Türkiye çürüyor. Kokuşmuş, küf tutmuş zihniyet her yanı sarıyor!

Türk ulusunun, egemenliğini bir kişiye devredip devretmeyeceğinin oylanacağı, evet oyunun daha yüksek çıkması durumunda yasama yürütme ve yargının tek elde birleşeceği, Meclis’in lağvedileceği, bir adım sonrasının Anayasa’dan Türklüğün kaldırılması olacağı referanduma az kaldı. Tansiyon her gün yükseliyor. Ülke kaynıyor. Her gün başka bir kriz, her gün başka bir sıcak gelişme… Şu son bir ayda neler olmuş, neler göze çarpmış bir göz atalım.

Mağduriyet politikasının ekmeğini balla yiyen AKP, görünen o ki içerde bulamadığı balı dışarıda arıyor. Hollanda ile ne olduğu anlaşılamayan, ”Sen ne lalesisin bilmem ama…” seviyesindeki “diplomatik kriz”, arkasından Avrupa’ya “başkaldırı” Türk ulusuna ne gibi zararlar getirecek bekleyip göreceğiz. Ortada bir “Ali Cengiz Oyunu” var mıdır bilinmez ama Türk devleti itibar sahibidir. Asırların birikimi vardır. Ve Türk devletinin itibarı, bile bile bir şeylere meze edilmişse bunun altından kimse kalkamaz.

AKP içerde bulamadığı balı Avrupa’da arayadursun, yol arkadaşı Devlet Bahçeli ve avanesi de (Genel Merkez) AKP’nin ekmeğini hazırlıyor.  MHP içinden istifa eden ve ihraç edilen isimlerin yürüttüğü “Türk Milliyetçileri Hayır Diyor Platformu” her gün ya bir saldırıya uğruyor ya da “dış güçler” tarafından (!) toplantı izinleri iptal ediliyor. MHP Genel Merkez “lideri” ve Ülkü Ocakları Genel Başkanı “MHP’li muhaliflere” tehditler savuruyor. OHAL durumunda siyaset arenasında iktidar baskısı kendini iyiden iyiye hissettiriyor.

*

Basında durum farklı değil. MHP’ye yakın olmak bir yana “MHP’nin televizyonu” diyebileceğimiz BENGÜTÜRK TV’nin en önemli iki ismi Murat İde, Çiğdem Akdemir ve Esra Yıldız televizyondan kovuluyor. Sebep “Hayır” cephesinde saf tutmaları. Murat İde’nin yerine “çantacı başı” sıfatıyla anabileceğimiz Metin Özkan getiriliyor. Recep Tayyip Erdoğan’ı konu alan kitabın grafikeri gözaltına alınabiliyor.

Son yapılan araştırmada, televizyonlarda “Hayır”ın dillendirilmediği ortaya çıkıyor. 01–10 Mart 2017 tarihleri arasında referanduma dair haber bültenlerinde, miting ve konuşmalarla ilgili haberlerde  Cumhurbaşkanlığına 53,5, AKP’ye 83, MHP’ye 14,5 saat ayrılırken CHP’ye 17 saat, HDP’ye 33 dakika ayrılıyor. 01–20 Mart 2017 arası canlı yayınlarda Cumhurbaşkanlığına 169, AKP’ye 301,5 saat ayrılırken MHP’ye ayrılan süre 15,5 saat. Siyasi partilerden referandumda “Hayır” diyeceğini açıklayan  Cumhuriyet Halk Partisi’ne sadece 45,5 saat ayrılıyor. 01–20 Mart 2017 tarihleri arasında Cumhurbaşkanı 3, danışmanları 17, Başbakan 2, Hükümet ve AKP temsilcileri, vekil ve belediye başkanları 113, CHP Genel Başkanı 1, CHP temsilcileri 19, MHP temsilcileri 7 canlı yayına katılıyor. [1]

