GÖZDAĞI

29 Mart 2016 tarihli “Gözdağı ve Zaafiyet” başlıklı yazımızın temel mesajı şuydu:

“Evet, yapılanlardan ve sızdırılan konuşma kayıtlarından anlıyoruz ki Hakan Fidan ve Erdoğan kendi pozisyonlarını korumak ve güvene almak için her şeyi yapabilirler. Fakat bu durum, yapılan her şeyin bu kişiler tarafından “kurgulandığı” anlamına gelmez. Çünkü bazı eylemler, saldırılar, “Erdoğan AKP’si”ne uzun dönem destek verse de son dönemde karşı olan güçlerin müdahalesi için uygun ortamı yaratabilir. AKP de bu riski göze alamaz.

Bu durumda bahsedilen tipteki saldırılardan çıkan sonuç, saldırıların Erdoğan’a gözdağı olduğudur.” [1]

Hatta yazıda şöyle bir kısım da vardı:

“Şöyle düşünün:

Son Ankara saldırısından 1 saat sonra CEMAAT güdümünde olan TSK açıklama yapsaydı ve “Ülkenin yönetiminden ve güvenliğinden sorumlu olan iktidar ve istihbarat yetkililerin yurttaşların güvenliğini sağlayamadığı yerde TSK, yurttaşlarının güvenliğini sağlamak için yönetime el koymak zorunda kalmıştır.” deseydi, mevcut Erdoğan nefretinin yarattığı “Erdoğan gitsin de ne olursa olsun.” hissiyatıyla da birleştirince en anti-militarist olanlar bile bu duruma açıktan olmasa da gizliden alkış tutmaz mıydı?

Hele de Milli- Atatürkçü bir görünümle bu yapılacak olsaydı?
(Siz bu kurguyu aklınızın bir yerine not edin. Belki bir gün lazım olur.)”[2]

16 Temmuz 2016’da yazdığımız “İşgal, Kalkışma, Kurgu” başlıklı yazıda da şunu söylemiştik:

“Birincisi, AKP asla demokratik bir hamleyle gitmez. Gitmiyor da.
Birinci durumdan yola çıkarak kendisini oraya getiren ve orada tutan efendiler için bile Erdoğan’ın demokratik yöntemlerle tasfiye edilemeyeceği kabullenilen bir gerçek. Tıpkı Orta Doğu’da bir zamanlar destek verdikleri başka liderler gibi.
İkincisi, AKP; yaşadığı, yaşattığı her durumdan sonra durumu kendi çıkarlarına göre yontacak hatta kendisine zarar verecek bir girişimden bile meşru müdahale hakkı çıkaracak yayın mekanizmalarına sahip. Ve azımsanmayacak kadar çok sayıda kayıtsız şartsız kendisine destek veren kitlesi de mevcut. (Bu kitlenin bir kısmının bu sahiplenişinde kendi içlerinde inandıkları “Biz AKP sayesinde söz hakkına sahip olduk. Eğer AKP giderse biz de biteriz.” düşüncesinin de payı büyük.)” [3]

***

Kalkışmanın üzerinden 13 gün geçti. Kalkışmanın “eylem” kadrosuna dair hâlâ her şey çözülememiş olsa da olayın nasıl, neden ve ne şekilde olduğu, olamadığı ortaya çıkmaya başladı.

Öncelikle şunu bilmekte fayda var: Emperyalizm, bir ülkede karar verme mekanizmalarında bariz etkisi olan herhangi bir uzantısını gözden çıkardığında, süresi dolduğunda ya da kontrolden çıkmaya başladığı noktada “hizaya sokmak” istediğinde, o ülkedeki başka unsurlarını devreye sokar. O güne kadar beraber hareket ediyorlarsa bile artık birbirlerine hedef haline gelirler.

AKP’ye karşı ciddi bir gözdağı sürecine girdiğimizi, Ankara ve İstanbul’daki saldırıların bu şekilde değerlendirilmesi gerektiğini yazmıştık, bu durumun AKP’ye siyasi ve “milli” bir anlam yüklemeyeceğini, temel meselenin “beka” sorunu olduğunu vurgulayarak.

İşte bu gelişmeler dahilinde yargı ve orduda FETÖ, mecliste HDP, bu “görev” doğrultusunda eski müttefiklerine -mecazi anlamda- silah doğrulttular.

