Üçüncü Yol

KIBRIS’TA KEMALİST GELENEK, KÜÇÜK VE DENKTAŞ – I

Kıbrıs Türkünün özgürlük ve bağımsızlığı için verdiği mücadelenin eseri olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 38 yıldır yaşamaya devam ediyor. Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi’nin başlangıç tarihini adanın İngilizlere kiralandığı yıl olan 1878’den başlatacak olursak, bu mücadelenin uzunluğunu ve tarihsel önemini daha iyi kavrayabiliriz.

Bugün Kıbrıs’ta “federasyon mu, iki devletli çözüm mü?” tartışmaları süredursun, Kıbrıs Türk halkının tarihine baktığımızda iki başat figürün, iki liderin varlığını fark ederiz: Biri Dr. Fazıl Küçük, diğeri ise Rauf Denktaş.

İkisi de ömürlerini Kıbrıs davasına adadı.

İkisi de son nefeslerinde bile mücadeleye ve bağımsızlığa olan inançlarından bir an olsun vazgeçmedi.

Peki bugün, Doktor Fazıl Küçük’ün vefatının 38, Rauf Denktaş’ın vefatının ise 10.yıl dönümünde onları anarken söze nereden başlamak gerekir? Biyografilerini yazarak mı? Yalnızca “önemliydiler” diyerek mi? Yoksa onları varoluş mücadelesine iten, hayatlarını bu mücadeleye adamalarını, onların olaylarda pozisyonlarını tayin etmelerini sağlayan düşünsel birikimlerini inceleyerek, Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi’ni yaratan düşünceyi saptayarak mı? Hiç şüphesiz ki sonuncusu. Çünkü büyük insanların arkasından “anıyoruz” demek kolaydır. Esas mesele, o insanları hayatlarını adadıkları mücadeleye iten şeyin ne olduğunu anlayabilmektir.

Küçük ve Denktaş’ın Miras Aldıkları Geleneğin İlk Temsilcileri: Adanın İlk Kemalistleri

İngilizler, 93 Harbi (Osmanlı-Rus Savaşı)’nin ardından Rus birliklerinin Yeşilköy’e dayanmasıyla, korku içine düşen II.Abdülhamid’e Kıbrıs’ı kendilerine kiralamaları karşılığında destek güvencesi vermişler, II.Abdülhamid de bunu kabul ederek aynı yıl yapılan Kıbrıs Muhaademesi ile Kıbrıs’ı İngiliz idaresine fiili olarak bırakmıştı. Her ne kadar antlaşmaya göre  egemenlik alanında adanın yasal egemenliği hâlâ Osmanlı Devleti’ne ait olsa da ada fiili olarak İngilizlerin kontrolüne bırakılmıştı. Zaten İngiliz idaresi de adada geçici değil kalıcı olduğunu kısa zamanda gösterdi. Adada, Osmanlı döneminde Türkler ve Rumlar arasında kurulan toplumlarası denge alt üst edildi. Rumlar, kamu kurumlarına yerleştirilmeye, devletin önemli mekanizmalarına getirilmeye başlandı. Türkler ise devlet kademelerinden uzaklaştırıldı.

Rumlar, İngilizlerin gelmesiyle birlikte daha da güçlendirler. Sevinçliydiler. Zira, 1821 yılından beridir adada süre gelen Enosis hayalleri için kapı aralanmıştı. Adaya 8 Temmuz 1878’de ayak basan İngiliz birlikleri, Lefkoşa’da Türk bayrağını gönderden indirirken “Enosis” nidalarıyla bağıran ve İngilizlere alkış tutan Rumlar, Birleşik Krallık’ın adayı Yunanistan’a “hediye edeceğine” inanıyorlardı.

1891’de Kıraathane-i Osmani adında Jön Türkler tarafından kurulan ilk oluşumla beraber, adada Kıbrıs Türkleri örgütlü mücadele pratiğine geçerler. Türkiye’ye yeniden bağlanmak için siyasi parti ve örgütlenmeler kurulur, gazeteler çıkartılır. Hatta bu mücadeleye katılan bazı liderler daha sonraları İngiliz Sömürge İdaresi tarafından “ortadan kaldırılır.”

