Tercihi cazip gelen seçenekler (çoktan çok seçmeli):

a) Karşıtlık ekseninde siyasetin “daralttığı” bakış açısı…

b) Her durumda önde olma, öne çıkma kaygısı, çabası….

c) Kişilerin siyasi ortamlarındaki dostlarıyla kötü olmak istememesi…

d) Büyük kitleleri olan kişilerin ezber ve keyif bozan sözlerle kitlelerini kaybetmek istememesi.

Bizce?

e) HİÇBİRİ

Yukarıdaki tüm seçeneklere rağmen “hiçbiri” diyerek doğru bildiklerimizi yazmak, en başta bu uğurda öldürülen kişilere boyun borcumuz, geri kalansa “fikr-i namus.”

***

“‘MİT TIR’ları görüntülerinin yayınlanması’ davasında CHP İstanbul milletvekili Enis Berberoğlu 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verdi.”

Bazı soruları kendimize sağlıklı biçimde sorup, hiçbir bireysel kaygı ve yönlendirmeye kapılmadan yine sağlıklı biçimde yanıt aramak zo-run-da-yız:

Siyasi iktidarın, ayakta kalabilmek adına hukuku, adaleti kendisine uygulamadığını biliyoruz.

Bunun dışında, kendisine uygulatmadığı adaleti kendisi dışındaki herkese dayattığını, bunu yaparken de derdinin adaletin tecelli etmesi değil de kendisine tehdit olanı sindirmek, her şeyi kontrol altında tutmak olduğunu biliyoruz. Bu kaygıyla yapılanlar sırasında hukuki olmayan kararlar olduğu gibi hukuki olan kararlar da var.

Adaletten, hukuktan yana olan herkes, adaletin herkes için aynı uygulanmasını, kim suçluysa onun cezasını çekmesini ister.

Peki bunun siyasi irade için de yapılabilmesini şu an için sağlayamıyorsak (Neden bunu yapamadığımıza da yazının ilerleyen kısmında değineceğiz.) bizim “cephe”mizin içine sızan suçluların hukuki olarak yaptıklarının karşılığını bulmasına da karşı çıkacağız?

Onlar kendi suçlularını koruyor diye bizler de “bizden olmayan” ama bizden gibi algılanan “suçluları” mı savunacağız?

***

Dünyanın neresinde olursa olsun bir devlet, kendi sırlarını açığa çıkaran kişiyi yargılar, doğal olarak da tutuklar.

Bu aşamada şunları çok daha yüksek sesle dile getireceğiz elbet:

Devlet sırrını ifşa edene 25 yıl ceza veren “yargı”, TSK’nin kozmik odasını açana da açtırana da buna direnmeyene de yüzlerce kez ağırlaştırılmış müebbet vermelidir!

Devlet sırrını açığa çıkaranların 25 yılla cezalandırıldığı yerde bu sırrın açığa çıkması aşamasında “görevini ihmal” edenlerin çok daha ağır biçimde cezalandırılması gerekir!

Devlet sırrını açığa çıkarana 25 yıl ceza verildiği yerde devletin yönetimini yetki gaspıyla kontrolüne alan, yetkiyi alenen çalan, devleti kendi çıkarları için emperyalizme peşkeş çeken kişilere yüzlerce kez ağırlaştırılmış müebbet verilmelidir!

Günün olayına gelelim. Tutuklanan “CHP Milletvekili” Enis Berberoğlu kimdir? Soner Yalçın uzun uzun yazmıştı kendisini, onun söylediklerine başka gerçekleri de ekleyerek anımsatalım:

FETÖ’nün yayın organlarından Aksiyon‘a kumpas davaları sırasında “2004 açık darbe girişimiydi” açıklamasıyla manşet olan, bu açıklamasıyla kumpas mağdurlarını yargıdan önce yargılayıp infaza ortam hazırlayan, her fırsatta Fethullah Gülen’e yalaklanan, Pensilvanya’daki hainin önünde “diz çöken”, sadece Gülen’in rahatsızlandığı durumlarda “ağlak bir tavırla” geçmiş olsun dileklerini iletmekle yetinmeyip, Gülen’in tüm yakınlarının sağlık durumlarına dair temennilerini yansıtmak için iletişim kanallarına sarılan, Cemaat eksenli hükümet onaylı dönüşüm kapsamında Hürriyet’e Genel Yayın Yönetmeni olan sonrasında da CHP Genel Başkan Yardımcılığı’na “indirilen” kişi!