Emperyalizmin bilinmesi gereken özelliklerinden birisi de desteklediği unsurların yaptığı gayri demokratik ve gayri etik tüm hareketlere göz yumduğu ve kendince vakti geldiğinde de bu durumları silah olarak kullanmasıdır.

Gezi’de gerçekten de “dış güçlerin” parmağı vardı fakat onların da hesaplayamadığı şekilde tamamen milli ve bağımsız bir noktaya evrilince Gezi, HDP devreye sokularak kitle demoralize edildi, dağıldı. 17-25 Aralık girişimi de yine aynı türde “uyarı ateşi”ydi. Aşk evliliği yapanların yuvası “şiddetli geçimsizlik”le sarsılıyor, yataklar ayrılıyordu.

Türkiye’deki iktidar belki de Batılı emperyalistlerin “yol haritası”nda ilerlemeye devam ediyordu[4] ama “yasak ilişki”ler kurmaya da meyil ediyordu. Çin ile füze anlaşmaları, Rusya ile nükleer anlaşmaları gibi. Belki de bu kapsamda gözdağıydı Ankara ve İstanbul’da yaşanan facialar.

Ve bu “gözdağı”nın sonraki her hamlesinde saldırının büyüklüğü ve tesiri artıyordu.

Tam bu anda soralım: FETÖ, TSK’deki bu girişimi neden yaptı ve neden bazı şeyler yarım yamalak kaldı?

Resmi olarak 17-25 Aralık’la başlayan ayrışmadan sonra hükümet, FETÖ unsurlarını çeşitli kurum ve kuruluşlarından tasfiye etmek istiyor, buna yönelik girişimlerde de bulunuyordu. Ama bu girişimler TSK nezdinde sönük kalıyordu. Bunun sebepleri içinde AKP’nin tasfiye edeceklerinin yerine koyacağı yeteri kadar alternatif kadrosu olmadığı gibi Genelkurmay Başkanlığının bu konudaki direnci ve FETÖ’nün en sağlam kalesini bırakmamak için her şeyi göze alabileceğini bilmesinin de payı olabilir.

FETÖ unsurları, Ağustos ayında yapılacak Yüksek Askeri Şura’da ciddi bir tasfiyeye uğrayacaklarını biliyorlardı. Kısa vadeli olarak bakıldığında da TSK’nin üst kadrosunda optimum(en iyi) seviyeye ulaşmışlardı. Belki 10 yıl sonra daha güçlü hale gelebilecek olsalar da 2016 şartlarında ağır bir tasfiye ile karşı karşıyaydılar. 13 Temmuz’da Askeri Casusluk davası kapsamında TSK içinde yapılacak operasyon, yine FETÖ üyesi Genelkurmay Adli Müşaviri Albay Mehmet Oğuz Akkuş tarafından 1 hafta sonraya erteletilmiş, bu durumla ilgili bilgilendirme de FETÖ unsurlarına ulaştırılmıştı. FETÖ’nün TSK’deki makam mevki sahibi unsurları için zaman daralıyordu.[5]

Bu noktada bir alıntıyı daha paylaşmakta fayda var:

“Önceden Ülkücü görüşteyken sonradan Cemaat şakirdi olanlar için Ülkücüler, İngilizce “change” kelimesinden hareketle “çenç”, yani “değiştirilmiş, sahteleşmiş” kelimesini kullanıyordu. Bunun gibi, Karadeniz’de elle üretilip, el yazısıyla “çakma numara vurulan” tabancalardan etkilenerek sonradan Cemaatçi olanlara “Çakma Cemaatçi” de denmekte. Kısacası “Ülkücü dönmesi” olanlar, Ülkücüler arasında da Cemaatçiler arasında da “güvenilmez adamlar” diye sınıflandırılmışlardı. Bu yüzdendir ki “güvenilmez adam” sıfatından kurtulmak ve “Cemaatin güvenini kazanmak” için, 2007-2013 yılları arasında yapılmış tüm düzmece operasyonları hep bu kişiler yönetmişlerdir. Asli kadrodan yetişmedikleri için, Cemaat tarafından kolayca “vazgeçilecek adamlar” olarak “kullanılmışlardır”. [6]

Bu sözler, FETÖ’nün yayılma ve operasyon mantığına gayet uygun. Evet, bahsedilen kişilerdi bu düzmece kumpas davaları operasyonlarını yönetenler. Fakat FETÖ’nün hiç istemeyeceği başka bir durum vardı, bu da bu davalarla tasfiye edilen kişilerin, kendilerini tasfiye eden ve yerlerine “yükselen” kişileri bildiklerinden bu “asıl kadro”ları tespit edip hem kamuoyuna hem de devlet yetkililerine teşhir etmeleriydi.

