Üçüncü Yol

GEÇİTKALE-BOĞAZİÇİ KATLİAMI

    Kıbrıs’ta 1950’lerin ortalarında adayı Yunanistan’a bağlamak amacıyla başlatılan EOKA terörü, 1960 yılında kurulan “ortak cumhuriyet” durdurulmaya çalışılmışsa da başarılı olunamamış, Akritas planı çerçevesinde Kıbrıs Türklerine yönelik toplu kıyım faaliyetleri  1963’ün Aralık ayında Kanlı Noel ile yeniden başlamıştı.  Kıbrıs Türkleri, evlerini ve köylerini terk etmek zorunda bırakılmış ve adanın çok dar bir alanına sıkıştırılmış hale gelmişti. (Toplamda 103 köyden  yaklaşık 30.000 Kıbrıs Türkü göç etmek zorunda bırakılmıştır.)1967’de Yunanistan’da Albaylar Cuntası’nın başa gelmesi durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. Cunta, bir an önce adayı Yunanistan’a bağlamak niyetindeydi ve bu niyetini gerçekleştirmek için elindeki imkanları kullanmaya kararlıydı. 

   Geçitkale (Köfünye) ve Boğaziçi (Aytotoro), Lefkoşa ile Limasol şehirleri arasında kalan, Kıbrıs Türklerinin yoğunlukta olduğu iki köydü. 1967 yılının Kasım ayının 15’inde Albay Grivas komutasındaki Rum ve Yunan birlikleri bu iki köye eş zamanlı  baskın düzenledi. Bu baskına, Yunanistan’dan adaya getirilmiş olan askeri birlikler de zırhlı araçlar ve ağır silahlarıyla destek verdi. Rumlar, BM Barış Gücü askerlerinin telsizlerini imha ederek, bölgeyle iletişimi kopardılar.  Kıbrıs Türk mücahitlerinin kısıtlı imkanlarla direnişine karşın, Rum-Yunan kuvvetleri, Saat 20.00’da iki köyde de kontrolü ele geçirdi. Köye giren Rum ve Yunan askerleri, köyülerin üzerine ateş açtı  ve hatta  bazılarını yakarak katletti. Katliamda toplamda 24 Kıbrıs Türkü hayatını kaybederken, olaydan 1 gün sonra bölgeye gelen Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü köydeki yaralıları hastaneye sevk etti. [1] [2]

   Katliamdan yıllar sonra Fanos Konstantinidis isimli Rum bir gazetecinin “Kıbrıs Dosyası Komitesi”ne Ağustos 2012’de verdiği ifadede katliamın Yunanistan’ın oluruyla ve “ortak cumhuriyet”in Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un emriyle gerçekleştirildiğini söylemiştir. Yine Konstantinidis, olaydan yıllar sonra  kaleme aldığı kitapta dönemin Hükümet sözcüsü Miltiladis Hritodulu’nun, Rum gazetecileri makamına davet edip, “‘Baylar, bu akşam Köfünye’de General Grivas ve Milli Muhafız Ordusu tarafından girişilen operasyon Kıbrıs hükümetinin emriyle yapılıyor. Türkler kurban verdiği ve Türkiye de istilayla tehdit ettiği için sizden ricam, olayları geniş yansıtmayın… Mümkünse sizlere verilecek olan resmi açıklamayla sınırlı kalın.dediğini de açıkça itiraf etmiştir. [3]

Katliamın Yankıları:

   Katliam, Türkiye’de infial yarattı. İktidardaki Demirel Hükümeti, Yunanistan’ın birliklerini Kıbrıs’tan çekmesini aksi takdirde adaya müdahale edeceğini bildirdi (O dönem, Türkiye’nin askeri müdahale yapmak için elinde yeterli imkanların bulunup bulunmadığı tartışma konusuydu). TBMM, hükümete müdahale yetkisi verdi.  Mersin, İskenderun ve Kıbrıs’ta olası harekat için askeri hazırlık başlatıldı. Ancak, 1964’teki senaryonun bir benzeri gerçekleşti, BM, NATO ve ABD araya girdi. Türkiye ile Yunanistan, yeni bir anlaşmaya vardı. 30 Kasım’da varılan anlaşmaya göre Yunanistan, askeri birliklerini adadan çekecek, bunun karşılığında Türkiye de adaya müdahale etmekten vazgeçecekti. [4]