Bu kişinin arkasında kim var peki?

Kim bu kişiye “avukat” olma derdinde?

Yine Cemaat eksenli hükümet onaylı dönüşüm kapsamında ana muhalefetin tepesinde konumlanabilen kişiler!

Eğer karşında iktidarda kalmak için her yolu mûbah gören, herkese çamur atmaya çalışan bir zihniyet, oluşum varsa bunla mücadele etmenin tek bir yolu vardır:

Parti tabanında sevilen, karşılığı olan temiz insanlarla temiz siyaset!

Eğer, sen (tabi sen de aynı proje kapsamında en tepeye indirilmediysen) partini bağlantıları belirsiz, çıkarları ve siyasi görüşü partinin temel felsefesiyle çelişen kişilerle doldurup da geniş bir “yumuşak karın” yaratırsan, bu iktidar seni keklik gibi avlar. Seni her durumda vurur ama öldürmez, çünkü yaralı ve hasta halin daha kullanışlı ve kontrol edilebilirdir. Ki sen öldüğünde o ölünün yerine geçecek kişi için her şeyi sil baştan düzenlemek hem meşakkatli hem de risklidir.

Soruları bugünden değil, dünden sormak lazım:

Kumpas sürecinde dolaylı yoldan en büyük bedeli ödeyen, işgal edilen CHP’ye fikren kumpas davalarına müdahil olan Enis Berberoğlu gibi kişileri kim getirdi? Kim vekil yaptı, kim Genel Başkan Yardımcısı yaptı?

Bu tip insanları Cumhuriyet’i kuran ve Atatürk’ün Partisi iddiasındaki partiye kim doldurdu, kimler bu duruma direndi kimler seyirci kaldı?

Örneğin, milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasını AKP’nin nasıl kullanacağı geçmişte yaptıkları yapacaklarının teminatı olduğu için alenen belliyken, buna “Evet” diyen CHP yönetimi AKP’den ne bekliyordu? Adalet mi hukuk mu? Hala bunu bekleyen hain değilse de gafil değil midir?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun da en az Erdoğan kadar “adam yedirme /harcatma” konusunda yetenekli olduğunu görmek için daha ne olması gerekiyor?

YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ

Ülke son sürat uçuruma giderken birilerinin tek derdi şahsi ikbal. Ve bu sebeple de ne etik kaygıları var ne adil olma kaygısı ne de günah işleme kaygısı.

Bu kadar “saldırgan” ve “güçlü” bir düşmana karşı bu kadroyla ve kafayla mücadele vermek, ancak mağlup olmak için verilir.

Bu “kafa” ve kadronun, yıllardır ülkenin tüm kazanımlarının dönüştürülmesine seyirci kaldığı; muhalefet anlayışlarının da Cumhuriyet kazanımlarının kaybedilmesi, ülkenin bölünmez bütünlüğünün tehdit altında olması konularında endişe duyan insanların endişelerini gideremeyeceği, aksine o insanların enerjisini absorbe edip onlarda yılgınlık yaratacağı, belki de onlara verilen görevin yurttaşlarda bu etkiyi yaratmak olduğu aşikarken

suçluyu daha ne kadar başka yerde arayacağız?

Aynı hatayı yapıp daha kaç kez başka bir sonuç bekleyeceğiz?

***

Söylediklerimiz popülist ve karşıtlık ekseninde siyaset mahsulü olmadığından kimisine cazip gelmeyebilir.

Fakat biz bazı soruları sormak zorundayız, her şeyden ziyade kumpas davalarında hayatını kaybeden aydınlarımızın mezarlarına gönül rahatlığıyla gidebilmek için.