Yani FETÖ’nün elinde, kimlikleri deşifre edilmiş, yüksek mevki ve makamlarda -hatta en tepeye çok yakın yerde- ama yakın zamanda tasfiye edilecek bir kadro vardı. Bu kadro en azından “savaşarak” gitmeli, kazanamayacak olsa bile tahribat yaratmalıydı. Bu kadroyu yöneten kişinin FBI-CIA’nın kanatları altında olduğunu düşünüp bir de son dönemde Rusya ile ilişkilerin de normalleşmeye başladığını düşünecek olursak ABD’nin bundan ne kaybı olurdu ki?

KALKIŞMA

Kapalı hücre sistemine sahip FETÖ’de hücreler arasındaki “duvarlar” 13 Temmuz 2016 tarihinde kaldırıldı. Bu kapsamda öncelikle herkese farklı farklı gerekçeler uyduruldu. Baskın olan örnek “Bir ‘abi’nin MİT tarafından rehin alındığı ve kurtarılması için operasyon yapılacağı”ydı. Belirlenen tarih 16 Temmuz 2016, saat 04.00’dı. Fakat FETÖ unsurları bir detaydan daha haberdar oldular 16 Temmuz günü. O da kendilerine 20’sinde yapılacak operasyonun dışında 16 Temmuz günü sabaha karşı emniyetle ortak bir operasyonun daha yapılacağıydı. Bu yüzden operasyonlarını erkene çekmek zorunda kaldılar. Bu aşamada bir FETÖ üyesinin pişman olup aynı gün saat 15.00 civarında MİT’e gelerek itirafçı olduğu iddiası da yalanlanmadı. MİT’in durumla ilgili istihbaratını Genelkurmay’ın 2 defa ciddiye almaması üzerine Hakan Fidan bizzat Genelkurmay’a gidiyor. Saat 16.00 civarında “ikna” olan Genelkurmay’ın üst birimlere attığı uyarı fakslarının birçoğu yine aynı zamanda FETÖ üyesi yetkililere gidince onlar da yapacaklarının deşifre olduğunu öğreniyorlar ve süreç daha da hızlanıyor. Burada da uzmanlar bir detayın altını çiziyor: Darbeyi, darbe girişimini TSK yapar. Oysa FETÖ, darbe yaparak ülke yönetimine el koymaktan ziyade öncelikle cunta olarak TSK’de yönetime sahip olmaya çalışıyor, diğer yandan da Erdoğan’ı ele geçirmeye. Belli kırılma noktalarının FETÖ aleyhine olması, kumpas davalarla bedel ödedikten sonra çalışmaya devam eden subayların içeriden, bu davalarla emekli edilen bazı subayların da dışarıdan desteği ve Ömer Halisdemir‘in kahramanca tavrının da payıyla Özel Kuvvetler Komutanlığı Karargahının düşmemesi işin seyrini değiştiriyor.

FETÖ’nün yayın organları ve tetikçilerine baktığımızda kendilerini zaten bu sürece hazırlandıklarını yayın organlarında da sosyal medyada da görüyoruz. Hatta bu kalkışmadan hemen önce bir FETÖ savcısının iddianamesi bile çarpıcı şekilde tehlikeye işaret etmekte. [7][8][9]

Bu kalkışmadan ABD’nin haberinin olup olmadığı ile ilgili özellikle Rus basınında çok ciddi iddialar var. İddialardan birisi, operasyonu yöneten kişinin ”Amerikalı bir General” olduğu yönünde. [10]Rus basını bu kişinin adını bile veriyor. Bu planlamaların İncirlik Üssü’nde yapıldığı iddiasıyla beraber Rus Siyasi Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Sergey Markov’un sözleri olayı bambaşka bir boyuta taşıyacak nitelikte:
“Moskova’da bulunan ve görüşme halinde bulunduğumuz ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 16 Temmuz günü görüşmelere aniden ara verdi.”[11][12]

Ortaya çıkan başka bir detay da kalkışmada aktif rol oynayan İncirlik Üssü’nün tutuklanan komutanı Tuğgeneral Bekir Ercan Van’ın 14 Temmuz’da İncirlik’te işadamları ile bir toplantı yaparak “Sizlere farklı görevler verilebilir. Gelecek çok güzel olacak.” diyerek Amerikalı işadamlarına üstü kapalı olarak darbe girişimi sonrasına dair mesaj vermiş olması.[13]

ZAAFİYET VE DARBE

Son anda değişmek zorunda kalan planların yeni şartlara göre uyarlanamamasının ve TSK içindeki milli unsurların direnişi ile bu girişim Erdoğan açısından, Erdoğan’a karşı “Gözdağı” aşamasında kalmıştır.