Fotomaç gazetesi. 24 Mart Cuma günü TÜGVA’nın “Evet” ekini dağıttı…

Türk basını diye bir kavram yok artık Türkiye’de. Basının halini ahvalini uzun uzun anlatmaya gerek yok. “Havuz-Saray basını”, “ayrılıkçı basın” ve “freni patlamış kamyon misali ilerleyen muhalifimsi basın” diye ayırdığımızda hemen hemen çektiğim fotoğraf gözünüzün önüne seriliyor. Bununla da kalmıyor, artık işi iyice ileri götürüyor haramzadeler. Günlük siyasi gazeteler yetmiyor, spor gazetelerine de propaganda sirayet ediyor. Bilal Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kurulunda yer aldığı, hemen hemen her şubesinin açılışına katıldığı, başkanlığını da yakın arkadaşının yaptığı TÜGVA’nın (Türkiye Gençlik Vakfı) referandum için hazırladığı “Evet” eki Fotomaç gazetesi okuyucularına hediye ediyor. Kazanmak için elinden geleni ardına koymayan bir anlayışın hakim olduğu ülkemizde, bugüne kadar görmediğimiz, duymadığımız, Türk kültürüne tamamen zıt olaylar yaşanıyor. Ve maalesef zul gelmiyor, kabul görüyor.

*

Peki edebiyat ne alemde?

78 milyon nüfusa sahip olan Türkiye’de geçtiğimiz yıl kişi başına düşen kitap sayısı 8.4, kitap okumaya ayrılan süre ise ortalama yalnızca 1 dakika ve kitap ihtiyaç listemizde 235. sırada…  Kitap okuma alışkanlığında dünyada 86. sıradayız. Kitap okuyanlarımızın yüzde 35 civarı düşünsel (siyasi kitaplar da dahil), yüzde 65 civarınınsa aşk-kişisel gelişim kitapları okuyor. Kültür-sanat alanında durumlar pek farklı değil. İKSV’nin (İstanbul Kültür Sanat Vakfı) yayımladığı “Kültür Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar” başlıklı raporda görüyoruz ki toplum eve hapsedilmiş. 10 kişiden 7’si hiçbir etkinliğe katılmamayı yeğliyor. Toplumun yüzde 85’inin biricik etkinliği ise televizyon izlemek. [3] Yukarıda da belirtildiği üzere televizyonlar siyasi iktidarın ambargosu altında. Manipülatif haberler, belgeseller, tek düze ve tek düşünceli “tartışma” programları, bunların yanında insanların beyinlerini çürüten, düşünme ve sorgulama yetisini azaltan şov programları… Sadece izleyenlerin değil o şov programlarına katılan insanların “insanlık onurları”nın ayaklar altına alındığı ve kimsenin de “Yahu bir dakika! Soytarılığın lüzumu yok.” demediği bir zaman dilimindeyiz. Hal böyleyken, edebiyatta hangi gelişmeden bahsediyoruz? Popüler edebiyat dergilerinin sığ edebiyat anlayışının memleketi esir aldığı dönemde hangi gelişme? Genç şair ve yazarların kendilerini ispat edebilmek için “edebiyat kompradorlarına” yem olduğu şu dönemde hangi gelişme?

Neyden mi bahsediyorum? O zaman şöyle sorayım: Edebiyatı parsel parsel satın alan, “edebiyat kompradoru” Candaş Tolga Işık’ın yediği son haltı duydunuz mu?

Anıl Cihan’ın söz konusu şiiri

Bilindiği üzere “Kafa”, “Fitbol” ve “#tarih” Candaş Tolga Işık’a ait. Son olarak da “Diri Ozanlar Derneği” adında şiir ağırlıklı bir dergi piyasaya sürdü. Derginin son sayısında yayımlanan Anıl Cihan’ın “Enstrümental Kapitalizm ve Porno Suresi” adlı şiiri olay oldu. İslamcılar, yazarı ve dergiyi sosyal medya üzerinden linç etti. “Öldürelim.” diyenler bile oldu. Şiirin içeriği bir kenara, linçten sonra atılan adım daha da olay oldu. Derginin son sayısının toplatılmasına “dergi yönetimi” tarafından karar verildi. Bakın mahkeme kararı ile vs. ile değil, dergi yönetimi tarafından tepkilerden çekinildiği için… Yapılan açıklama daha da facia: “Dergimizin bu sayısında editoryal ekip tarafından dergi yönetiminin tamamen bilgisi dışında yayımlanmasına karar verilmiş ancak okuyucularına gelen geri bildirimler üzerine yine dergi yönetimimizin halkımızın hassasiyetlerini rahatsız edeceği konusunda mutabık kaldığı bir içerikten dolayı Diri Ozanlar Derneği dergisinin bu sayısının toplatılmasına ve yayın hayatının sonlandırılmasına karar verilmiştir. Ortaya çıkan bu durumdan dolayı bir kez daha okuyucularımızdan özür diler, saygılarımızı sunarız.” Her tarafından yalan olduğu belli olan açıklama. “Yönetimin bilgisi dışında” deniyor ama, şiirin olduğu sayfada bulunan çizim derginin ayrıca kapağını süslüyor. Hadi yayımlanmadan önce yönetimden kimse bunu bilmiyordu, yayımlandığı tarihten tepki alınan tarihe kadar da mı “Lan bi bakalım bu ay dergide ne var?” diye soran olmadı? O işin başka boyutu. Düşünebiliyor musunuz, sloganı “sadece şiir” olan bir şiir dergisinde editoryal ekip, yönetimden “icazet” alıyor. Ve şair ortada bırakılıyor! Şair, İslamcıların önüne atılıyor! Nasıl yani demeye kalmadan dergi toplatılıyor, derginin sosyal medya hesabı da kapatılıyor…

