Üçüncü Yol

8 ŞUBAT 1935 – TÜRK KADINI ARTIK TÜRK SİYASETİNDE

“Daha emin ve daha doğru olarak yürüyeceğimiz bir yol vardır: Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmaktır.”

Mustafa Kemal Atatürk

1923 yılında Cumhuriyet’in ilanının ardından, toplumun kalkınması ve çağdaş Türkiye’nin inşası amacıyla Mustafa Kemal Atatürk ve çevresindeki bir avuç aydının önderliğinde başlatılan devrimler hızla devam etti. Bunlardan en önemlisi, hiç şüphesiz, ulusal egemenliği pekiştiren başlıca devrimlerden biri olan kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesidir.

Dünyada yaşanan siyasi ve sosyal yapısal değişiklikler ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, çağdaş dünya artık kadınların da sosyal hayatta varlığının ve etkisinin artmasını gerektiriyordu. Buna paralel olarak, 19.yy sonlarına doğru kadınların özgürlük talebi de artmıştı. Ancak arka arkaya meydana gelen savaşlar ve yaşanan ekonomik buhran sebebiyle ‘’gelişmiş dünya’’ için kadınların sosyal ve siyasi alanda varlıkları talep edilen seviyeye ulaşamadı. Bununla birlikte, Türkiye’de Avrupa devletleri ile karşılaştırıldığında kadın hareketlerinin geçmişi de oldukça kısıtlıydı.

Henüz 10 yıl öncesinde toprakları işgale uğramış olan genç Türkiye’nin kurucu kadroları, kadınlar olmadan muasır medeniyet seviyesine ulaşılamayacağının bilincinde olarak, Türk kadınına ilk kez 3 Nisan 1930 yılında kabul edilen Belediye Kanunu ile oy kullanma ve seçilme hakkı tanıdı. Yunus Nadi bu hakkın daha da genişleyeceğini şu sözleriyle dile getiriyordu; “Ailenin temeli ve milletin şefkatli anası olan kadının memleket işlerinde hiç olmazsa erkekler kadar hukuka sahip olması lâzım geleceği takdir ve teslim edilmelidir… Türkiye Büyük Millet Meclisi, müzakere etmekte olduğu Büyük Belediye Kanunu’nda kadınlara belediye sahasında seçim hakkı tanımaya hazırlanıyor. Burada belediye kelimesi yalnız bir aşama ifade eder. Bu kanun ile kadınlara tanınmak istenen hak esasen seçim hakkıdır. Seçmek ve seçilmek hakkı.”¹

Gerçekten bu bir aşamaydı. Kadınlar bu tarihten kısa bir süre sonra, 1933 yılında, muhtar ve ihtiyar meclisi seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkı kazandılar. Nihayetinde, 5 Aralık 1934 tarihinde milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde ettiler.

Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan ve hız kesmeden gerçekleştirilen devrimlerin amacı; Türk toplumunun tüm dünyada çağdaş uygarlık seviyesinde tanınan, kadını ve erkeğiyle birlikte yükselen, toplumun omuz omuza dayanışma içinde kalkındığı bir ülkeydi. Bu doğrultuda kadınlara tanınan haklar demokratik yaşamın olmazsa olmazlarından biriydi.

Türk kadınının milletvekili seçme ve seçilme hakkını kullandığı ilk seçim, 8 Şubat 1935 seçimleri oldu. Toplumda yaşanan tartışmalara rağmen kadınların demokratik kazanımlarına büyük ilgi gösterdikleri bu seçim sonucunda 17 kadın milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. 1936 yılında gerçekleştirilen ara seçimle birlikte kadın milletvekili sayısı 18 oldu.

1935 seçimleri ve sonraki ara seçimde Meclis’teki toplam kadın milletvekili oranı (%4,6) ancak 72 yıl sonra, 2007 yılında (%9,09) geçilebildi. Türkiye, Atatürk’ün vefatının ardından devrimlerin neredeyse durması ve kısa bir süre sonra karşı devrim faaliyetlerinin hızlanmasının sonucunu kadınların siyasi yaşamda varlığında da hissetti.

Henüz uluslararası alanda kadınlara tanınmamış olan hakların Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Türkiye’de öncelikle eğitimde olmak üzere tanınmaya başlaması, ardından Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ve sonrasında gelen siyasi haklar genç Türkiye’nin en önemli devrimlerinden biri oldu. Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınmasından kısa bir süre sonra gerçekleştirilen seçimlerde alınan sonuç ve kadınların temsil hayatında yer alması, toplumun devrimlere verdiği en güzel cevaplardan biriydi.

Cumhuriyet’in sayısız kazanımları arasında, ulusun çağdaşlaşması için kadınların her alanda erkeklerle birlikte var olması, gelecek nesiller için de umut ışığı olmuştur. Türk devriminin kadını ve erkeğiyle birlikte tüm vatandaşlarına tanıdığı haklardan geri adım atılmaması gerektiği, günümüzde yaşadığımız coğrafya itibarıyla da her gün bir kez daha kanıtlanmaktadır. Dinin sömürülmesi ile kadınlara yaşam hakkının tanınmadığı, cinsiyet ayrımcılığının kendini her alanda gösterdiği, kadınların ve kız çocuklarının 21.yy dünyasında hala karanlığı yaşadığı bu coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, her türlü gericiliğe rağmen haklarından feragat etmemek için mücadele etmelidir.

Üçüncü Yol

¹ Yüceer, S., (2008). Demokrasi Yolunda Önemli Bir Aşama: Türk Kadınına Siyasal Hakların Tanınması (s.141)

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Siteye e-posta ile abone ol

Bu siteye abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için kayıt olmalısınız.

Diğer 56 aboneye katılın

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.