    Ancak bu anlaşma da adaya barışı getiremedi. Her ne kadar Albaylar Cuntası, EOKA lideri Albay Grivas’ı 19 Kasım’da Yunanistan’a geri çağırsa da, Kıbrıs üzerindeki hesapları bitmemişti. Cuntanın Kıbrıs’ı ele geçirmekteki en ciddi ama en son hamlesi, 15 Temmuz 1974’te yaşanacaktı. Nikos Samspon liderliğindeki bir grup, Enosis’i geciktirmekle itham ettiği Makarios’u devirerek sözde “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan edecekti. Ancak, Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 tarihinde başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı ile, Rum ve Yunanların bu hayalleri suya düşecekti.

Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi’nin Kuruluşu:

    1967 Geçitkale-Boğaziçi Katliamı, Kıbrıs Türklerinin kendi iç mekanizmalarını oluşturmasına neden oldu. 1963’te kurulmuş olan Kıbrıs Türk Genel Komitesi’nin ardılı olarak 27 Kasım 1967 tarihinde Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi kuruldu. Artık Kıbrıs Türkleri ve Rumları kurumsal olarak da birbirinden tam anlamıyla ayrılmışlardı. Rumların barışa ve uzlaşıya yanaşmayan tutumu süreci bu noktaya getirmişti. [5]

Kıbrıs Sorununda Sınıfta Kalan Uluslararası Kamuoyu:

   Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü tarafından BMGK’ya sunulan 8 Aralık 1967 tarihli dönem raporu [6]  incelendiğinde katliamdan bahsedildiği ancak, raporda da ve raporun sunuluşundan sonra yaşanan süreçte de BM’nin, adada can güvenliği olmayan Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlama konusunda Rum-Yunan ikilisinin saldırılarını durdurmak için gerekli ve yeterli önlemleri almayarak Kıbrıs Türklerini, ağır silahlı Rum ve Yunan askerinin karşısında adeta kaderine terk ettikleri açıkça görülmektedir. İşin uluslararası kamuoyu ve insan hakları açısından daha acı tarafı ise, 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası’nın dahliyle gerçekleşen Samspon Darbesi karşısında, Türkiye’nin adadaki soydaşlarını olası katliamlardan ve hatta soykırımdan kurtarmak için, garantörlük hakkını kullanarak düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı, yine aynı BMGK’nın 13 Mayıs 1983 tarih 37/253 sayılı kararıyla “işgal” olarak nitelendirilmiş, bu nitelendirmeye karşılık Kıbrıs Türklerinin kendi kaderini tayin etme hakkını kullanarak (Self-Determination), 15 Kasım 1983 günü, yani Geçitkale-Boğaziçi Katliamı’nın 16.yıl dönümünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’ni ilan etmesi sonrası BMGK, 541 sayılı kararıyla KKTC’yi de tanımayarak, Kıbrıs Türklerinin varlığına ve iradesine saygı göstermediğini açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç:

      Bugün gelinen noktada; adada barış ve huzur ortamının teminatı Türk askeri iken, Rum tarafının silahlanmaya devam etmesi  ve irili ufaklı tacizleri sürerken, garantilerin ve Türk askerinin bulunmadığı bir zeminde, hele ki Rum tarafına yönelik silah ambargosu  uluslararası kamuoyu tarafından kaldırılmış iken, BM’nin hakemliğinde, iki toplumun da eşit yasal haklara sahip olduğu bir mutabakata varılacağını düşünmek gerçekçi bir bakış açısı değildir. GKRY, şu anki durumuyla sadece KKTC için değil, Türkiye ve hatta diğer bölge ülkeleri için de bir potansiyel güvenlik sorunu haline gelmiştir. [7]   Bugün, dünyadaki birçok ülkenin sınırlarını değiştirmeye çalışan, yeni haritalar çizerek, ülkeleri ilk önce sahada sonra masada paramparça eden emperyalist devletlerin, Kıbrıs’ta iki toplumu bir “federasyon” çatısı altında birleştirme çabalarının arkasındaki niyet ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Emperyalizm ve onun kontrolü altına girmiş uluslararası kuruluşların, Kıbrıs konusundaki tavrının bir “barış isteği”nden farklı olduğu açıktır.