Ancak, 1914’te İngilizlerin adayı tek taraflı ve hukuka aykırı şekilde ilhakı, Osmanlı’nın ise bu duruma nota vermekten başka bir şey yapamaması, Kıbrıs Türklerini umutsuzluğa sevk eder. O dönem adadaki Kıbrıs Türklerinin 1/8’i adayı terk eder. Kıbrıs Türklerine ait gazeteler kapanır. Ancak Kıbrıs Türkleri yine mücadeleye devam ederler. I. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinden sonraki süreçte  Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından yaklaşık 1 ay sonra, adada Türkiye ile birleşmenin yollarını arayan vatanseverler I. Milli Kongre’yi düzenlerler. Kurulan siyasi partiler ve çıkarılan gazeteler İngilizlerden kurtulmayı ve anavatanla yeniden birleşmeyi amaçlarken, Mondros Ateşkes Antlaşması ile birlikte anavatan da düşman işgaline uğrar.

Anadolu’da Milli Mücadelenin başlaması, Kıbrıs Türklerini de etkiler. Adada 1919’da kurulan “Doğru Yol” ve “Söz” gazeteleri, Anadolu’daki Milli Mücadele’nin Kıbrıs’taki sesi olurlar. Hatta bu gazetelerden Söz’e bizzat Atatürk’ün talimatıyla bir dönem düzenli olarak para yardımı yapıldığı bilinmektedir. Zaferden sonra, Kıbrıs Türkleri de büyük sevinç yaşamış, Rumların Megeli İdea hayalleri büyük yara almıştır.

Ancak 1923 Lozan Barış Antlaşması’nda Genç Türkiye, Kıbrıs’ın İngiliz idaresinde olduğunu tasdik etmek mecburiyetinde kalmıştır. Zira, İngilizlerle anlaşılamaması halinde savaştan çıkmış Türkiye’nin adaya müdahale edecek ve kontrol alabilecek hiçbir gücü yoktur. Bu sebeple zaten “de-facto (fiili)” olarak var olan durum, “de-jure (resmi)” hale dönüşmüştür.

1923’te adanın resmen İngiliz idaresine geçmesinin ardından İngilizler 1925 yılında adayı “Taç Kolonisi (Crown Colony”) ilan ederler. Türkiye Cumhuriyeti ise aynı yıl adaya ilk konsolosunu (Asaf Bey) gönderir. İngiliz Sömürge İdaresi kısa zamanda Türkiye’nin Lefkoşa Konsolosu Asaf Bey’in adadaki Kıbrıs Türkleri ile olan ilişkilerinden rahatsız olmaya başlar. Zira, Sömürge idaresine göre Asaf Bey, adadaki Türkler arasında Kemalist Türkiye’nin propagandasını yapmaktadır. Dönemin İngiliz valisi Strasuss, 1928’de İngiliz Sömürgeler Bakanlığı’na gönderdiği raporda Asaf Bey’in faaliyetleri hakkında şu ifadeleri kullanır:

“… 1928’de ikinci kez konsolos olarak atanmasından sonra dikkatini ve faaliyetlerini buradaki Türk vatandaşlarıyla ilgilenmeye ayıracağına, daha çok yerli Müslüman ahalinin (Kıbrıs Türkleri kastediliyor) Ankara’daki canlı şekilde ilgilenmeye cesaretlendirmeye ve onların içinde Türk Ulusal Bilincini uyandırmaya yönelmiştir. Bu yöndeki faaliyetlerinin, resmi görevini aştığını ve ihlal ettiğine ilişkin resmi kanıtlar elde etme olanağı bulunmamaktadır ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı gününün aktif olarak adanın çeşitli yerlerinde kutlanması, Asaf Bey’in konsolos olarak atanmasından sonra başlamıştır ve bu etkinlikler kanımca onun kişisel etkisinde olmaktadır.”