Esas darbeye maruz kalansa, kumpas davalarla zaten çok ciddi zarar görmüş olan TSK’dir. TSK bu darbeyle hem toplum nezdinde itibar kaybına maruz kalmış hem de Kıbrıs, Ege, Orta Doğu ile ilgili en kritik dönemece girildiği evrede ciddi bir kan kaybı yaşamıştır. TSK’nin toparlanması da kolay olmayacaktır.

FETÖ denen yapıya yıllarca yaşam ve gelişme alanı veren tüm siyasi yetkililer suçludur. (Sadece AKP dönemi kastedilmemektedir.)

Fakat olayın olduğu an itibarıyla öncelikli sorumlu başta Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları olmak üzere TSK’nin yönetim mekanizmasıdır.

İsimsiz ihbar mektupları ve sahteliği defalarca kanıtlanmış dijital belgelerle kahraman subaylarını kendi elleriyle zindanlara yollayan Genelkurmay, FETÖ ile ilgili tüm somut iddiaları “delil yetersizliği” gerekçesiyle görmezden gelmiştir. Oysa Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının FETÖ’den haberdar olmama ihtimali yoktur. Çünkü bu kişiler bu pozisyonlara FETÖ’nün “lokomotif” olduğu operasyonlar sayesinde gelebilmişlerdir. 30 yaşında hiçbir gizli bilgi kaynağına sahip olmayan, sadece milli kaygılarla takip ettiği davalar sonucunda yazılan ve yaşananlara tanık olarak bir kişinin bildiğinden daha az bilgiye sahip olabilir mi Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları?

TSK içinde FETÖ üyesi barındırması açısından 86 ve öncesi devrelerin temiz, 86-90 arası devrelerin yoğunluğunun “karma”, özellikle 94 sonrası devrenin “silme” olduğu TSK’ye yakın tüm kaynaklar tarafından bilinirken 87-88-89 devrelerini emekli etmeye zorlayan bu TSK değil midir?

Siyaset ile TSK’nin iç içe girdiği, Genelkurmay Başkanı’nın, Cumhurbaşkanı’nın kızına nikah şahidi olabildiği ortamda diyelim ki Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları olayı yok saymaya çalıştılar. Peki diğer ordu komutanları, kurmaylar?

Onlar Genelkurmay’ın üst kademesini uyarmak ve sıkıştırmak için ne yaptılar? Diyelim ki yaptılar ve etki yaratamadılar. Bunun siyasi iradeye iletilmesi için ne yaptılar? Üstelik siyasi iradenin samimi ya da samimiyetsiz, etkili ya da etkisiz FETÖ karşıtlığı algısını beslediği yerde?

Böyle cani bir örgütün elinden kuvvet komutanlarının sağ kurtulması çok ciddi bir soru işaretidir. Sonrasında olabilecek başka bir kalkışma için bu kişilerle pazarlık yapılmadığını kim kanıtlayabilir?

Askerlik onuru, bir subay için her şeyin üstündedir. En iyi ihtimalle -ki böyle bir ihtimal söz konusu değil- hiçbir şeyi fark edemeyecek kadar olaylardan bi’ haber kalarak hem TSK’yi hem ülkeyi çok büyük bir tehlikenin kucağına attığı halde kişiliklerinden bir kurşunu esirgeyen komutanların hâlâ görevlerinin başında olabilmeleri, sadece “zaafiyet” ile açıklanabilecek kadar basit midir?

Kumpas davalarla muvazzaf subaylar Hasdal Askeri Cezaevi’nde yatarken, o cezaevinin bağlı olduğu kuvvetin başında olan Hulusi Akar’ın o subaylara neler çektirdiği, neler çektirilirken sessiz kaldığını bilmeyen var mı?

Kumpas davalara bizzat kendi özel kalemini “bilirkişi” diye tahsis eden Hulusi Akar’ın tetikçisi Binbaşı Ahmet Erdoğan değil midir FETÖ’nün kurduğu kumpasa ”uygun ortam” yaratan? [14][15]

Ankara kulislerinde iddianamesinin bile aylardır hazır olduğu konuşulan TSK’deki FETÖ yapılanmasına yapılacak operasyona karşı TSK’de oluşan ve bu operasyonu engelleyen “direnç” noktasını besleyen unsurlar kimlerdir?