Edebiyat-yayıncılık/müşteri-okur eleştirisi ile ilgili okuduğum en iyi yazılardan birisinde “Dergi kapaklarındaki portrelerin fuarlarda karşınıza neden fincan, çanta ve defter olarak geldiğini düşündünüz mü hiç? Amaç size Cemal Süreya’yı sevdirmek, Nazım Hikmet’i okutmak değil de onları satmak olabilir mi? Ne de olsa yukarıda iki lafından biri “satmak” olan bir dergicinin (Candaş Tolga Işık’tan bahsediyor) sözlerini duydunuz. Bir düşünün. Bir düşünün ve bu düşünme aşamasının size bir şeyler kattığını fark ederseniz, vardığınız sonuçları bir birey olarak tüm hayatınıza uygulayın. Dediğim gibi, bu sadece dergiler veya yayıncılık meselesi değil. Bu bir düzenin, sistemin bizi ne yerine koyduğuyla ilgili.” [2] diyor yazar. Türk kültürüyle birlikte evrensel değerlerin de hemen hemen hepsini yozlaştıran iktidarın yetmeleri hücrelerimizi dahi ele geçirmek istiyor.

Türkiye çürüyor. Kokuşmuş, küf tutmuş zihniyet her yanı sarıyor!

*

Ve spor…

Hatırlar mısınız geçen yaz canlı yayında tüm Türkiye’den hesap soracağını söyleyen, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden bir futbolcu vardı, hani Barcelona’da oynuyor. Milli maç için geldiği Türkiye’de Fanatik gazetesine röportaj veriyor. Fanatik gazetesinin manşeti Arda’nın bir açıklamalarından: “Arda Turan gibisi yüz yılda bir gelir. Benim işim sahada olduğu için insanlar sürekli, ‘Aaa her yerde Arda var’ diyor. Tabii ki de her yerde ben olacağım. Yüzyıllık tarihe baksınlar. Kaç tane Arda Turan var!”

O manşet: Arda Turan gibisi 100 yılda bir gelir.

Kuşkusuz son dönemlerde Avrupa’da Arda’nın ilerleyişini göz ardı edemeyiz. Başarılarını inkar edemeyiz. Ama Arda unutmuş… Ondan çok önce Real Sociedad’a transfer olan Nihat Kahveci, İspanya’da 2002-2003 sezonunun gol krallığında 23 golle, Roy Makaay’ın ardından adını futbolun efsanelerine yazdırmış Ronaldo ile 2. Sırada idi.  Ve ilk kez bir Türk futbolcu “Ballon d’Or”a aday olmuştu. Hiç Nihat’tan böyle bir laf duyduk mu?