Adadaki Kemalist Hareketin Ortaya Çıkışı

1930 yılına gelindiğinde ise adadaki Kemalist hareket siyasi sahada gün yüzüne çıkar. Esasında “Milli Cephe” adıyla 1927 yılında kurulan ve daha sonra  “Halkçılar*” adıyla anılan bu hareket – ki dönemin İngiliz valisi tarafından “Yeni Türkler” olarak adlandırılmışlardır-, Türkiye’deki Kemalist devrimi benimsiyor, Türk ulusal kimliğine sahip çıkıyor, İngiliz Sömürge İdaresi ve onun Kıbrıs Türkleri içindeki yandaşı olan Evkafçılara ise muhalefet ediyordu. Dönemin İngiliz valisi, İsmail Bozkurt, “Kıbrıs Türk Halkı’nın Siyaset Kurumu Üzerine Deneme” adlı yapıtında Halkçılar (Kemalistler) ve Evkafçılar (İngilizciler) arasındaki ayrıma şu noktalarla dikkat çeker;

⦁           Kemalistler’in Türk ve Türk kültürü nitelemesine karşın, İngilizcilerin/Evkafçıların İslam nitelemesi (yani adadaki Türkleri “Türk” değil sadece “Müslüman” olarak nitelendirilmesi) ve yaratmaya çalıştıkları buna dayalı kültür anlayışı,

⦁            Kemalistlerin Türkiye’ye koşut biçimde yeni Türk alfabesini hemen uygulamalarına karşın, İngilizlerin ve İngilizcilerin (Evkafçıların) Arap alfabesini kullanmakta ısrarcı olması,

⦁          Kemalist ulusalcı kimliği savunanların somut bir simgesi şapka iken İngilizciler (Evkafçıların) için bu simgenin fes olması.     (Bozkurt, 2015)

Kemalistlerle Evkafçılar arasındaki politika ve anlayış farkının en temel ayrımı esasında Kemalistlerin Türkiye’de uygulanan devrimi, Türkiye’den “talimat gelmemesine” karşın doğrudan benimsemesi, Evkafçıların ise İngiliz Sömürge İdaresi onaylı “muavazaalı” bir anlayışı benimsemeleri ve İngiliz Sömürge İdaresi’nin Kıbrıs Türklerine yönelik “etkisizleştirme ve kimliksizleştirme” siyasetine hizmet etmeleridir. Bu bağlamda İngilizler, Rumların aksine Türklerin kendi toplumsal varlıklarına ait kurumlarını (Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve Müftülük vb.) kurumları yönetmesine müsaade etmemişler, Türklük bilincinin oluşmasını engellemek maksadıyla, Türk adını her yerden silmeye veya konulmasına müsaade etmemeye çalışmışlardır. Bu duruma ilişkin yıllar sonra; Dr.Fazıl Küçük, 1970 yılında kaleme aldığı bir yazıda şu ifadeleri kullanmıştır:

“Evkaf binasının üzerinde İngiliz bayrağı hakimdi. Halkın ismi ‘Müslüman’ idi. Bizlere ‘Kıbrıs Türkü’ olarak değil ‘Kıbrıs Müslümanı’ olarak hitap ediliyordu. Türk kelimesini resmi daireler kullanmıyordu. Lise’nin ismi ‘Müslüman Lisesi (Lefkoşa İslam Lisesi)’, Kız Lisesi’nin ismi ise ‘Viktorya Okulu’ idi. Bütün bunlar birer birer ele alınarak aydın, köylü, şehirlinin destek ve yardımıyla yeni bir statüye sokulabilmiştir.” (Doğasay, 2020)

(Dr. Küçük’ün yazısında da ifade ettiği üzere, İngiliz Sömürge İdaresi’nin resmi devlet belgelerinde 1948’e kadar “Kıbrıs Türkü” ifadesi kullanılmamıştır.)