      Yine  kabul etmek gerekir ki, ne BM, ne  adada 1964’ten beri görev yapan BM Kıbrıs Barış Gücü, ne de “Uluslararası kamuoyu”, Kıbrıs Sorunu konusunda üzerlerine düşeni yerine getirmemişlerdir. Yani açıkça sınıfta kalmışlardır. İki toplum arasında “hakem” görevini görmekten uzak ve taraflı bir anlayışla hareket ederek, Kıbrıs Türklerinin adada 1974 öncesinde gettolara hapsedilmesine, köylerinden sürülmesine ve katledilmesine ses çıkarmamış, üstüne üstlük 1974 sonrasında yine Kıbrıs Türklerini, ambargoya ve izolasyona mahkum etmişledir.

Eğer, bugün BM ve onun organları ile geri kalan uluslararası kamuoyu Kıbrıs Sorununu gerçekten çözmek niyeti taşıyorlar ise, adadaki iki toplumdan biri olan Kıbrıs Türk Toplumu’nu ve onun iradesini görmezden gelmekten vazgeçmeli, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını tanımalıdırlar. Aksi takdirde, Kıbrıs Türk Toplumu’nu Kıbrıs Rum Toplumu ile eşit görmeyen bir anlayışla hazırlanmış hiçbir yazılı belge ve plan, ne adaya ne de bölgeye huzur ve barış getirecektir.

       Uluslararası kamuoyunun bütün ikircikli tavrına karşın bugünün bir gerçeği vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, masa başında kurulmuş bir devlet değildir. Sınırları cetvelle çizilmiş bir devlet hiç değildir. Onun harcında Kıbrıs Türklerinin acısı, Kıbrıs Türk Mücahidi ile Mehmetçiğin kanı vardır. Geçitkale ve Boğaziçi şehitlerinin ruhları, yine bir 15 Kasım günü, 1983’te Kıbrıs Türklerinin bağımsız ve egemen devleti olan  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanıyla şad olmuştur.

Katliamda hayatını kaybedenleri Üçüncü Yol olarak saygıyla anıyoruz. 

                                                                                              15.11.2020

                                                                                  Ali ERGENDEDEOĞLU

KAYNAKÇA:

1-) “1958-1974 yılları arasında Kıbrıs’ta Yerel Basında Rum Mezalimi” – Faruk Akın Emek – Aydın: 2014 – http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/1768/3/10044032.pdf (Makale)

2-) “1955-1974 Yılları Arasında Kıbrıs’ta Yaşanan Canlı Hatıralar” – Ayşe Kılınç – Lefkoşa: 2001 – http://docs.neu.edu.tr/library/6306316181.pdf (Makale)

3-) “Geçitkale – Boğaziçi Olayları Ve Sonuçları” – Akay Cemal – Kıbrıs Gazetesi – 26.11.2017 – https://www.kibrisgazetesi.com/gecitkale-bogazici-olaylari-ve-sonuclari-makale,3829.html

4-) Türk Siyasi Tarihi – Fahir Armaoğlu – Kronik Yayınları – 2.Baskı – İstanbul: 2018

5-) “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Yaratan Tarihi Süreç ve Son Gelişmeler” – Prof.Dr.Hazma Eroğlu – Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi – Cilt: XVIII – Sayı: 54 – Kasım: 2002 – https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Hamza-ERO%c4%9eLU-Kuzey-K%c4%b1br%c4%b1s-T%c3%bcrk-Cumhuriyetini-Yaratan-Tarihi-S%c3%bcre%c3%a7-ve-Son-Geli%c5%9fmeler.pdf  (Makale)

6-) BMGK’ya sunulan 8 Aralık 1967 tarihli Birleşmiş Milletler Kıbrıs Misyonu Raporu – https://www.securitycouncilreport.org/atf/cf/%7B65BFCF9B-6D27-4E9C-8CD3-CF6E4FF96FF9%7D/Cyprus%20S8286.pdf

7-) “Kıbrıs Kambur Değil Nefes Borusu” – Çağdaş Bayraktar, Birol Güger – Cumhuriyet – 10.10.2020 – https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kibris-kambur-degil-nefes-borusu-1772466 (Röportaj)

Ali Ergendedeoğlu

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Siteye e-posta ile abone ol

Bu siteye abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için kayıt olmalısınız.

Diğer 52 aboneye katılın

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.