Aranzabal’lı, Aranburu’lu, De Pedro’lu, Xabi Alonso’lu, Valery Karpin’li, Kovacevic’li, Nihat’lı, Tayfun’lu o efsane Real Sociedad kadrosu…

Tugay Kerimoğlu. 8 yıl top koşturduğu Blackburn Rovers kulübünden nasıl ayrılmıştı? Tugay son maçını West Bromwich Albion karşısında oynadı. 32 bin kişilik Ewood Park Stadyumu tıklım tıklım dolmuştu. Ve statta bir tane değil, 32 bin tane daha Tugay vardı. Blackburn Rovers Kulübü yönetimi Tugay’ın maskesini yaptırmış tüm stat koltuklarına bırakmıştı. [4] Karşılaşma boyunca, özellikle Tugay oyundan çıkarken tüm statta Türk bayrakları dalgalanmıştı. Blackburn Rovers taraftarlarının “Türk lokumu” Tugay futbola öyle veda etmişti. Ve bugün Tugay’a o gün sorulduğunda hala mütevaziliğini kaybetmeden cevap vermeye çalışır. Hiç Tugay’dan böyle bir açıklama duyduk mu?

Tugay’ın vedası: Türk lokumu

Örnekler uzar gider.

Baba Hakkı’ya, Metin Oktay’a, Lefter’e, Can Bartu’ya değinmiyorum bile…

“Fazla mütevazilik kibirdendir.” demiş Arda, böyle açıklıyor o cümlelerini. Sanki ondan Türk halkı fazla mütevazi olmasını istemiş de o da halkı kırmamak için fazla mütevazi olamıyormuş gibi davranmış. Arda fazla mütevazi olmamayı “kibirsizlik” zannetmiş. Halbuki paçalarından, hatta  “Arda Turan gibisi yüz yılda bir gelir.” Cümlesinden buram buram kibir akan bir kişinin bu sözüne nasıl inanalım?

Arda’nın bu cümleleri tartışıladursun, sporla ilgili önemli bir toplantı yapılıyordu: Kulüpler Birliği tarafından düzenlenen “2. Futbol Zirvesi”… Programa, katılanlara ve nitelik olarak içeriğe baktığınızda hakikaten izleyene çok şey katacak bir zirve olduğunu göreceksiniz. Dünyaca ünlü eski futbolculardan Marcel Desailly, Christian Vieri, Eric Abidal ve Les Ferdinand’ın yanı sıra Belçika Futbol Federasyonu Eski CEO’su Steven Martens, Uluslarası Futbol Birliği Kurulu Genel Sekreteri Lukas Brud, Borussia Mönchengladbach Başkanı Rolf Königs, Bundesliga Strateji Direktörü Steffen Merkel, La Liga CEO’su Javier Gomez, UEFA Finansal Fair Play Direktörü Andrea Traverso, Uluslararası Olimpiyat Komitesi Pazarlama Direktörü Timo Lumme ve NBA Avrupa Direktörü Üst Düzey Başkan Yardımcısı Benjamin Morel [5] bu zirve içir Türkiye’ye gelmişti. Tabii ki onlar gündem olmadı! “Futbol ayrı siyaset ayrı.” meşruiyetiyle tribünlere siyasi pankartları sokmayanlar, siyasi marş söyletmeyenler son iki yılda futbola siyaseti karıştıra karıştıra futbolu da çorba etti. Ne gündem oldu hemen ona bakalım…

Ne ara bu kadar yükseldi, Türk futbolunda karar alır hale geldi hala pek anlaşılamasa da açılış konuşmasını Kulüpler Birliği Başkanı Göksel Gümüşdağ yaptı. Konuşmasının satır başları şöyle:

“Hiçbirimizin inkar edemeyeceği bir gerçeği hatırlamama izin verin. 16 Temmuz günü hiçbirimizin, yaptığımız hiçbir şeyin zerre önemi olmayacaktı. Eğer sayın cumhurbaşkanımızın dirayetli duruşu olmasaydı… Eğer insanları halk kahramanına çeviren liderlik vasfı olmasaydı… Bu yüzden kendisine minnettarız, borçluyuz ve bugün burada olduğu için gururluyuz. Bizler rahata kolay alışan insanlarız. Demokratik bir ülkenin bize sağladığı serbestlik ve refah içinde sadece bir ay önce yaşadığımız büyük travmaları unutmaya eğilimli insanlarız. Oysa bu ülkenin nasıl bir uçurumun kenarından döndüğünü unutmamalıyız.  Futbol ailesi olarak hepimiz adına konuşabilirim ki sayın cumhurbaşkanım; asla unutmayacağız. Ve ülkemize zarar vermiş ihanet etmiş olan FETÖ karşısındaki tavizsiz duruşunuzun daima arkasında olacağız sayın cumhurbaşkanım.”
(…)
“Bizim için bu çok önemli günde bizi yalnız bırakmadınız. Emin olabilirsiniz ki sayın cumhurbaşkanım bizler de sizi yalnız bırakmayacağız. ‘EVET’ sayın cumhurbaşkanım. Hep yanınızda olacağız.” [6]