Kim ne anlayıp, nereye çekmek isterse çeksin, biz anlatmaktan yorulmayacağız:

Bu ülke için FETÖ çok ciddi bir tehdittir, çünkü FETÖ, AB-D emperyalizminin kısa süreli değil uzun süreli “argümanı”dır. Kişi odaklı siyasi iktidarlar, kişilerin ölmesiyle yok olur gider. Siyasi geçmişimiz , son seçimde binde 3 oy alan eski iktidar partileriyle doludur. Bu demek değildir ki ülkeyi yıkması için projelendirilen siyasi iktidarla mücadele edilmesin.

Fakat çok daha kadrolu, organize, sinsi, her şekle bürünebilen bir yapı olan FETÖ konusunda AKP, ucu kendine dokunacak diye yeterli ölçüde mücadele etmezse, CHP de aynı kaygıyla kendi içindeki FETÖ’cülere sahip çıkarsa bu ülke bu illetten nasıl temizlenecek? MHP zaten yancı, HDP de pusuda akbaba gibi, ülke bir sarsılsa da bizim payımıza bir şeyler düşsün kaygısıyla…

CHP seçmeni her yere sızan FETÖ’nün kendi partilerine sızacağına mı inanmıyor?

Yoksa partilerindeki FETÖ’cülerin FETÖ’cü olduğuna mı?

Tam olarak neyi kabul edemiyoruz?

Ülkemizde çöken adaleti “benim hırsızım” mantığıyla mı yeniden inşa edeceğiz?

***

Uğur Mumcu, “İsterler ki susalım” diyordu.

Onların izinde yürümek düştü bizim payımıza. Dün onların susmalarını isteyenler, bugün bizlerin, kendi kokuşmuş sistemlerindeki aynı şarkının farklı enstrümanlarından birine tını olmamızı istiyor. Bu danışıklı dövüşe, kukla oyununa meşruluk katıp kötüler arasından bir “ehven-i şer” seçmemizi istiyorlar.

Biz tam da bunu reddediyoruz. Bizim cümlelerimizi oluşturan kelimelerimizin tartılacağı hassas terazi, “doğruyu arama” merkezlidir, yazdıklarımızın yarar-zarar dengesini gözetmez. Bu yüzden doğru bildiklerimizi bize ne kazandırır ne kaybettirir kaygısıyla yazmayacağız.

Hatta, “Bu topa girmenize ne gerek vardı, sussaydınız kimse size neden sustunuz demezdi” denilecek konularda bile fikirlerimizi dile getireceğiz, bunun bize nelere mal olacağını bile bile.

Tek başımıza kalsak da “Kalpaksız Kuvvacı” anlayışıyla bu mücadeleyi vereceğiz.

İşte kalem işte kelam,

hodri meydan!

***

CHP’NİN EYLEM KARARI HAKKINDA

Yazının yazıldığı sırada açıklanan CHP’nin eylem çağrısına yönelik de bir şeyler söylemek zorundayız.

Kumpas davalarında yapılmayan, ülkenin kurucu unsurlarının tasfiyesi sırasında yapılmayan, referandum akşamı ve sonrasında yapılmayan eylem çağrısının amacı bellidir: AKP’nin istediği kaos ortamını sağlamak, böylece ülkenin Kıbrıs, Katar, Barzani üzerinden daralan çemberinin görülmesini engellemek, belki de ülkeyi sıkı yönetime götürmek.

CHP kitlesini sokağa dökecek, AKP sert müdahale edecek, olaylar büyüyecek, sonra…

Sonrası, sonrası çok açık değil mi?

Aklı başında olan hiçbir yurtseverin bu “tuzağa” düşmemesi gerekir. Türk ulusu, kendi iradesini emperyalizme teslim eden teslimiyetçilerin değil, kendi bağrından çıkan ve kendi kaygılarına kaygıdaş olan kanaat önderlerinin çağrısıyla ancak “eylemsellik” evresine geçmelidir ve geçecektir. Ama şimdi böyle bir kurgunun piyonu olarak değil…

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
14 HAZİRAN 2017

Paylaş
Önceki İçerikAMERİKANCI İSLÂMCI EYGİ’DEN İNCİLER
Sonraki İçerik“SORUMLU” AÇIKLAMA

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın