Üçüncü Yol

9 EYLÜL SADECE İZMİR’İN KURTULUŞU DEĞİLDİR

9 Eylül bazıları için yalnızca “İzmir’in kurtuluşu” anlamına gelebilir ancak 9 Eylül bir ilin düşmandan kurtulmasından çok daha ötede bir anlamı temsil etmekte.

Sonun kaderinin başlangıçta saklı olduğunu ifade eden 9 Eylül, kıymetli hazinemiz olan Cumhuriyet’in yapıtaşları dizilirken çok önemli bir yere sahiptir.

Neden mi?

9 Eylül 1919 tarihi…

Sivas Kongresi sürmekte ve milli mücadeleye ilişkin alınacak siyasi eylemler belirlenmektedir. Ancak hem Erzurum Kongresi hem de Sivas Kongresi’nde ortak bir sorun henüz tam açıklığa kavuşamamış, halen tartışma konusu olarak devam etmektedir. Manda ve himaye meselesinin öncelendiği o tartışmalar tüm hızıyla devam ederken Hikmet adında bir tıp öğrencisi söz alır orada bulunanlara şöyle seslenir:

“Paşam, murahhası(delegesi) bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar, şiddetle ret ve takbih ederiz (kınarız). Farz-ı mahal(örneğin), manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz.”

Yalnızca 18 yaşında olan bir genç ülkenin durumunun farkındaydı ve katkıda bulunabilecek her yolu deniyordu. Millî Mücadele için evinden yurdundan okulundan uzak bir yere, Sivas’a geliyordu  hem de oldukça zor şartlar altında…

Mustafa Kemal Paşa bu konuşmadan oldukça etkilenmiş,  orada bulunanlara şöyle seslenmişti:

“Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır. Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul ettirmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm!”

Bu temel ile harekete başlayan bir mücadele, sadece inancın ve azmin değil aynı zamanda aklın ve kararlılığın sayesinde ve yine bir 9 Eylül 1922’de Batı Anadolu’daki Yunan işgalini sonlandırmıştı.

Ancak aradaki o 3 senede İzmir ve Ege halkı tarif edilemez bir zulme, emperyalizmin vahşetine maruz kalmıştı. Yunan askerlerinin acımasızca işkenceleri, köyleri yakıp yıkmaları, kadınlara tecavüz etmeleri ve bundan daha vahimi bütün bunları gözlemleyen İtilaf subaylarının hiçbir şekilde müdahalede dahi bulunmaması emperyalizmin ne kadar vahşi ve ne denli önemli bir düşmanımız olduğu gerçeğini gözler önüne sermişti.

Ancak bütün bunlara rağmen memleketini seven binlerce insan, Ege’de Kuvvayi Milliye hareketini başlatarak kurtuluşta çok önemli bir katkı sağlamıştı.

***

“Bir lideri lider yapan sadece aklı, ileri görüşlülüğü ve kriz anında doğru hareket edebilmesi değildir. Onu diğer insanlardan ayıran kıstasların başında doğru bildiğini ısrarla savunabilme kararlığı gelir.

Sadece lider olmakta değil, bir insan için en kötü karar dahi kararsız, pusulasız olmaktan daha iyidir.

Mustafa Kemal Paşa daha 25 yaşındayken ilkokuldan, liseye kadar uzanan, Harp Akademisi’nde alevlenen içindeki o kıvılcımları, devrim ateşine giden yolda büyük bir kararlılığa dönüştürmüştü.

1906 gecesi Şam’da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları konuşma halindeydiler. Kendisi gibi sürgünde bulunan bazı arkadaşlarıyla ülkenin durumunu ve geleceğini tartışırken odada ihtilal ve devrim önplandaydı. Mustafa Kemal Paşa adeta tarih yazıyordu çünkü o gün oradaki düşünceler 1908 devrimine ve sonrasında 1923’e ışık tutacak nitelikteydi.

O gece orada “Mesele ölmekte değil, ölmeden idealimizi yaratmak, yapmak ve yerleştirmektedir” diyen Mustafa Kemal Paşa sadece “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin” değil aynı zamanda bir ulusun kaderini değiştirecek, uçurumdan kurtaracak “Cumhuriyet” idealinin önemli bir yapıtaşını oluşturmuştu. Yıllar sonra Afet İnan’a bu anıları anlatırken durumu şöyle izah etmişti:

“Ancak hür fikirlere sahip olan insanlar vatanlarına faydalı olabilirler ve onlardır ki vatanlarını kurtarıp muhafaza etme kudretine malik olurlar.”

Öyle ki, dediğini kanıtladı bedenen aramızdan ayrılmadan önce idealini yarattı, yaptı ve gerçekleştirdi.

Bugün 9 Eylül’den, Cumhuriyet’ten ve hatta en önemlisi “Kemalizm’den” bahsedebiliyorsak, bütün bunların büyük bir azim ve kararlılığın eseri olduğunu ve memleketi kurtarmayı aklına koymuş gençleri hiç şüphesiz unutmamak gerekiyor.

***

Kemalizm’in ve en büyük somut örneği Cumhuriyet’in büyük zorlukların neticesinde kurulmasının dışında büyük beyinlerin, zeki insanların, Cumhuriyet’in hem kurulmasında hem de ulusun çağdaşlaştırılmasında büyük emeklerinin olduğu asla göz ardı edilmemeli.

İşte o büyük beyinlerden birisi olan Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı bugün bulunduğumuz ve aslında onun zamanından bu yana hiç değişmeyen bir gerçeği gözümüzün önüne seriyor: “Ve Türkiye’yi bu duruma, “Atatürk’e evet ama Kemalizm’e “hayır” diyenler getirdi…”

20 seneyi geçkin süredir değişmeyen bir şey varsa numaracı cumhuriyetçilerin dört bir yanda numaralarına devam etmesidir. Kendilerini Kemalist olarak tanımlayan bazı kimseler ise, numaracı cumhuriyetçiler tarafından zehirlenmekte ve bunları görememektedir.

9 Eylül İzmir’in Kurtuluşu olmasının dışında aynı zamanda 7 Eylül’de kurulan, Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin “yerini” 9 Eylül 1923’te Cumhuriyet Halk Parti’sine bırakmasının da yıl dönümüdür.

Ancak bugün gördüğümüz tablo numaracı cumhuriyetçiler ve kadrolaşmanın esiri olmuş, halihazırda siyasi partilerin sorunlara çözüm üretemediği bir süreçte karşı devrimcilerin ve partilerinin ekmeğine yağ sürecek cinsten “yanlışlar” yapan, Kemalizm’e Altı Ok dışında bağlı kalamayan,  ilkeyi, değişmez pusula olan Atatürk’ü değil de iktidar olabilmek için alınacak her oy için her türlü ilkeyi yok saymayı kabul eden, kısacası Machiavelli’nin dediği üzere “Amaca giden her yol mübahtır” anlayışıyla hareket eden bir yapının eseridir.

Şu bir gerçektir ki, 114 yıl önce olduğu gibi memleketin kurtuluşu için geceleri düşünen gençlere ve onlara yol gösterecek zeki ve büyük beyinlere ihtiyaç vardır.

O gençlerin de en büyük görevi siyasi partilerce kısırlaştırılmış ve çıkışı olmayan duruma karşı mücadele etmek ve her yeni genci bu konuda bilinçlendirmektir.

Kalemin silah olarak kabul edildiği, suçlunun tanık, suçlunun yaptıklarını aktaran gazetecilerin de suçlu olduğu bir düzende, 1906’dan tam 114 yıl sonra yine bir 9 Eylül’ü anlatırken:

 “Ve kalan da kazanan da yine doğruyu anlatan yazı olacak.” (*)

 Ahmet Deniz Dündar

08.09.2020

Kaynakça:

  • “9 Eylül” Model Soru: Korkuyor Musun Korkmuyor Musun? Var Mısın Yok Musun? – Çağdaş Bayraktar – 09.09.2017 – Üçüncü Yol
  • Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler – Prof. Dr. Afet İnan – (Sf. 67-68)
  • “Atatürk’e Evet, Ama Yaptıklarına Hayır!” – Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı – 20.03.1994 – Cumhuriyet
  • Mustafa Kemal De “Eylemci” Bir Öğrenciydi! – Sinan Meydan – 13.12.2010 – Odatv
  • (*) Barış Pehlivan/ Silivri 9 No’lu Cezaevi C-3 / 20 Koğuşu

Ahmet Deniz Dündar

17 Ekim 2000'de Adana'da doğdu. İlköğrenimini Buhara İlköğretim Okulu'nda bitirdi. Lise öğrenimini ÇEAŞ Anadolu Lisesi'nde tamamlayan Dündar, aynı lisenin Atatürkçü Düşünce Kulübü'nde 1 dönem başkan yardımcılığı ve 1 dönem başkanlık yaptı. Çukurova Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi olan Dündar, eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, tarih ve müzik. En büyük hedefi gelecek nesillerin aklın ve bilimin ışığıyla yürümesini sağlamak.

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.