Sonra Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç kürsüye çıktı. O da Recep Tayyip Erdoğan’a övgülerini eksik etmedi. Ondan sonra nöbeti Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören devraldı. Onun konuşmasının da satır başları şöyle:

“Son 15 yılda sizin önderliğinizde bunun meyvelerini toplamaya başladık. Ekonomimiz düzelmeye başladıkça, futbolumuz yükselmeye başlar. Ülkemiz güzelleşmeye başladıkça futbolumuz yükselir. Artık planlı bir şekilde büyüyoruz.”
(…)
“Sayın Cumhurbaşkanım, Türk futbol ailesi adına size minnettarım. Siz güçlendikçe futbol da güçlendi. Milli gelirimiz 3 bin dolardan 10 bin dolar seviyesine yükseldikçe şubat ayında Avrupa’da üç takımla mücadele eder hale geldik. Belki de şampiyonluklar gelecek.”
(…)
“Sayın Cumhurbaşkanım daha güçlü Türkiye için 17 Nisan sabahı ‘Evet’ diyen bir Türkiye’ye uyanmak için saygılarımı sunuyorum.” [7]

Bu açıklamalar bir yana, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı, Recep Tayyip Erdoğan’ın “Futbol da insan ile kaimdir. Süper Lig takımlarımızda oynayan kendi gençlerimizin sayısının giderek azalıyor olmasını hep birlikte düşünmeliyiz. Dünyanın en iyi futbolcuların takımlarımızda oynaması hepimizi elbette sevindirir. Ama kendi çocuklarımızın buralarda olması sevincimize gurur katar. Yeni dönemde Süper Lig’de oynayan kendi gençlerimizin artacağını ümit ediyorum.” [8] açıklamasını yanlış anlayıp, sırf ona yaranabilmek için “Yabancı kuralı 4 yıllık bir süreyi kapsıyor ama ben Cumhurbaşkanı’nın söylemine katılıyorum. Daha fazla yerli oyuncu olması lazım. Bundan sonraki Kulüpler Birliği’nde bu konuşulacak. Kulüpler Birliği kabul ederse, yabancı kuralını kaldırırız. Eğer ondan sonra bize gelirlerse bizim kararımız olumlu olur.” [9] diyecek kadar güç aşığı bir imaj ortaya koyabiliyor. Daha sonra “Türkiye Futbol Direktörü” Fatih Terim ve Kulüpler Birliği Başkanı Göksel Gümüşdağ kuralın değişmesinin “imkansız” olduğu konusunda bir açıklama yaptı… Peki tüm bunlardan sonra “yabancı kuralı” ile ilgili daha doğrusu “Yerli Teşvik Sistemi” ile ilgili ortaya çıkandan haberiniz var mı? Hemen kısaca özetleyelim. Bu kural ile, takımlar kadrolarında 14 yerli 14 yabancı oyuncu bulundurulabilecek. Kulüpler 18 kişilik maç kadrosunda ise 11 yabancı 7 yerli futbolcuya yer verebilecek. 7 yerli futbolculardan birisi ise alt yapılardan çıkmak zorunda olacak ve 11 yabancı futbolcuyla sahaya çıkılabilecek. Bir fon oluşturulacak, kulüpler bu fona 6 milyon lira aktaracak, bu fondaki para da yerli oyuncu oynatan ve millim takımlara gönderen kulüplere dağıtılacaktı. Fakat bu uygulanmamış. 6 milyon lira önce 2,5 milyona indirilmiş, daha sonra hiç oralı bile olunmamış. Durumu en iyi Cem Dizdar özetlemiş: “Türkiye Futbol Federasyonu, bu denli köklü bir değişiklik iddiası taşıyan projesindeki statü değişikliğini kimseyle paylaşmamaya özen göstermiş. Bu durumda kim kimi aldatmış, varın siz bulun! Yine de kuralın mucidi Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, icadı için (!), “Milli takım, yabancı serbestisi başladıktan sonra Avrupa Şampiyonası’na gitmiştir” türünden garip bir referans göstermeyi ihmal etmedi. (…) Beri yandan, en yetkili ağızların onca yıldır verdikleri vaatlere rağmen güçlü denetim mekanizmaları hâlâ oluşturulamadığından, örneğin “Hangi menacer, hangi oyuncudan, kaç yılda ne kadar para kazanıyor?” türü sorular yine yanıtsız kalacaktır. Burada ilk elde tartışılmaya çalışılan ‘yabancı kuralı’nın faydaları ya da zararı değil. Uygulamanın en hassas noktası konusunda kamuoyunun aydınlatılmaması hatta biraz sert ifadeyle ‘aldatılmış’ olduğudur.” [10]