Adadaki Kavanin Meclisi seçimleri 1930’un Ekim ayında yapılacaktı. Kıbrıs Türkü kontenjanı için iki kesim yarışıyordu. Bir yanda Halkçılar yani Kemalistler, diğer yanda Evkafçılar yani İngilizciler… Halkçılar grubunun lideri Necati Özkan, 1927 Lefkoşa Belediye Meclisi üyeliğine seçilerek ilk defa Kemalistleri siyasi bir temsiliyet alanına taşımıştı. Sıra, Yasama Meclisi seçimlerindeydi. Öte taraftan Evkafçıların adayı Sir Münir ise İngilizlerin  atamış olduğu Evkaf Müdürü idi.  13 Ekim 1930’da yapılan seçimler Halkçılar yani Kemalistlerin kesin zaferi ile sonuçlandı. Seçim zaferinden sonra Halkçılar mecliste özellikle İngiliz idaresine karşı sert bir muhalefete başladılar. 1 Mayıs 1931’de Lefkoşa’da adanın her tarafından gelen Halkçılar (Kemalistler) bir toplantı yaptılar. “Milli Kongre” adı verilen bu toplantıda toplumsal meselelerle ilgili ciddi kararlar alındı. Medeni Kanununun yeniden düzenlenmesi, şeri mahkemelerin kaldırılarak laik mahkemelerin kurulması, Evkaf’ın dini yetkilerinin müftülüğe verilmesi gibi bir dizi devrimci karar alındı. Bu kararlar, Türkiye’deki gelişmelere oldukça paraleldi. Bilindiği üzere Şeri mahkemeler yerine laik mahkemeler 1924 yılında kurulmuş ve yine Şeriye ve Evkaf Vekaleti lağvedilerek Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak iki ayrı kurum oluşmuştu.

Ancak Kemalistlerin etkinliği sadece birkaç ay sürebildi. Ekim 1931’de Rumların başlattığı Enosis İsyanı adadaki siyasi hayatın da sonu oldu. Lefkoşa’daki Sömürge valisinin konağını ateşe vermeye kadar giden olaylar sonunda Sömürge idaresi sıkıyönetim ilan etti. Siyasi faaliyetler yasaklandı, basın ortadan kaldırıldı. Rumlarla birlikte olayın içinde hiçbir dahli bulunmamasına karşın Türkler de cezalandırıldı. Türk bayrağı asmak yasaklandı. Türklüğü çağrıştıran hemen hemen her şey yasak altına alındı.

Böylece, adadaki ilk Kemalist hareket şimdilik son bulmuştu; ta ki tarih sahnesine Mustafa Kemal’in izinden giden yeni kahramanlar çıkana dek…

19.01.2022

Ali ERGENDEDEOĞLU

Üçüncü Yol Kıbrıs Temsilcisi

Yazarın Notu:

(*) Kıbrıs’taki Kemalistlerin kendilerine “Halkçı” demesinin temel sebebi, Kemalistlerin kendilerini Türkiye’deki Cumhuriyet Halk Fırkası ile özdeşleştirmesinden kaynaklıdır. Zaten o dönemlerde Türkiye’de de  1931’e kadar “Kemalizm” kavramı ideolojik anlamda kullanılmamaktaydı.

Kaynakça:

Beratlı,N. (2020). Kıbrıslı Türk Siyasi Tarihi. Lefkoşa: Khora Yayınları. 1.Baskı

Doğasay,D. (2020). Dr.Fazıl Küçük’ten Satır Araları. Lefkoşa: Dr.Fazıl Küçük Vakfı Yayınları. 2.Baskı.

Bozkurt,İ. (2015). Kıbrıs Türk Halkı’nın Siyaset Kurumu Üzerine Bir Deneme. Lefkoşa: Zeytin Yayınları. 1.Baskı

Balyemez, M. (2021). İngiliz Yönetimi Döneminde Kıbrıs Türklerinin Siyasi Örgütlenmeleri (1923-1960). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları –

Yüksel, D.Y. (2009). Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi (1914-1958). ÇTTAD, VIII/18-19, (2009/Bahar-Güz). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/233384

Ali Ergendedeoğlu

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Siteye e-posta ile abone ol

Bu siteye abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için kayıt olmalısınız.

Diğer 56 aboneye katılın

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.