kongresi’nin ardından düzenlenen Sivas Kongresi’nde, o döneme kadar belirli ölçüde düzensiz olan milli mücadele hareketini, eylemsel sahada Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC) çatısı altında birleştirmiş, Milli Mücadele’nin yol haritasını belirlenmiştir. Sivas’ta kurulan yeni Temsil Heyeti (Heyet-i Temsiliye), yetki anlamında güçlendirilerek, ileride Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan sonra teşkil edilecek Ankara Hükümeti’nin altyapısı ve öncülü oluşturulmuştur. Bu heyet, elindeki yetkilerle,  İstanbul Hükümeti’nin Anadolu’da etkinliğini bir nebze de olsa kırmış, Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin istifa etmesi gibi birçok olaya neden olmuş ve Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş tarihi olan 23 Nisan 1920 tarihine kadar, Milli Mücadelenin örgütlenme sürecini yürütmüştür. Bu sürecin sonrasında Milli Meclis’in açılması, ve akabinde Milli Mücadele’nin askeri safhasına geçilmesi de  Sivas Kongresi’nde kurulan Temsil Heyetinin önemini kavramak açısından önemlidir.

     Bütün bu gerçekler ışığında ifade etmek gerekir ki; Sivas Kongresi, Tam Bağımsızlık idealinin ve Milli Egemenlik anlayışının harcının karıldığı yer olmuştur. Sivas Kongresi’nden yaklaşık 74 yıl sonra 1993’te yine Sivas’ta Madımak Katliamında bir zamanlar Milli Mücadelenin karşısında yer alan gericilerin mirasçıları olan gerici güruhun “Cumhuriyet, burada kuruldu burada yıkılacak!” sloganları atmasının da temel nedeni budur zaten. Onlar ve onların efendilerinin amaçlarının özü  Sivas Kongresi’nin temsil ettiği Milli Ruhu ve o ruhun inşa ettiği Cumhuriyeti yok etmek, vatanın toprağını düşman postalına çiğnetmektir. Yani hesap bugün de aynıdır. Ama Vatanseverlerin, Kemalistlerin cevabı da her zaman aynı olacaktır: Azınlıkta kalsak bile esareti kabul etmeyeceğiz! Ya İstiklal Ya Ölüm!

*Yazarın Notu:  Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kuruluşunu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC)’ne dayandıran Mustafa Kemal, 15.11.1927 tarihinde düzenlenen “CHF Büyük Kongresi” açılış konuşmasında, Sivas Kongresi’nden “partinin ilk genel kongresi” olarak ifade etmiştir. Bu bağlamda Atatürk’ün gözünde Sivas Kongresi’nin sadece Milli Mücadele’nin ortak teşkilat örgütlenmesini yapan kongre olarak değil, aynı zamanda ileride kurulacak Cumhuriyetin esaslarını belirleyecek olan Tam Bağımsızlık ve Ulusal Egemenlik fikirlerinin de yüksek sesle dile getirildiği bir mücadele safhası ve dönüm noktası olarak gördüğünü ifade etmek yanlış olmayacaktır.

04.09.2020

Ali ERGENDEDEOĞLU

KAYNAKÇA:

1-) “Milli Mücadele’de Sivas’ın Yeri ve Önemi” – Yrd.Doç.Dr. Ramazan Tosun – Sf.67-86 (Makale)

2-) Nutuk (Söylev) – Mustafa Kemal Atatürk

3-) “Sivas Kongresi’nin Milli Mücadele’de Kamuoyu oluşturması açısından önemi” – Dr.Emine Kısıklı – Sf.29-42 (Makale)

4-) Mustafa Kemal’in CHF II.Büyük Kongresi Açılış Konuşması (15.11.1927)

5-) “Mücadelenin Ulusallığı Sivas ile tescillendi” – Hasan Raşit İnan – 04.09.2016 – Üçüncü Yol

Ali Ergendedeoğlu

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.