Memleketin hali ahvali. Aldatıldıkları yetmiyor, el birliğiyle tüm ulusu aldatıyorlar.

Artık iktidar eline avucuna aldığı her kuklayı istediği şekilde kullanıyor. Kukla ya; ipi kipin elindeyse ona uymak zorunda. İki hafta önce “Futbola siyaset girmemeli.” deyip Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde “Evet” demek, Yıldırım Demirören gibi vasıfsız bir “patron”un işi olur.

Böyle giderse 2023’te Türkiye Futbol Federasyonunun olası logosu…

Kuklalar gerekeni yaptıktan sonra, sıra o kuklaları oynatana gelmişti konuşma sırası. O da futbolun gündem olması gereken toplantıda siyasete  girdi, muhalefete çattı. “Bunlar…” dedi, “Bunların jübile zamanı gelmiş.” [11]

İzleyenler bir futbol zirvesi değil de “AKP Genel Kurulu”na gelmiş gibiydiler. Öyleydi de gerçekten. “Esas oğlan” konuşma yaptıktan sonra salon boşaldı. Konuşmacılar üç-beş kişiye konuştu. Teknolojinin bu denli tavan yatığı çağda, hem de süper ligin yayıncı kuruluşunun ortak olduğu zirvenin kaydı hiçbir yerde yok. O gün o saatte futbolu hobi olarak takip eden milyonlarca kişi izleyemedi panelleri. Amaç neydi? Gerçekten futbol zirvesi mi yoksa yaklaşan referanduma futbolu meze yapmak mı?

*

Türkiye’de siyasetin spora da, sanata da, edebiyata da basına da yansıması bu şekilde. Hele biz 17 Nisan sabahında “nitelikli Hayır” diyen Türkiye’ye bir merhaba diyelim, sanattan da, edebiyattan da, spordan da, basından da bu vasıfsızları temizleriz.

Nitekim “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle cihana duyurmak için, her türlü baskı ve kontrolden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.”

Selametle.

Mehmet Aman


Dipçe

[1] http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/ekranlar-hayira-kapali-mi-hangi-parti-ne-kadar-gosterildi-1752067/
[2] http://kalemkahveklavye.com/2016/06/yayincilik-dergicilik-dergiler-uzerine-koray-saridogan.html
[3] http://cdn.iksv.org/media/content/files/KulturSanattaKatilimciYaklasimlar.pdf
[4] http://tr.beinsports.com/haber/tugaya-muhtesem-veda
[5] http://www.futbolzirvesi.kuluplerbirligi.org/
[6] http://www.sporx.com/tv/futbol-goksel-gumusdag-futbol-zirvesinde-konustuSXTVQ85565SXQ
[7] http://www.milliyet.com.tr/futbolda-dev-zirve-halic-te—2416871-skorerhaber/
[8] http://www.sporx.com/tv/futbol-cumhurbaskani-erdogan-2-futbol-zirvesinde-konustuSXTVQ85567SXQ
[9] http://www.yenisafak.com/spor/yildirim-demirorenden-yabanci-kurali-aciklamasi-2634212
[10] http://www.fanatik.com.tr/yazarlar/cem-dizdar/turkiye-futbol-direktorlugu-makami-artik-yok/1285163
[11] http://www.haberler.com/cumhurbaskani-erdogan-dan-chp-lideri-kilicdaroglu-9395781-haberi/

 

Paylaş
Önceki İçerikDÜŞMANLARI BELLİ: ULUSAL KİMLİK!
Sonraki İçerik“SİZ BİZDEN NE İSTİYORSUNUZ KARDEŞİM?”

31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir.
İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema.
Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

1 Yorum

Bir Cevap Yazın