Kimler, FETÖ’ye karşı kendisini uyarmaya gelen kişilerin verdiği bilgileri araştırmak yerine bu kişilere “orduevlerine girme yasağı” vermiştir? [16]

Aylardır yabancı basında TSK’de darbe olacağına dair onlarca analiz ve makale yayımlanmışken TSK bu iddialarla ilgili en ufak bir kurum içi araştırma yapmış mıdır?

En iyimser ve yansıtıldığı haliyle; yaverler ve bazı komutanlar, Kuvvet Komutanları ve Genelkurmay Başkanı’nın kalkışmaya dahil olmaya davet etmişlerdir.

Bu kişiler, bu Kuvvet Komutanları ve Genelkurmay Başkanı’ndan şu zamana kadar ne görmüş ya da ne görmemiştir ki bu teklifi yapacak cesareti ve rahatlığı gösterebilmişlerdir?

FETÖ sayesinde belli konumlara gelen kişiler, asla tam anlamıyla FETÖ ile mücadele edemezler. Çünkü yapacakları mücadele belli bir aşamadan sonra kendi suçlarının itirafı anlamına gelir.

Bu yazının yazıldığı tarihte (28 Temmuz 2016) açıklama yapan Genelkurmay’ın FETÖ tehdidini küçük göstermek için “erleri” bile dahil ettiği TSK nüfusu üzerinden “oran” belirterek açıklama yapması da bunun bir göstergesidir.

Hem erlerin dahil edilmesiyle elde edilen sayı üzerinden oranlama yapılması yanlıştır hem de sadece bu oran üzerinden bir ”tehdit analizi” yapmaya kalkmak sadece o tehdidin uyuyan hücrelerine gelecek için zaman kazandırmak, alan açmaktır.

Bu komutanların görevlerine devam etmeleri skandaldır. Tehlikeyi beslemektir. Bu komutanların YAŞ’a girebilmesi gafletten de ziyade bir “güvenlik açığı”dır. Eğer yetkililer bu konuda üstlerine düşeni yapmazlarsa, sadece bu sebepten bile ileride ya “suça yardım ve yataklık”tan yargılanacak ya da hâlâ yaşam alanı verdikleri bu komutanlar ve onlara dokunulmasını engelleyenler tarafından başka tehditlere, kalkışmalara maruz kalacaklardır.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
28 TEMMUZ 2016

DİPÇE

[1] http://ucuncuyol1919.com/2016/03/20/gozdagi-ve-zafiyet/
[2] http://ucuncuyol1919.com/2016/03/20/gozdagi-ve-zafiyet/
[3] http://ucuncuyol1919.com/2016/07/16/isgal-kalkisma-kurgu/
[4] http://www.milliyet.com.tr/gorunuse-aldanma-/gundem/ydetay/2242999/default.htm
[5] http://www.timeturk.com/darbeciler-hafta-sonu-gozaltina-alinacakti/haber-207497
[6] İn, Sabri Uzun, Sf 28-29 (2014)
[7] http://odatv.com/fethullahci-hakimin-hukuk-tarihine-damga-vuracak-karari-2107161200.html
[8] http://odatv.com/cemaatin-efsane-yayininin-cok-konusulacak-kapagi-2107161200.html
[9] http://odatv.com/yatakta-basip-safakta-asacaklar-1607161200.html
[10]https://www.rt.com/news/353126-campbell-nato-coup-turkey/
[11] http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/darbe-incirlik-ussunde-mi-planlandi-h113250.html
[12] “Enişte” Rusya mı? – İsmet Özçelik, Aydınlık, 27.07.2016
[13] http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/tuggeneral-ercan-van-is-adamlariyla-aylarca-incirlikte-toplanti-yapmis-1331299/
[14] http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/balyoz-kumpasina-darbe-diyen-binbasi-bilirkisiye-dava-acildi-1270734/
[15] http://dunya48.com/muyesser-yildiz/23822-muyesser-yildiz-kumpas-ta-bir-kayip-dava-binbasi-erdogani-kim-koruyor
[16] http://www.pes24.com/haber/genelkurmaydan-yeni-yasaklar/816/

Paylaş
Önceki İçerikİyi Ki Doğdun Murat Ağabey!
Sonraki İçerikUYANIN!

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın